SarayMedya
Ruşeymli Torku Ürünleri

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-75

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-75
Bu haber 26 Eylül 2018 - 16:00 'de eklendi ve 901 kez görüntülendi.

SARAYÖNÜ GÖZLÜ DEVLET ÜRETME ÇİFTLİĞİ

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’de Devlete ait üç tıp tarım üretimi ünitesi vardı. Bunların ilki haralar ve inekhanelerdir. Haralar geniş arazı üzerinde hayvansal üretimi ön planda tutan kurumlardır.

İkincisi Atatürk’ün 1937’de millete bağışladığı çiftliklerden oluşan ve Devlet Ziraat İşletmeleri olarak bilinen kurumlardır. Ankara Gazi Orman Çiftliği, Silifke Numune Çiftliği, Yalova, Tarsus ve Dörtyol çiftlikleri bu niteliktedir. Bu çiftliklerin kuruluş amacı Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’nin büyük bir kimsini temsil eden çiftçilere yeni tarım yöntemlerini tanıtmak ve toprağa zarar vermeden daha fazla ürünün nasıl elde edilebileceğini öğretmektir. Başka bir deyişle bu çiftlikler bir nevi ziraat mektepleridir. Buralarda bitkisel üretimim yanı sıra hayvancılığa da yer verilmektedir.

Üçüncü grupta ise 1937’den itibaren kurulmaya başlanan Zirai Kombinalar yer almaktadır. 1937 yılında kurulan Zirai Kombinalar İdaresi ile 1938 yılında kurulan Devlet Ziraat İşletmelerinin birleştirilmesinden meydana gelmiştir. Bunlardan Zirai Kombinalar İdaresi, 12 Şubat 1937 tarih ve 3130 sayılı Kanunla kurulmuş olup, çiftçi ve köylünün tarım üretimine, makine ve ilâç temini

suretiyle yardımcı olmaya çalışmıştır. İlk oluşturuldukları dönemde hayvancılık tesisleri yoktur. Sadece tarla süren, tohum eken, hasat eden ve bol miktarda buğday ve arpa üreten işletmelerdir. Bu işletmeler daha sonraki yıllarda hayvancılık kollarını da oluşturarak sadece tahıl üreten kurumlar olmaktan çıkarak her şubesi olan ziraat işletmelerine dönüşmüşlerdir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında da Devlete ait işlenmemiş boş araziler üzerinde Devlet Çiftliklerini vücuda getirerek zirai üretimi artırmak ve memleketin iaşe ihtiyaçlarını karşılamak vazifesini üzerine almışlardı.

Gözlü Devlet Üretme Çiftliği’nin Kuruluş Süreci İkinci Dünya Savaşı’nın başlayacağı belli olduktan sonra hükümet, savaşa girmemekle birlikte 2 milyona yakın askeri tedbir amaçlı olarak silâhaltına aldı. Askerin yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için en temel ürün olan buğday konusunda tedbirler almaya başladı. Bakanlar Kurulu, Devletin gıda ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olduğu ordu, okul ve diğer resmi dairelerin buğday ihtiyaçlarını Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından kâr yapmadan adı geçen kurumlara vereceğini ilan etti. Milli Müdafaa Vekâleti de 7 Aralık 1939’da 12830 sayılı genelge ile ordunun ihtiyacı olan buğday ve unu ne şekilde temin edeceğini belirti.

Ordunun buğday ve un gibi ihtiyaçları Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından karşılanırken arpa ve yulaf gibi hayvan yemleri ihtiyacının önemli miktarlara ulaşması sonucunda, bu maddelerin temini görevi de 7 Ekim 1939 tarihli ve 12234 sayılı karar ile Ofise verildi. Çünkü sadece batıdaki askeri birliklerde hayvan mevcudu sayısı yüz bine ulaşmış ve yem ihtiyacının miktarı aylık on beş bin tona çıkmıştı. 1940 yılı itibariyle ne Ofisin elinde ne bu kadar yem mevcuttu, ne de askeri birliklerde istenen miktarda yem bulunmaktaydı. Bu durum karşısında hükümet tarafından ülkede bulunan şahıs ve tüzel kişilerden ellerinde ihtiyaç fazlası bulunan yemlik mahsulün Toprak Mahsulleri Ofisine satmaları istenmiş, fakat ihtiyaç duyulan miktar elde edilememişti. Ordunun ekmeklik ihtiyacını karşılamak için buğday stoku da yeterli değildi. Dahası sürekli artan fiyatlar karşısında vatandaş da yiyecek ihtiyacını karşılamakta zorlanıyordu. Bu durum karşısında Hükümet ihtiyaçların karşılanması için yeni önlemler aldı. O önlemlerden birisi de Milli Korunma Kanunu idi. Milli Savunma Bakanlığı Levazım İşleri Daire Başkanlığı karşı karşıya kalınan sıkıntılı durumu, ihtiyaçların sorunsuz bir şekilde karşılanması gereğini bir rapor haline getirerek Başbakanlığa ve Ticaret Bakanlığına bildirildi. Çözüm önerisi olarak Toprak Mahsulleri Ofisi’nin aynı sıkıntı ile karşılaşmaması için en az üç aylık stok biriktirmesi gerektiğini raporda işaret etti. Buna rağmen 1941 yılına gelindiğinde Toprak Mahsulleri Ofisi ve tüccarın elinde bulunan buğday miktarının halkın tüketimine ve ordunun ihtiyaçlarına yetmeyeceği yapılan araştırmalarda ortaya çıkınca ilave bazı önlemler alma ihtiyacı duyuldu. Bu doğrultuda Ticaret Bakanlığının Başbakanlığa sunduğu raporda iki türlü önlem vardı. Birinci yöntem ekmeğin randımanını yükseltmek, ikincisi ise ekmeklik buğdaya çavdar karıştırmaktı.

Ancak, alınan tedbirler yeterli gelmediğinden Afyon, Konya, Eskişehir, Yozgat, Kırşehir valiliklerine 12 Şubat 1941’de acele ibaresi ile bir telgraf çekilerek, üretici ve tüccarın elinde bulunan ihtiyaç fazlası buğday, arpa, çavdar, yulafa el konulması emri verildi. Yollanan emirde bu ürünlere ne şekilde el konulacağı da belirtilmişti. İstenilen ihtiyaç fazlası mahsulleri toplamakla görevlendirilen Toprak Mahsulleri Ofisi’nin her şubesi 50 kilometrelik çevreden sorumlu tutulmuştu.

Tarım Bakanlığı ise anılan vilayetlerde Milli Koruma Kanunu çerçevesinde çoğunluğu Devlet arazisi üzerinde kurulacak çiftlikler vasıtası ile üretimi arttırmayı planladı. Bu planlamanın neticesi olarak ülke genelinde 9 ziraat mıntıkası tespit edildi. Bu mıntıkalar İstanbul, Ankara, Konya, Adana, Erzurum, İzmir, Sivas ve bilahare tespit edilecek iki vilayet idi. Bu karar doğrultusunda Ziraat Vekâleti Konya’da Zirai Kombinaların montajı için bir hangar kurmaya karar verdi.

Konya’da zirai kombinaların kurulacağının ilk sinyalleri Ağustos 1940 yılında Ziraat Vekili Muhlis Erkmen’in Konya’ya yaptığı ziyaret sırasında verilmişti. Erkmen, ö ziyaret sırasında ‘’Konya’ya daha önce gelmemiş olduğuma üzülüyorum. Konya üzerinde ehemmiyetle durduğumuz zirai sahadır.

Konya’nın makineli ziraat için uygun olduğunu gördüm. Burada tohum ve hayvan ıslahı konusunda birçok tedbir alacağız. Bir ıslah istasyonu açacağız. Bundan başka kombinaların ihdası için teşkilatlı tesisat yapacağız. Bu suretle istihsali çok az zamanda arttıracağız’’ demişti. Ardından ülke genelinde zirai seferberlik başlatıldı. Ülke genelinde işlenen arazinin % 10 civarında olduğu ifade edilerek işlenen arazi miktarının arttırılmasına karar verildi. Kısa bir süre sonra Roma İmparatorluğu döneminden beri zirai üretimde önemli yeri olduğu bilinen Sarayönü Gözlü mevkiinde 3780 sayılı Milli Korunma Kanunun 39. Maddesine istinaden 1941 yılında açık ziraat işletmesi olarak bir çiftlik kuruldu. Çiftliğin kurulmasında dönemin Ziraat Vekili Prof. Dr. Ş. Reşat Hatipoğlu’nun büyük payı vardır. Çiftliğin kurulmasındaki birinci derecedeki öncelik Savaş yıllarında zor günler yaşamamak için buğday ve arpa üretmekti. Kurucu Müdürü Cemil Cahit Esinoğlu’dur. Burası Devlet tarafından Savaş yıllarında Dalaman ve Reyhanlı’da sonra kurulan üçüncü çiftliktir. Onu takıp eden bir yıl içinde Gözlü grubuna bağlı olarak Hasan Yetener’ın Başkanlığında Sarayönü’nde Konuklar, Ali Baran Başkanlığında da Kadınhanı’nda Altınova çiftliği kuruldu.

 

Araştırma: Yaşar Semiz

Kaynak: Sarayönü Sempozyumu Kitabı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :


POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA