SarayMedya | Sarayönü'nün Rehberi
Torku Banada Bitter

Geçmişten günümüze “Sarayönü”

Geçmişten günümüze “Sarayönü”
Bu haber 05 Ağustos 2017 - 17:43 'de eklendi ve 276 kez görüntülendi.

Kuyucu Murad Paşa’nın Celâli Mücadelesi Sürecinde Sarayönü ve Çevresi (2)

 

Bunların dışında esas mühim olan isyana liderlik edenlerdi. 1599’da Ehl-i örf içinden geniş bölgelerde ortaya çıkan bütün asilere hükmedebilecek güçte asi liderler ortaya çıkmıştı. Bunların başında Konya ve çevresinde Habeşistan beylerbeyi Hüseyin Paşa ile Divriği sancakbeyinin kapuağalarından Karayazıcı Abdülhalim bulunmaktaydı. Bunlardan daha küçük onlarca asi ileri geleni, Anadolu’nun hemen her tarafında sarı ve kırmızı bayrak çeken sipahi bölükleri, medrese öğrencileri köyleri ve kasabaları yağma etmekteydiler. Sonuçta, on yıldan daha az bir zamanda Anadolu tarihinde Celâliler olarak bilinen bu eşkıyalık hareketleri, bütün Anadolu’yu büyük bir yıkıma uğrattı.

Great Flight-Büyük Kaçgun olarak adlandırılan bir dönemin yaşanmasına yol açtı. Köylüler, çiftçiler topraklarını terk ederek daha güvenli olduğuna inandıkları bölgelere göç etti. Genellikle İstanbul’a göç edenler bu kötü durumdan bir an evvel kurtarılmaları için devlete şikâyette bulunmaktaydılar. İstanbul’da olup, Anadolu’da vakıf, çiftlik, arpalık gibi gelirlere sahip olanlar da onlara katıldı. Diğer taraftan bakıldığında asıl ilginç olanı güçlü ve kararlı devlet adamları zamanında bu isyanların ve isyancıların çıkmış olmasıydı. III. Mehmed ve I. Ahmed’in padişahlığı zamanında etkin rol oynayan Yemişçi Hasan Paşa, Yavuz Ali Paşa, Lala Mehmed Paşa, Derviş Paşa ve kurnazlığıyla ünlü Kuyucu Murad Paşa zamanlarında Karayazıcı, Deli Hasan, Tavil, Kalenderoğlu, Canpoladoğlu gibi ünlü asiler türemişti. Bunların akıbetleri yani bertaraf edilip edilmeyecekleri veya devlet hizmetine alınıp alınmamaları gibi kararlar bu veziriazamlar tarafından verilmişti. Bilhassa, Osmanlı- Avusturya savaşlarından sonra Celâliler eskiye göre daha güçlü liderler etrafında toplanan kişilerden oluşmaya başlamıştı. Bu liderler genel olarak görevlerinden alınmış veya beklentilerine istedikleri cevabı alamamış devlet görevlilerinden ve itibar kazanmış reayadan oluşmaktaydı. Meselâ, ilk büyük isyanı başlatan Karayazıcı Abdülhalim de sekbanbaşılık gibi görevlerde bulunduktan sonra Malatya taraflarında eşkıyalarla mücadele eden ilerlerine yiğitbaşı olmuş, akabinde etrafına topladığı sekban ve leventlerle Urfa civarını yağmalamıştı. Sözünü ettiğimiz Haçova yoklamasından kaçan zeamet ve tımar sahipleri ile kapıkulundan 30 bin kişi de Karayazıcı’ya katılmıştı. Bu asiler kapıkulu teşkilatına benzer bir yapı da kurmuşlardı. Çok geçmeden de hükümdarlığını ilan ettiğini bildiren fermanlar göndermeye başlamıştı. Ancak sık sık ifade edildiği üzere bu isyan liderlerinin isteği ayrı bir devlet kurmaya çalışmak değildi. En basit şekliyle kendilerine uygun mevkiler almak istiyorlardı. Osmanlı’da toprak tasarruf eden yüksek tabakadakiler, devlete ciddi anlamda muhalif olmaya muktedir olamamıştı. Devletin aralarındaki rekabeti artırmasına ve refah düzeylerini düşürmesine rağmen bu kişiler çözümü yine devlet içinde aramışlardı. İsyandan ziyade eşkıyalık kavramıyla ilişkilendirilebilecek bu hareketlerde, eşkıya liderleri bir gün eşkıya başı iken ertesi gün sancakbeyi olabiliyorlardı. Her ne kadar, onların devleti yıkmak gibi amaçlarının hiç olmadığı söylense de Canpoladoğlu örneğinde olduğu gibi en azından hakim oldukları bölgede Osmanlı’dan bağımsız olmaya çalıştıkları gerçeği göz ardı edilmemelidir. Özellikle de Osmanlı’yı yıkmaya çalışan Avrupalı devletlerle girdikleri münasebetler, yaptıkları anlaşmalar düşünüldüğünde dolaylı olarak buna dahil oldukları söylenilebilir.

Sadece Avrupalılar değil, İran da Anadolu’da çıkan karışıklıkları fırsat bilmekteydi. 1595-1611 arasında Celâliler Anadolu’ya yayılmışken, Şah Abbas da 1603 yılında bu durumdan yararlanarak karşı saldırıya geçmişti. Bu hususta daha evvelden İran şahı Abbas’ın, 1599’da Avrupa’ya elçiler göndererek Osmanlılara karşı ekonomik ve askeri görüşmeler başlatması bu olumsuz gidişatın başka bir etkeni oldu. Devlete büyük yük getiren bu savaş 1603’te başladığında İran, Osmanlılara ipek satışını yasaklamış, buradan göreceği zararı önlemek için ipeği Hint Okyanusu yoluyla Avrupa’ya satmaya kalkmıştı. Neticede, pek çok dinamiğin etki etmesiyle, 1580’lere kadar kendi sistemi içerisinde gayet dengeli gözüken Osmanlı Devleti, 20-30 yıl içinde bu görkemli yapısının temellerinden sarsılacağı bir duruma gelmiş oldu. Diğer yandan şu da unutulmamalıdır ki, devletin tehditlere maruz kalması, denetim gücünü yitirdiğini, merkezi yönetiminin zayıfladığını göstermez; bunlar, genelde devletin tehdidi yaratan grupları manipüle edebilmek için kasten tasarladığı politikaların sonuçları olarak da değerlendirilebilir.

 

  1. Genel Olarak Celâli İsyanlarına Kısa Bir Bakış

XVI. yüzyılın sonlarında patlak vererek XVII. yüzyılda Anadolu’da hızlı bir şekilde yayılmış olan Celâli isyanları, devletin ağır iç sarsıntılara uğramasına sebep olmuştur. Osmanlı tarih yazarlarının asıl ‚Celâlilik‛ adı altında zikrettikleri olaylar, XVI. yüzyılın sonlarına doğru başlamış, neredeyse devam eden yüzyılda da etkisini göstermiştir. Celâliler, ‚…eşkıyânın her biri bir heft-ser-ejder olub memleketler harâb ve re‘âyâ ü berâyâ dağlar başında ıztırâbda olduğundan gayri niçeleri çiftin ve çubuğun dağıdub öküzün satub at edinüp, saban demürin tüfenge değişüb ögendere kullanırken gönder kullanmağa başlayub bi’l-cümle ganî ve fakiri ve civân ve pîri kimi atlı ve kimi sekbân olub ata binüb kılıç kuşanub semt semt kal‘alar ve palankalar ihdâs edüp ve ba‘zı mahallerde tırkâz dimekle ma‘rûf olan yerlere tehassun eyleyüp…‛ şeklinde tarif edilmekteydi. Genelde, sefere katıldıktan sonra terhis edilen askerlerden oluşan, yağmacılık yapan ve paralı asker olarak liderlerin emrine girmeye hazır bu eşkıyalar, kırsal kesimlerde at koşturmaktaydılar. 1596 yılından sonra Karayazıcı Abdülhalim, Deli Hasan, Tavil Halil gibi sekban bölükbaşılarının etrafında oluşmaya başlayan ordular, zamanla devletin kolay kolay baş edemeyeceği güce ulaştılar. Ancak Barkey’e göre, köylüler ve elitler arasında ittifak yapacak kimseyi bulamadıkları için gerçek anlamda isyana da kalkışmadılar. Görece doğru olan bu görüş, iş Canpoladoğlu veya Kalenderoğlu isyanlarına geldiğinde devletten bağımsız olma girişimlerine yabancı devletlerin de müdahil olmaları bağlamında tekrar düşünülmelidir. İster devletle bir olma ister bağımsız olma, amaç her ne olursa olsun Anadolu’da pek çok yerin bu fitne-sâzlar tarafından harap edilmiş olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu duruma gerek dönemin padişahları gerekse sadrazamları son vermeye çalışmışlarsa da, Sultan Ahmed zamanında Kuyucu lakaplı Murad Paşa’nın mücadelesi kadar başarılı olamamışlardır. Fakat Murad Paşa’nın ölümünden sonra da onun kadar etkili olmamakla birlikte mücadelelere devam edilmiştir.

 

  1. Kuyucu Murad Paşa’nın Konya ve Çevresinde Celâlilerle Mücadelesi

Kuyucu Murad Paşa Celâli üzerine görevlendirilmeden önce Anadolu’nun pek çok yerinde eşkıyalık hareketleri devletin baş etmekte zorlandığı boyutlara ulaşmış ve bu iş için gönderilen paşalar çoğu kez olumsuz sonuç almışlardı. Örneğin Tavil Halil’den sonra Batı Anadolu’da Kalenderoğlu ünü tüm bölgeye yayılacak kadar önemli bir Celâli önderi durumuna gelmişti. Doğu seferi için 4 Safer 1015/11 Haziran 1606’da görevlendirilen Deli Ferhat Paşa, Konya taraflarında bulunduğu sırada Ilgın ve çevresinde Kum-Kapulu adında bir zorba bulunmaktaydı. Paşa, Ereğli bölgesinde ilerlerken ordusu bir başka asi Cemşid’in bölgesine gelmişti. Fakat kısa bir süre sonra Konya ve çevresinin Kara Said önderliğinde Kalenderoğlu’nun ordusunun bir bölümü tarafından saldırıya uğradığı haberi gelmişti. Bu Kalenderoğlu’nun ilk büyük güç denemelerinden biriydi. Konya’yı savunmak amacıyla bırakılan altı bölük halkı (ücretli kapıkulu sipahileri), asileri geçici olarak püskürtmüşlerdi. Ama Deli Ferhat Paşa’nın ordusu anında müdahalede bulunamayacak kadar uzaktaydı. Ordunun geri dönüp savaşması istendiğinde ise asker maaşlarının ödenmediği gerekçesiyle karşı koymuştu. Buna rağmen Konya’ya geri gelen Ferhat Paşa Diyarbekir’den ve İstanbul’dan maddi yardım gelmediği için iki ay hiçbir harekette bulunmamış, bu tarihten sonra da Kasım ayının gelmesi dolayısıyla kışı geçirmek üzere Afyonkarahisar üzerinden Bursa’ya gelmişti. Deli Ferhat Paşa’nın Ankara ve Konya önlerinde başarısızlık haberleri İstanbul’a çoktan ulaşmıştı.

 

Etiketler :


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA