Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

CİLDİNİZİN FORMU KORUMAN İÇİN…

Sağlıklı ve dengeli beslenme ile vücudumuzun fit kalmasını sağlamak elimizde peki ya cildimizin formu? Özellikle yaz aylarında güneşin de etkisi ile cilt sağlığımız için önemli olan kolajen depoları boşalır ve cilt kalitesi bozulma eğilimi gösterir. Bunun için yaz aylarında kolajen içeren besinlerin sayısını artırmak gerekir.

Her gün kolajen kaynağı bir besin tüketmek sağlıklı cilt formunu korumada oldukça etkili

 

YEDİ GÜNE YEDİ KOLAJEN

Cilt sağlığımız aslında nasıl beslendiğimizin bir işaretidir. Daha sağlıklı daha güçlü ve daha genç bir cilt görünüm için kolajen içeren gıdaları artırmamız gerekir. Bunun için haftanın 7 günü mutlaka farklı kolajen kaynaklarına beslenme planınızda yer verin. Kısacası her gün mutlaka bir kolajen kaynağı besin tüketilmelidir. Peki yaz aylarında sağlıkla parlayan, taze bir cilt için neler tüketmeli? Cilt sağlığımız için tüketmemiz gereken besinler arasında ilk sırayı yaban mersini alıyor. Kolajen liflerini güçlendiren yaban mersini, kolajen üretimi için vücudu teşvik eder. Yaban mersini, A ve B vitamini içeriği ile cildin canlı ve pürüzsüz bir görünümünü korumaya yardımcı olur.

KOLAJEN İLE CİLDİ İÇTEN BESLEYEN BESİNLER

Cildimizi dıştan işlemlerde nasıl destekliyorsak içten de güçlendirmemiz gerekir. Bunun için beslenme planımıza doğu besinleri eklemeliyiz. Cildi içten destekleyen besinlerden biri fasulyedir. Fasulye, vücutta kolajen sentezi için önemli olan aminoasit ve proteinleri artırarak kolajen üretimini hızlandırır. Beyaz çay da cilt proteinlerinin yapısını ve kolajen moleküllerini korumada oldukça etkilidir. Kolajen kalitesinin artmasını sağlayan bir besin de çilektir. İçerdiği güçlü antioksidanlar ile kolajen üretimini uyaran çilek, güneşin cildimize zararlı etkilerini de azaltır. Yine içeriğinde bulunan alfa-hidroksilik asit ile cildin ölü hücrelerden arınmasına da katkı sağlar.

 

KOLAJEN ÜRETİMİNİ DOĞAL BESİNLERLE DESTEKLEYİN

Vücudun kolajen üretimini doğal besinlerle desteklemek mümkün. Bu konuda sarımsak önemli bir güce sahiptir. Sarımsak gibi sülfür ve kükürt içeren besinler vücuttaki kolajen üretimini destekler. Enfeksiyonlara karşı koruma sağlayan sarımsak, içerdiği taurin ve lipit asitleri ile hasarlı kolajen liflerini de iyileştirir. Sarımsak kadar güçlü bir diğer besin soyadır. Soya, doğal bir bitki hormonu olan ve kolajen üretimini artıran jenistein bileşiğini içerir. İçerdiği antioksidanlarla soya, cilt kalitesini korumak için önemlidir. Beslenme planında yapılan küçük değişikliklerle vücutta kolajen üretimi artırılabilir. Bunun için beslenme planınızda sık sık yer vermeniz gereken bir besin de pazıdır. A ve C vitamini açısından zengin olan pazı, ayı zamanda lutein adı verilen önemli bir antioksidanı içerir. Bu içerikleri ile pazı, vücutta daha fazla kolajen üretimini teşvik eder. C vitamini, cilt sağlığı için gerekli olan kolajen oluşumunda önemli bir rol oynar.

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Sağlıklı bir Kurban Bayramı için öneriler

Türk kültüründe önem arz eden bayramlardan birisi de Kurban Bayramıdır. Ancak Kurban Bayramı’nda geleneksel ritüellerin yaşanması ve bayramın uzun sürmesi sebebiyle insanların düzenli hayatlarında, birtakım değişiklikler yaşanabilmektedir. Besin içeriğinin misafirperverlik duygusu ile artmasıyla tatlılar, hamur işleri, dolmalar ve bayrama özgü et yemekleri menüleri doldurmaktadır.

Bayram sürecinde özellikle et tüketimi normal günlük yaşama göre artmaktadır. Bazı illerde geleneksel yemek kültürünün devam etmesi sebebiyle günde 3 öğüne kadar et tüketildiği görülmektedir. Tüm bu lezzetli yiyecekler fazla miktarda tüketildiğinde ise ortaya sağlık sorunları çıkmaktadır. Bayramı daha sağlıklı geçirebilmek için

 

Kurban etini en az 1 gün dinlendirin

Yeni kesilen etin sindirim açısından zorluk yaşattığı saptanmıştır. Bu sebeple kesilen etlerin en az 1 gün dinlendirilmesi sindirim sisteminin işleyişi açısından önem arz etmektedir. Özellikle yağ oranı fazla olan et yemeklerinin içerdiği kolesterol miktarı sebebiyle kalp hastalıkları bu süreçte bireyleri tehdit etmektedir. Doymuş yağlar kalp damar tıkanıklıklarına ve uzun dönemde kalp krizine neden olabilmektedir. Kalp hastalığı öyküsü olan bireylerin bu dönemde dikkatli olması ve normalin üzerinde kırmızı et tüketmemesini öneririm.

 

Etin yanında salat çeşitlerini tercih edin

Bayram menülerinin zenginliği ufak yemek kaçamaklarına müsait olsa da menülerin içerik ve kalori açısından dengelenmesi önemlidir. Et yemeklerinin yanında pirinç pilavı ve bol şerbetli tatlılardan ziyade yeşillikten zengin salata çeşitleri tercih edilmelidir.

 

Yemekten önce tempolu yürüyüş yapın

Bayram süreci sadece beslenme açısından ödül olarak değerlendirilmemelidir. Tatilde sadece yemek yemek yerine yürüyüş gibi tempolu hareketler, yoğun iş temposundan kaçış şeklinde ufak tatil programları tavsiye edilmektedir. Sabah ya da akşam saatlerinde yemeklerden önce yapılan tempolu yürüyüşler endorfin oranını arttıracak ve ana öğünlerdeki şeker tüketme isteğini azaltacaktır.

 

Öğle yemeğinden sonra hemen güneşe çıkmayın

Öğle yemeğinden hemen sonra güneşe çıkmak yerine serin bir ortamda 1-2 saat istirahat etmeye dikkat edilmelidir. Çünkü ağır bir yemek sonrası oluşacak kandaki koyulaşma ile kan basıncındaki artışa bir de öğlen dik gelen bunaltıcı güneş ışınları eklendiğinde ritim bozukluğu, tansiyon yüksekliği ile pıhtı atması gibi sağlık problemleri gelişebilmektedir.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Kurbanda sağlığınıza dikkat!

 

Kurban bayramında doğal olarak et tüketimi ile bunun yanı sıra tatlı tüketimi de artmaktadır.  Ancak özellikle bu dönemde kronik hastalıklara sahip ve yüksek risk grubunda bulunan bireyler (çocuklar ve yaşlılar) dikkatli olmalıdır.

Bayram boyunca kırmızı et tüketiminin miktarı ve sıklığı artmaktadır bu nedenle kalp-damar hastaları, diyabet hastaları, hipertansiyon hastaları ve böbrek hastaları risk altındadır.

Alınması gereken önlemlerin herkes için geçerli olduğu unutulmayıp kurban bayramında da; sağlıklı beslenmenin temel prensiplerine, özen gösterilmelidir.

Yapmanız gerekenler çok basit;

  • Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içerikleri yüksektir. Görünür yağlar ayrılsa dahi kırmızı etin ortalama yağ içeriği %20’dir.
  • Veteriner kontrolü olmayan ve uygun koşullarda kesilmeyen kurbanlık hayvanlardan insanlara tenya, salmonella, tüberküloz, şarbon gibi hastalıkları bulaşma riski yüksektir.
  • Bayram günü kesilen hayvan eti, bekletilmeksizin birkaç saat içinde pişirilerek tüketilir. Ancak yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede, hem de sindirimde zorluk yaratır. Midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olur. Özellikle mide rahatsızlıkları çeken bireyler, eti 24 saat bekletmeden tüketmemelidir.
  • Et hazırlamada kullanılan kesme tahtalarında çiğ sebze ve meyveleri doğrama işlemi yapılmamalıdır.
  • Pişirme yöntemi olarak; haşlama, fırınlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan ve kavurma yönteminden kaçınılmalıdır.
  • Etler, C ve E vitaminini içermezler. Bu nedenle etlerin mutlaka sebzelerle birlikte pişirilmesi veya etlerin yanında C vitamininden zengin sebze/salata/ taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi oldukça önemlidir. Bu yöntem hem besin çeşitliliğinin sağlanmasını sağlar hem de sebzelerde bulunan C vitamini, demirin emilimini arttırır.
  • Etler mangal yapılacaksa; kömürleşecek şekilde kızartılmaması gerekir kömürleşen etler her zaman kanser riski taşır. Etin ateşe yakın olması B1, B12, folik asit gibi vitaminlerin kaybına yol açmaktadır.
  • Et kullanılarak yapılan sebze ya da baklagil yemeklerine yağ ilave edilmemelidir. Özellikle katı yağlar, et yemeklerinde kullanılmamalıdır, etin kendi yağı ile pişmesi sağlanmalıdır.
  • Kurban bayramının geleneksel yemeği haline gelen kavurmanın içine tereyağı veya kuyruk/iç yağı eklemeden, kendi suyunda, kısık ateşte pişirme yapılmalıdır.
  • Genel olarak sakatat tüketimi de artmaktadır. Ancak özellikle kolesterol hastaları ile kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişiler sakatat tüketiminden kaçınmalıdır.
  • Kavurma ve kırmızı et öğle öğününde tüketilmeli, akşam öğününde ise sebze, kuru baklagil gibi posa içeriği yüksek yemekler tercih edilmelidir.
  • Etlerin yanında rafine edilmiş pilav/makarna yerine bulgur/esmer pirinç; asitli/gazlı içecekler yerine ayran/yoğurt/cacık tüketilmelidir.
  • Bayramlarda da yeterli ve dengeli beslenme ilkelerine uygun miktarda et tüketirken çeşitlilik yaratmak için, diğer besin grupları olan ‘süt grubu’, ‘ekmek grubu’, ‘sebze grubu’ ve ‘meyve grubu’ ile aynı öğünde birlikte tüketmeye özen gösterilmelidir.
Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Sıcak hava, hastalıkları tetikliyor

Hava sıcaklıklarının yükselmesi ile açık havada geçirilen saatler artıyor. Bu durum oldukça keyifli görünse de sıcak havalar, yaz hastalıkları olarak adlandırılan bazı hastalık türlerini beraberinde getirebiliyor.

Yaz aylarında güneş çarpmasından enfeksiyonlara, böcek ısırmasından besin zehirlenmelerine kadar birçok tatsız durum yaşanabilir.

Hava sıcaklıklarının yükselmesi ile açık havada geçirilen saatler artıyor. Bu durum oldukça keyifli görünse de, sıcak havalar, yaz hastalıkları olarak adlandırılan bazı hastalık türlerini beraberinde getirebiliyor.

 

SICAK ÇARPMASI DEYİP GEÇMEYİN

Yaz aylarında sıcaklık artışıyla birlikte vücut ısısı da artıyor, vücut çevre ile etkileşip terleme yoluyla ısı kaybederek dengesini sağlamaya çalışıyor. Uzun süre güneşe veya yüksek sıcaklıktaki ortamlara maruz kalmak, vücut ısısının terlemeyle dengelenememesine ve sıcak çarpması denilen durumun ortaya çıkmasına neden oluyor.

Sıcak çarpmasının ilk belirtilerinin terli ve soğuk cilt, bitkinlik, susama hissi, kas krampları, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, kusma, idrar koyulaşması olarak sıralanabilir.

Sıcaklık artmaya devam ederse ayrıca cild kuru sıcak ve kırmızı bir hal alabilir, vücut ısısı yükselebilir, solunum ve nabız hızlanabilir, davranış bozukluğu ve bilinç bulanıklığı gelişebilir.

 

BESİN ZEHİRLENMELERİNE DİKKAT

Aşırı sıcaklar nedeniyle gıdaların iyi saklanmamalarından ve yetersiz hijyenden kaynaklanan bulantı, kusma, karın ağrısı, ishâl gibi şikayetlerle ortaya çıkan besin zehirlenmelerine de yaz aylarında sıkça rastlanıyor.

Tavuk, yumurta ve süt içeren gıdalarda salmonella gibi bazı bakterilerin 1-2 saat içinde hızla çoğaldığını ve yaz aylarındaki besin zehirlenmelerinin büyük bir çoğunluğunun kaynağını oluşturur.

Mide asidi bu tür enfeksiyonların bir kısmını engelliyor fakat mide ülseri olan veya mide asidini azaltacak ilaç kullananlarda bu tür enfeksiyonlar daha sık rastlanabilir.

 

YAZ AYLARINDA BU HASTALIKLAR SIK GÖRÜLÜYOR

Yaz aylarında Klima bakımları tam yapılmayan ortamlarda bulunmak öksürük, burun akıntısı, yaygın kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, yüksek ateş ile seyreden atipik enfeksiyonlara neden oluyor. Ayrıca yazın açık havada, piknik yerlerinde, yeşil alanlarda bulunmak böcekler aracılığıyla bulaşan hastalıkların görülme sıklığının artmasına sebep oluyor. Sivrisinek ısırması sıtma hastalığının yaygın olduğu bölgelerde oldukça tehlikeli. Arı sokması alerjik reaksiyona neden olabileceğinden dikkatli olunması gerekiyor. Kene ısırması, kırım-kongo kanamalı ateşi hastalığına sebebiyet veriyor.

 

SICAKLAR KRONİK HASTALIKLARI DA ETKİLİYOR

Aşırı sıcakların tetiklediği kronik hastalıklar ise yaz hastalıklarının ayrı bir boyutunu oluşturuyor. Özellikle sıcaklık, kalp ve damar hastalıkları açısından riski yükseltiyor. Sıcak hava ile birlikte bacak ve kollardaki damarlar genişleyerek, dolaşımda yavaşlamaya ve kalp hızında artışa neden oluyor.

Kalp hızının artmasının aritmilere, venöz dolaşımın yavaşlamasının ise kan basıncında düşmelere, pıhtılaşma eğiliminde artışlara sebep olup, kalp krizi riskini artırabiliyor.

Sıvı kaybının artması, dolaşımın yavaşlaması nedeniyle böbreğe gelen kan miktarının azalmasına ve idrar renginde koyulaşmaya ve miktarında azalmaya neden oluyor. Bu durum idrar yolu enfeksiyonu, taş oluşma riskinde artış, akut böbrek yetmezliğine kadar birçok ciddi sağlık problemine yol açabiliyor. Nem oranının yükselmesi ve ani ısı artışları migren ataklarını tetikleyerek yaz aylarında hastaneye baş ağrısıyla gelen hasta sayısını artırıyor. Hipertansiyonu olup tedavi alan hastalar da sıvı kaybı ve yüksek nemden diğer insanlara göre daha çok etkileniyor.

 

YAZ AYLARINDA HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Bu hastalıklardan korunmak için şunlara dikkat edilmesi gerekiyor:

Güneşin yoğun olduğu zamanlarda dışarda bulunmayın.

Dışarı çıkarken gözlük ve şapka takın.

Uygun faktörlü güneş koruyucuları kullanın.

İnce ve açık renkli kıyafetler tercih edin ve bol sıvı tüketin.

Yiyecekleri buzdolabında belirli bir ısının altında saklayın ve pişirdikten sonra hemen tüketin.

Kabuklu meyveleri yıkasanız bile soyarak yiyin.

Hijyen kurallarına dikkat edin.

Havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra mutlaka duş alın.

Yaz aylarında güneşin geç batması nedeniyle yeme, içme ve uyku düzeninizde değişikliğe neden olmasına izin vermeyin.

 Sporu serin ortamlarda yapın ve ağır egzersizlerden kaçının.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Yemekte doğru bilinen yanlışlar

Günlük hayatta sıklıkla yenilen gıdalarla ilgili yapılan birçok hatanın, yanlış beslenmeye yol açtığı bildirildi.

Et yemeklerinin yanında ayran içmek, yemek arasında su içmemek, balı sıcak su veya sütle karıştırmak bunlardan yalnızca birkaçı.

Bilinenin aksine balığun taze olması halinde yoğurtla birlikte yenilmesinde sakınca yok,

Zehirlenmenin sebebinin yoğurt değil, balığın içinde bulunan ‘histamin’ proteini.

Anneler genellikle faydalı olduğunu düşündüğü için çocuklarına yedirdikleri pekmeze yoğurt veya süt katarlar, “Ya da tam tersi süte pekmez eklenir. Hâlbuki sütün içinde bulunan kalsiyum, pekmezde bulunan demirin emilimini azaltıyor.

Demir, C vitamini ile birlikte tüketildiğinde emilim artıyor ve C vitamini demirin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlıyor.

Bu sebeple pekmez, süt yerine portakal suyu ile karıştırılırsa çok daha faydalı olacaktır.

Et yemeklerinin yanında ayran içmek vazgeçilmez geleneklerimizdendir. Fakat ayrandaki kalsiyum etteki demirin emilimini azalttığı için, et yemeklerinin ayran yada yoğurt yerine C vitaminiyle birlikte yenilmesi doğru olur.

Et yemeğinin yanına, içinde maydanoz ve biber olan bol limonlu bir salata hazırlanabilir.

Böylece C vitamini açısından zengin olan maydanoz, biber ve limon sayesinde etteki demirden maksimum fayda sağlanır.

Ispanakta da demir vitamini olduğundan yoğurtla yenilmemesi gerekenlerden. Sadece ıspanağı değil, içinde demir olan yiyecekleri kalsiyumla tüketilmemelidir.

Birçok kişi yemek yerken su içmenin kilo aldıracağını düşünür. Ne kadar susanırsa susansın su içmeyi yemekten 1-2 saat sonrasına saklar veya yemeğe başlamadan içilir.

Kulaktan dolma bu inancın tersine yemek sırasında su içmek kilo aldırmaz, tam tersi iştahı yatıştırmaya yardımcı olur. Yalnızca sindirim sorunu olanlar yemek sırasında su içmemelidir” diye konuştu.

Kilo problemi olan birçok insanın aç karnına sirkeli, limonlu su veya greyfurt suyu içmenin zayıflatacağını düşünür.

“Suya eklenen limon veya greyfurt, C vitamini içeriği dolayısıyla, güne başlarken kendini iyi hissetmenizi sağlayabilir. Ancak bu uygulamanın ne yazık ki zayıflatıcı hiçbir etkisi yok. Hatta sindirim sisteminizde rahatsızlık varsa sirkenin zararlı etkileri de olabilir.

Öte yandan zeytinyağı kalp ve damar sağlığı için faydalı olsa da kilo yapma bakımından diğer yağlardan farksız. Yani zeytinyağı da gereğinden fazla tüketildiğinde kilo yapıyor.

Kendimizi biraz kötü hissettiğimizde, grip olacağımızı düşündüğümüzde hemen aklımıza gelen sıcak suya bal ve limon karıştırıp içmek de yanlış.

Sıcak sıcak içmeye önem verdiğimiz bu karışımın boğazlarımıza iyi geleceğini düşünürüz. Sıklıkla yaptığımız bu yanlış, aslında baldaki protein, mineral ve enzimlerin kaybedilmesine neden oluyor. 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalan bal, tüm besin değerini yitiriyor ve sıcak suyun, sütün ya da çayın içinde yalnızca tatlandırıcı işlevi görüyor. Bu nedenle balı ılık su, süt veya meyve suyu ile tüketmeye özen gösterin.

Anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağı olarak yumurtayı sağlık problemi olmayanlar günde 1 tane rahatlıkla yiyebilir. Kolesterol, şeker veya tansiyon gibi problemi olanların haftada 2 yumurta tüketmesi daha uygundur.

Yemekten sonra meyve yenilmesinin yağlanmaya sebep olacağı düşünülür.

Halbuki ikinci tabak yemek yerine, elma, portakal, mandalina veya armuttan oluşan bir porsiyon meyve yemek daha az enerji alımını yani daha az yemeyi sağlar.

O nedenle yemek sonrası doygunluk sağlanamıyorsa, aşırıya kaçmayarak meyve yenilebilir. Ancak her besinin aşırı tüketilmesi yağ olarak depolanmasını artırır

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Sıcak Çarpması…

Normal vücut ısısı 36 – 37 °C dir. Bu ısı, karmaşık mekanizmalarla sabit tutulmaya çalışılır. Normalde, vücudun ısı düzenleyici mekanizmaları iyi çalışır ve organizma (vücut) belirli ısı değişikliklerini oldukça iyi tolere edebilir.

Ancak, organizma başa çıkabileceğinden fazla sıcağa maruz kalırsa hastalıklar oluşabilir : sıcak krampları, sıcak bitkinliği ve sıcak çarpması gibi.

SICAK KRAMPLARI : Aşırı egzersizden sonra, genellikle, bacak kaslarında görülen ağrılı kas spazmlarıdır.

İlkyardım: *Kişi gölgelik ve/veya serin bir yere alınır,

* Hasta yatırılarak (veya oturtulabilir de) kramp geçene kadar kasları dinlendirilir.

Su (veya dengeli elektrolit solüsyonu; limonata, ayran vb) içirilebilir. Sıcak krampında vücutta yeterli elektrolit vardır, ancak kramp nedeniyle dengeli dağılımı engellenmiştir  o nedenle bol sıvı içmenin yanı sıra dinlenme çok önemlidir.

SICAK BİTKİNLİĞİ (yorgunluğu; baygınlığı): En sık görülen sıcak acillerindendir. Aşırı terleme nedeniyle, aşırı sıvı-elektrolit (su – tuz) kaybı ortaya çıkar. Bunun sonucunda ise aşağıdaki belirtiler görülür :  – Aşırı terleme sonucu cilt soğuk ve nemlidir,

– Baş dönmesi,  bayılma  hissi olabilir,

– Nabız hızlı ve zayıftır,

– Vücut ısısı artmıştır, ancak 39°C üstüne çıkmaz.

İlkyardım: *Kişi serin ve/veya gölgelik bir yere alınır, fazla  giysileri çıkartılır,

* Bilinci yerindeyse (kendi içebilecek durumdaysa); su, ayran gibi içecekler içirilir

* Durumu düzelmiyorsa veya daha kötüleşiyorsa hemen hastaneye götürülür.

SICAK ÇARPMASI : Vücut başa çıkabileceğinden çok fazla ısıya maruz kalmışsa, vücut ısısı, hızla, doku hasarına yol açan düzeye yükselir ve ölümle sonuçlanabilir.

Sıcak çarpmasına yol açabilecek sebepler : kapalı-kötü havalanan-nemli ortamlarda aşırı fiziksel aktivite yapmak, sıcak hava dalgaları esnasında havalandırma sistemleri bulunmayan veya havalandırılmayan binalarda yaşamak (özellikle yaşlılar, bebekler, kalp veya kronik hastalığı olan kişiler risk altındadır), sıcak yaz gününde çocukları kilitli arabada bırakmak, aşırı sıcak ve nem ortamı yükselmiş havalarda dışarıda spor veya ağır iş yapmak.

Havadaki nem oranı  % 70 in üzerine çıktığında,  ortam neme doyduğundan terleme olmayacağı için, vücuttan ısı kaybı gerçekleşemez dolayısıyla vücut ısısı artar, cilt  ısıyı atamadığı için sıcak, kuru ve kızarıktır.

Belirtileri : – Vücut ısısı hızla yükselir, 39° C  üzerindedir,

– Cilt kuru, sıcak ve kızarıktır,

– Kişinin çevreye olan ilgisi hızla azalır, bilinç kaybı gelişir,

– Nabız yavaşlar ve zayıftır, (kan basıncı düşer ),

İlkyardım: Vücut 39°C? ye kadar hızla soğutulur, 39°C? den sonra yavaş soğutulur.

Hızlı soğutmada iki soğutma yöntemi bir arada kullanılır :

1-Vücut ıslak çarşafla sarılır veya normal musluk suyu ile ıslatılır,

2-Varsa vantilatör açılır ya da kapı pencere açılarak cereyan sağlanır.

Yavaş soğutmada bu iki uygulamadan sadece biri kullanılır.

*Bilinci yerindeyse, içecek bir şeyler verilir ( kesinlikle alkolsüz  içecek olmalıdır) .

*Kişi  hemen soğutma işlemine başlanarak hastaneye götürülmelidir,  aksi halde ölümle sonuçlanabilir.

ÖNEMLİ: * Vücut ısısını düşürmek üzere vücuda doğrudan  BUZ UYGULANMAZ !

Ya musluk suyuyla duş aldırılır, ya da vücut musluk suyu ile silinir.

* Yarı yarıya sulandırılmış sirkeli su ile vücudun silinmesi, özellikle çocuklarda ve yetişkinlerdeki ateş yükselmelerinde rahatlıkla kullanılabilecek soğutma yöntemidir

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Çocuklarımızı kanserden korumak için…

15 yaşına kadar çocuklarda, kazalardan sonra kanserlerin ikinci sıklıkta ölüm nedeni olduğunu ve kanser oluşumunda çevresel faktörlerin yerini biliyor muydunuz?

 15 yaşına kadar çocuklarda kazalardan sonra, özellikle lösemiler başta olmak üzere; sinir sistemi (beyin) tümörleri, lenfomalar ve deri tümörleri olarak, ikinci sıklıkta ölümlere sebep olmaktadır.

Ayrıca, çocukların dinamik gelişen fizyolojik yapısı, hava, su ve besinlerle bulaşan kirliliklerden daha çok zarar görür ve daha sonraki yaşam dönemleri de tehlikeye girer.

Bu nedenle geleceğimiz olan çocuklarımızı kansere karşı korumak için elimizden gelen tüm önlemleri almalıyız.

Çocuklarda kanser etkenleri (karsinojenler)

Kalıtsal faktörler

  • Ailevi hastalıklar
  • Genetik bozukluklar

Fiziksel karsinojenler

  • İyonize radyasyon (X ışınları); lösemi, tiroid kanseri, deri kanseri, meme kanseri, kas ve kemik tümörleri riskini artırır.
  • İyonize olmayan radyasyon (elektromanyetik dalgaları, ultraviyole ışınlar)
  • Ultraviyole güneş ışınları, uzun bir süre sonra bile, deri kanserlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Biyolojik karsinojenler

  • Virüs enfeksiyonları:
  • Ebstein Barr Virüsü; Burkit Lenfoma, Hodgkin Lenfoma
  • Hepatit B virüsü; Karaciğer Kanseri
  • HIV virüsü; Kaposi Sarkomu

Kimyasal karsinojenler

  • Sigara; doğum öncesi ve sonrası çocuğun evde sigaraya maruz kalması, ileride akciğer kanseri ve sinir sistemi tümör riskini artırır.
  • Pestisidler; zararlı organizmalara karşı kullanılan kimyasal maddeler
  • Asbest; ısı, ses izolasyonunda kullanılan lifli kimyasal madde, akciğer kanserine zemin hazırlar.
  • Aflatoksinler; Aspergillus flavus türü mantarların ürettiği, özellikle fıstık, pul biber olmak üzere besinlerdeki toksik metabolitlerin, karaciğer, kalın bağırsak ve meme tümörleriyle ilişkili olduğu görülmüştür.
  • Ahşap, seramik, boya, böcek ilaçlarında kullanılan Arsenik
  • Fitalat, azo boyaları gibi kimyasal karsinojenler, lösemi başta olmak üzere, karaciğer, böbrek, kas ve sinir sistemi tümörlerine eğilimi artırdığı tartışılmaktadır.
  • İlaçlar; bazı antiviral ve antibiyotikler, sentetik östrojen gibi bazı hormonlar.
  • Yanmış yağ, et ve kızartmalı besinlerin mide, barsak tümörlerini tetiklediği düşünülmektedir.
  • Rafine, işlenmiş besinler, kimyasal gıda katkı maddeleri birçok hastalıkla birlikte, çok farklı kanserlere de zemin oluşturmaktadırlar.

 

Çocuklarımızı kanserden korumak için…

Çocuklarımız, kanser geliştiren genetik yatkınlığa ilave olarak, katkı maddeli doğal olmayan besinlere, eşyalarda bulunan kimyasallara ve çevresel faktörlere, henüz anne karnından başlayarak maruz kalır. Dolayısıyla, anne ve babanın çocuğunu bütün bu tehditlerden korumak, uzak tutmak için gayret etmesi gerekir. Bunun için;

  • Sigara içmeyin ve çocuğunuzu sigara içilen ortamlara sokmayın.
  • Trafiğin yoğun olduğu yerlerde çocuğunuzu gezdirmeyin.
  • Küçük yaştan itibaren, telefon, bilgisayar ve televizyonla, uzun süre başa baş bırakmayın.
  • Giysi ve yataklarında, pamuk ve yün tercih edin.
  • Plastik ve aşırı boyalı oyuncaklar almayın.
  • Okul ürünlerini alırken, seçici ve dikkatli olun.
  • Evde kullanılan halı ve benzeri eşyaların sentetik olmamasına dikkat edin.
  • Aşırı miktarda, parfüm, deterjan ve benzeri kimyasallar kullanmayın.
  • Yüksek ısıda, yağda kızarmış ya da yanmış besinleri (patates, sebze, et ve benzeri) yemeyin.
  • Halen tartışmaların yaşandığı mikrodalga fırınları rastgele kullanmayın.
  • Salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş, koruyucu kimyasalların bulunduğu hazır besinleri özenle seçin. Mümkün olduğu kadar az tüketin.
  • Beyaz un ve şekerin yoğun olduğu besinlerden uzak durmaya çalışın.
  • Meşrubat ve meyve suyu yerine taze sebze ve meyve tüketmesini sağlayın.
  • Çocuklarınıza dengeli beslenme kültürü kazandırmaya çalışın.
Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

BU HATALAR OBEZİTEYE YOL AÇIYOR!

Aşırı yağlanma ile hem estetik hem de birçok hastalığa davetiye çıkararak sağlık sorunları yaratan obezite ülkemizde giderek artış gösteriyor. Son verilere bakıldığında ülkemiz, Avrupa obezite listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Obeziteye neden olan en önemli faktörlerin başında ise yapılan beslenme hataları geliyor.

 

SIK SIK ÇOK DÜŞÜK KALORİLİ DİYET UYGULAMA

Obeziteden korunmak için ilk ve en önemli basamak sağlıklı ve dengeli bir diyet ile yaşamı devam ettirmektir. Çok düşük kalorili diyetler genelde protein ve yağ miktarı yüksek; ama karbonhidrat oranı düşük, günlük 800 ya da daha az kaloriye sahip gıdalarla gerçekleşen bir beslenme şeklidir.

Bunun için sık sık çok düşük kalorili diyetler uygulamak kişiye sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazandırmaz. Günümüzde oldukça popüler olan çok düşük kalorili diyet sistemi hızlı ve etkili görünse de uzun vadede maalesef ters etkiler yaratabilir. Çünkü sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı yağ yakımı ile mümkündür. Sık sık yapılan bu çok düşük kalorili diyetlerde ise yağ kaybı yerine su ve kas kaybı oluşur.

Ayrıca bu diyetler metabolizma hızının düşmesine ve diyet bittiğinde kiloların hızla geri alınmasına da neden olur. Bilinçsiz bir şekilde sık sık çok düşük kalorili bu diyetlerin yapılması yeme bozuklarına da zemin hazırlar ve bu durum zamanla obezite riskini de artırır.

 

YAĞ ORANI YÜKSEK BESİNLER TÜKETMEK

Vücutta fazla yağ birikimi ile oluşan obezite hastalığından korunmak için öncelikle günlük alınması ideal görünen kalori miktarını geçmemek gerekir. Bunun için de ilk adım tabi ki yağ oranı yüksek besinlerden uzak durmaktır. Yağ oranı yüksek besinlerin tüketilmesi obeziteye neden olan en önemli beslenme hatalarındandır. Kızartma, cips, paket ürünler gibi yağ oranı yüksek gıdaların alınımı sınırlandırılmalıdır.

Hatta yemeklerde kullanılan yağ çeşidi ve oranına da oldukça dikkat etmek gerekir. Obeziteden korunmak için doymamış yağlar tercih edilmelidir. Yemeklerinizde ve salatalarınızda az miktarda zeytinyağını kullanabilirsiniz Kolesterol dengeleyici ve kolay sindirim özelliği olan zeytin yağ, sağlıklı bir beslenme düzenini destekler. Kızartma yerine ızgara, fırın ya da buğulama pişirme yöntemlerini tercih edin.

 

YEMEK YERKEN BAŞKA AKTİVİTELERLE UĞRAŞMAK

Sürekli olarak televizyon izlerken ya da bilgisayar başında çalışırken yemek yeme obeziteye neden olan önemli davranışlardır. Çünkü kişi o an, yemek yemeye değil televizyona ya da bilgisayarda yaptığı işine konsantre olur ve aşırı miktarda yemek yer. Tükettiği yemek miktarına ya da tadına dikkat etmez. Dış uyaranların etkisi ile daha hızlı yemek yenir. Bir doyum sağlanmadığı için de fazla miktarda tüketim olur. Bu da zamanla bir alışkanlık haline döner ve yemek yeme bozukluklarının oluşmasına zemin hazırlar.

 

GECE ATIŞTIRMALARI YAPMAK

Obezitenin en önemi nedenlerinden biri de yanlış beslenme alışkanlıklarıdır. Bu yanlış alışkanlıkların başında da masum olarak görülen gece atıştırmaları gelir. Günlük alınan kalori miktarı kadar öğünlerin saati de kilo almaya etki eder. Gece tüketilen gıdalar vücut tarafından direkt yağ olarak depolanır ve kilo alımını hızlandırır. Gece ve uyku sırasında zaten metabolizmamız yavaşlar. Bu yüzden gece tüketilen besinler yakılamaz. Geceleri atıştırma yapmak ertesi gün beslenme düzenizi etki ederek bozar ve bu zamanla içinden çıkamayacağız bir döngü haline gelir. Bunun için gece yeme alışkanlığını bırakamıyorsanız bu konuda tıbbi destek almayı ertelemeyin.

GÜNLÜK SU TÜKETİMİNİN TAMAMLANMAMASI

Günlük su tüketiminin sağlanması hem sağlıklı yaşam hem de kilo verme ya da kilo koruma için vazgeçilmez bir unsurdur. Su içerdiği sodyum, potasyum, kalsiyum, flor ve klor mineralleri ile metabolizma hızına etki eder. Su tüketimi tokluk hissinin yaratılması için de önemlidir. Günlük kalori alımını yönetme konusunda etki sağlar. Günlük sıvı tüketiminin sağlanmaması vücut sisteminde açlık olarak algılanır ve daha fazla gıda tüketimine yöneltir. Kişinin vücut yapısına göre değişse de günlük 2 litre su tüketimi sağlanması obeziteden korunmada oldukça önemli bir yere sahiptir.

Çünkü su, şeker içermeyen ve kalorisi olmayan en sağlıklı içecektir. Düzenli olarak su içme, sağlıklı kilo vermeyi destekler. Metabolizma hızının daha da artması için bazı günler tükettiğiniz suyun içine limon, maydanoz, çubuk tarçın, salatalık, nane ya da karanfil de ekleyebilirsiniz. Her akşam bol su içmeniz de ertesi güne daha tok bir şekilde uyanmanızı sağlar.

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Sağlıklı bir yaşam için…

Covid-19 pandemisi ile hayat tarzlarımız birden değişmek zorunda kaldı.  Bu süreçte günümüzün çoğunu evde geçirmeye evden çalışmaya birçok ihtiyacımızı online gidermeye başladık.

İş yapış şekillerimiz değişti ve bununla beraber en önemlisi stresli koşullar yeme alışkanlıklarımızı değiştirdi. Şu süreçte herkesin aklında tek bir soru var: “Nasıl sağlıklı beslenebilirim?’’

Son dönemde yapılan çalışmalar ve araştırmalar, pandeminin yaşam tarzımızdaki değişiminin etkisini gözler önüne sermektedir.  Yapılan araştırmalar bireylerin %60’ının salgın başladığından bu yana kilo aldığı tespit edilmiştir.

Evde daha hareketsiz kalan bireyler eğer beslenmelerine de yeterince özen göstermiyorsa kolaylıkla bu dönemde kilo alabilmektedir.

Peki bu dönemde sağlıklı beslenmek ve kilo vermek için neler yapılabilir

 

Metabolizma hızlandırıcı egzersizler yapın

Evden çalışmak daha az hareket etmek demektir. Her ne kadar evdeki sorumluluklarımız artsa da bu hareketler dışarıda bir gün içindeki koşturmacadan daha az kalori yakmak demektir.

Bu durumu engellemek için metabolizma hızlandırıcı egzersizler; aralıklı antrenman, ağırlık kaldırma ve direnç egzersizlerini düzenli olarak günde 10 dakika bile olsa eklemek çok etkili sonuçlar doğuracaktır.

 

Beslenmenizden bir ara öğünü çıkarın

Günlük kalori ihtiyacınızdan ortalama 200 kkal azaltmak besin alımınızı dengeleyecektir. Bu da bir ara öğün miktarı kadardır; beslenmenizden bir ara öğünü çıkarmak veya yağ, şeker ve karbonhidrat alımını azaltmak yararlı olmaktadır.

 

Fermente gıdaları tercih edin

Şişmanlık ve kronik hastalıklar bağırsak mikrobiyatasından etkilenir bu yüzden çeşitli beslenmek bol lif almak ve fermente gıdaları beslenmeye eklemek gerekmektedir. Kefir, yoğurt, turşu fermente gıdalara verilebilecek en güzel besin örnekleridir.

 

Sebze tüketimini mutlaka arttırın

Doğal beslenin her öğünde sebze yemeye ve günde en az yarım kilo sebze yemeye çalışın. Sebzeler hem az kalorilidir hem bol lif içerir ve bağırsak mikrobiyatasını oluşturur.

 

Her gün aynı şekilde beslenmeyin

Bir gün yüksek kalorili bir gün düşük bir gün orta kalori düzeyinde beslenmek metabolizmanızı şaşırtır ve kilo vermenizi hızlandırır. Ne kadar yediğinizi ne kadar hareket ettiğinizi yaptığınız kaçamakları mutlaka kaydedin. Bu şekilde beslenmenizi çok daha iyi takip edebilecek ve dengeleyebileceksiniz.

 

Esnek programları uygulayın

Stres ve duygusal beslenme bu dönemde en büyük düşmanınız olabilir bu sebeple çok katı olmayın, esnek ve her zaman sürdürebilir programlar yapın. Mükemmeli aramadan düzenli ilerlemeyi ve daha iyi olmayı hedefleyin. Her gün düzenli yapabileceğiniz egzersizleri beslenmeyi ve yaşam tarzını seçin. Doğal beslenin pratik olun bu dönemde zaman yönetimi de gerçekçi olmak da işinizi kolaylaştırır.

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Şeker pancarından üretilen ürünleri tercih edin

Şeker pancarının yararları insan sağlığı üzerinde oldukça fazladır. Şeker pancarı, A ve C vitaminleri ile, kalsiyum, çinko, demir, sodyum, magnezyum, lif ve potasyum gibi birçok mineral ve bileşen içerir. Çoğunluk tarafından sadece şeker üretimi için kullanıldığı düşünülen şeker pancarı, sağlık açısından da oldukça faydalı.

 

Şeker pancarından üretilen maden sularını tercih edin

Doğal tatlandırıcılar arasında kalitesi ve güvenilirliği en yüksek şeker sakarozdur. En yüksek sakkaroz konsantrasyonları ise şeker pancarında bulunur. Ülkemizde şeker pancarı kullanılarak sofra şekeri (sakkaroz) üretilmektedir.

Şekerin gıdadaki en önemli işlevi tatlı tadıdır. Bir meyve aroması algılamamız gereken tat özelliğine sahip değildir, ancak bir kez şekerle birleştirildiğinde, şekerin tatlılığı ve lezzet aroması sinerjik olarak çalışır.

Örneğin, şekersiz bir içeceğe şeftali aroması eklenirse, beklenilen keyif verici tadı olmaz. Ancak çözeltiye şeker eklenirse, tatlılık ve şeftali aroması algılanabilir. Doğal tatlandırıcılar arasında kalitesi ve güvenilirliği en yüksek şeker sofra şekeridir. Sofra şekeri de şeker pancarı kullanılarak üretildiğinden dolayı şeker pancarından üretilen maden sularını tercih edin.

 

Sindirim sisteminizi düzenler

Şeker pancarının başlıca faydalarından biri mide ve sindirim sistemine yaptığı etkilerde hissedilir. Bolca lif içerdiği için sindirim sisteminin sorunsuz bir şekilde çalışmasına yardımcı olur. Yemeklerin yanında şeker pancarı tüketmek sindirimin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

 

Anemi hastalığının tedavisinde kullanılır

Pancarın sayısız faydalı içeriklerinden bazıları da fosfor, magnezyum, potasyum, kalsiyum, iyot, bakır, B1, B2, B6 ve P vitaminidir. İçeriğinde yer alan vitamin ve mineraller sayesinde şeker pancarı kansızlık sıkıntısı yaşayanların tedavisinde kullanılabilir.

 

Sakinleştirir

Şeker pancarı sinir hücrelerini olumlu yönde etkiler. Şeker pancarının suyunu içmek kanser hastalığının olumsuz etkilerini azaltır. İçerdiği B vitaminleri sayesinde stresi azaltır ve sakinleştirici bir etkiye sahiptir.

 

 

Kanseri önler

Şeker pancarı, detoks özelliğiyle kanser hücrelerinin gelişimini önler. İçeriğindeki betanin maddesi ile birlikte kanser hücrelerinin çoğalmasını önemli ölçüde engeller. Kısacası kanser hastalığının olumsuz etkilerini azaltır.

 

 

Tansiyonunuzu dengeler

Hipertansiyonu hastalığı olanlar için iyi bir tercih olan şeker pancarı, tansiyon düşürücü etkisi sayesinde tansiyon hastalarının kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlar.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Bayramda porsiyon miktarına dikkat!

Ramazan ayı boyunca yemenize içmenize çok dikkat etmiş, kilo almamış; aksine birkaç kilo bile vermiş olabilirsiniz. Ancak Ramazan boyunca dikkat ettiğiniz beslenmenize bir kereden bir şey olmaz mantığıyla bayramda ara verirseniz verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri alabilirsiniz…

 

Bayram boyunca aile ziyaretlerinde özenle kurulan zengin sofralarda ağır, şerbetli tatlıların, lezzetli yemeklerin aşırı tüketimi, sağlık açısından ve kilo kontrolü bakımından kişileri oldukça zorlayabiliyor. Bu nedenle Ramazan’da düzene giren beslenme alışkanlıklarınıza bayram ve sonrasında da sağlıkla devam edebilmek için porsiyon miktarını ayarlamak gerekir

 

Kronik hastalığı olan kişiler porsiyon miktarına dikkat etmeli

Ramazanın bitimi ve bayramın gelmesiyle birlikte kişilerde oluşan aşırı tatlı ve ağır yemek yeme isteği çeşitli hastalıkların tetiklenmesine de neden olabilmektedir. Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi günlük yemek alışkanlıklarının dışına çıkan kişiler tatlı tüketimine mümkün olduğunca dikkat etmelidir. Tercih edilen yemeklerde ve tatlılarda porsiyon miktarını en aza indirilmesi de oldukça önemlidir.

 

Yemek tercihlerinizi sebzelerden yana kullanın

Bayramda öncelikle güne şarküteri ürünlerinden uzak, sağlıklı bir kahvaltıyla başlanmalıdır. Öğlen yemeğinde, ağır kızartma, pilav, makarna çeşitlerinden uzak durarak zeytinyağlı yemekler tercih edilebilir. Özellikle yemeğin hemen sonrası tatlı yememeye özen gösterin.

 

Bayramı Kilo Almadan Atlatabilmek İçin;

  • Bayram sonrası “yemek yemeyi azaltırım nasılsa” düşüncesiyle ölçüyü kaçırmayın.
  • Kahvaltı günün en önemli öğünü, kesinlikle atlamayın. Ancak zengin sofranızda şarküteri ürünlerine yer vermeyin. Hafif bir kahvaltı Ramazan boyunca dinlenen midenizi de yormamış olur.
  • Misafirlerinize tatlının yanında mutlaka bir tuzlu ikram seçeneği de sunun.
  • Hamurlu tatlılar yerine sütlü tatlıları tercih edin. Daha küçük servis tabak ve kaseleri kullanın.
  • Bol su için. Çünkü susadığınızı hissettiğiniz an vücudunuz susuzluk alarmı vermeye başlamış demektir.
  • 5-6 bardaktan fazla çay; 3 fincandan fazla kahve tüketmeyin. Mümkünse bitkisel çayları tercih edin.
  • Her gittiğiniz yerde tatlı yemeyin; size gelen misafirlerinize de tatlı tabağı yerine mümkün olduğunca meyve tabağı hazırlayın.
  • Çok dikkat etmenize rağmen gün içerisinde çok fazla yediyseniz akşam sadece meyve ve yoğurt tüketerek midenizi rahat bırakın.
  • Sık sık küçük porsiyonlarda yiyin.
  • Kızartmalar ve yağlı yiyeceklerden uzak durun. Haşlama, ızgara veya fırında yapılmış yemekleri tercih edin.
  • Sebze ve meyve tüketimini artırın. Günde 2-5 porsiyon meyve tüketin.
  • Mümkün olduğunca yürüyüş yapmaya özen gösterin. Kısa mesafelere yürüyerek gitmeyi, asansör yerine merdiven kullanmayı tercih edin.

 

Ramazan Bayramı’nı için sağlıklı bir menü

Kahvaltı

  • 2 dilim tam buğday ekmeği
  • 2 dilim light beyaz peynir
  • Domates, salatalık
  • Menemen veya yağsız omlet
  • 5 zeytin
  • 5-6 ceviz içi
  • 1 yemek kaşığı kuru üzüm
  • Açık çay / ıhlamur (şekersiz) veya 1 bardak süt

Ara 

  • 1 porsiyon mevsim meyvesi

 

Öğle                 

  • Zeytinyağlı sebze yemeği + 1 kase yoğurt + 1 kase çorba + 2 dilim esmer ekmek + bol salata

 

Ara (16.00’da yapılabilir)

  • Birkaç galeta ve 1 ayran

 

Akşam

  • Yağsız Izgara Et/Tavuk/Balık
  • 1 kase yoğurt
  • Bol salata (yağsız)
  • 1 dilim tam buğday ekmeği

 

Gece

  • 2 porsiyon mevsim meyvesi
Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Ramazanda bağışıklık sisteminizi koruyun

Yaşanan salgın nedeniyle birçok kişi bağışıklık sisteminin zayıflayacağı düşüncesiyle oruç tutmak konusunda kararsızlık yaşıyor. Pandeminin olması sorun değil. Sorun pandemi sürecinde vücudunuzu doğru şekilde korumak. Hasta olmayan ve bu salgından etkilenmemiş kişiler arzu ettiği takdirde oruç tutabilirler.

Yeter ki Ramazanda bağışıklık sisteminizi güçlendirecek gıdalar tüketin.

 

Vücudunuzu susuz bırakmayın!

Bu süreçte sıvı tüketimine son derece önem vermeli, vücudunuzu asla susuz bırakmamalısınız. Orucunuzu, iki bardak ılık su içerek açabilirsiniz. Bunun yanı sıra ayran, taze sıkılmış meyve suları, maden suyu, sabaha doğru kefir, domates suyu, domates çorbası tüketebilirsiniz. İftardan sonra türk kahvesi, siyah çay veya bitki çayları içebilirsiniz. İftarla sahur arasında kadınların 1.5 litre, erkeklerin ise 2 litre sıvı tüketmeleri şarttır. Bu miktarın içine çay ve kahve tüketimini koymamalısınız.

Sizi besleyen gıdaları tüketin!

Oruç tutan kişiler bu süreçte doyuran ama beslemeyen gıdaları değil mutlak suretle besleyen gıdaları tüketmelidir. Sofrada protein, karbonhidrat ve yağ oranının son derece dengeli olması gerekir. Bu nedenle mevsim sebze ve meyvelerinden hazırlanan sofralar son derece kıymetlidir. Karbonhidrat ağırlıklı yenilmemelidir. Pide, ekmek ve hamur işleri tüketilebilir. Bunların ölçüsü bir avuç içi büyüklüğü kadar olmalıdır.

Diyabet hastaları çok dikkat etmeli!

Koronavirüsü en çok şekeri sevdiği için diyabetik hastaların daha dikkatli olması gerekir. Yiyecek ve içeceklerin arasındaki tatlı ve şeker miktarları orantılı olmalıdır. Özellikle pancar şekeri olması önem arz eder. Zeytinyağlı yiyeceklere mutlaka sofranızda yer veremlisiniz. Yemeklerin  tencere yemeği şeklinde pişirilmesi ve sunulması çok önemlidir. Çünkü hem lif oranı açısından önem arz eder hem de içeriğindeki vitamin ve mineraller açısından sulu olan kısmı doygunluk hissi oluşturur.

Tatlı ihtiyacınızı hurma ile bastırın!

Orucunuzu açarken eğer bir tatlı tüketmek istiyorsanız tercihinizi hurmadan yana kullanmalısınız. Hurmanın lezzetinin yanı sıra içerdiği besin değerleriyle sağlığınıza olumlu etki sağlar. Hurmanın haricinde ev yapımı reçeller ve özelliklede doğal saf balın tüketilmesi son derece önemlidir.

Sahur sofranızda salatayı ve çorbayı eksik etmeyin!

Sahurda doğru tükettiğiniz besinler aç kaldığınız saatlerde büyük kolaylık sağlar. Öncelikle doyurucu bir salata mutlaka sofranızda bulunmalı. Sahurda, çorba olarak tarhana ya da domates çorbası tüketilebilir. Tuzlu gıdalardan kaçının.  Gün boyu susuzluk yaşamamanız için şekersiz siyah çay içebilirsiniz.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Sahurda ve İftarda Bu Besinleri Tüketin!

Sağlıklı bir şekilde oruç tutmak ve Ramazan döneminde kilo almamak için doğru ve dengeli besinlerden oluşan sahur ve iftar mönüleri oldukça önemli bir yer tutuyor.

Sağlıklı bir Ramazan ayı geçirilmesi için…

 

SAHURDA TOK TUTAN BESİNLER OLMALI

Sahur sonrası yaklaşık olarak 15-16 saatlik bir açlık süresi olacağı için uzun süre midede kalan ve tok tutma özelliği olan besinlere yer vermek gerekiyor. Bu besinlerin başında yumurta ve yulaf geliyor. Yulaf süt ile pişirilerek ya da yoğurtla tüketilebilir. İsteğe göre kefir ile de karıştırılabilir. Yulaf oldukça besleyici ve tok tutucudur. Yulafla beraber kullanacağınız yoğurt veya süt de tok tutucu özelliktedir. Ayrıca içerdikleri amino asit ile rahat bir uyku için yardımcı olurlar.

 

En kaliteli protein kaynaklarından biri olan yumurta da sahur için olmazsa olmaz bir besindir. Özellikle haşlanmış yumurta içerdiği kaliteli protein ve yağ ile uzun süre tok kalmayı sağlar. Protein ve kalsiyum deposu peynir tüketilecekse, az yağlı ve tuzsuz olan çeşidi sahurda tercih edilmelidir. Bol yeşillik, salatalık, domates, birkaç tuzsuz zeytin ve 1-2 dilim kompleks karbonhidrat içeriği ile kan şekerini dengeleyen tam buğday ya da tam çavdar ekmeği ile bir kahvaltı mönüsü de oluşturulabilir.

 

ENERJİ İÇİN SAHURDA MEYVE ŞART!

Enerji vermesi ve bağırsakların doğru bir şekilde çalışması için de meyve tüketilebilir. Meyveler lif özelliği ile sindirim sisteminin çalışmasına, antioksidan özelikleri ile bağışıklığın güçlenmesine ve su içeriğiyle de oruç süresince susuzluğun yaşanmamasına destek verir. Sahur için en ideal meyveler kayısı, elma, erik, ananas ve armuttur. Faydalı yağ asitleri ve protein içeren badem, ceviz ve fındık üçlüsü de sahur mönünüzde yer alabilir. Özellikle ceviz, insülin dengesinde etkilidir. Ama bu yağlı tohumları aşırıya kaçmadan, her birinden en fazla 5-6 parça tüketmek gerekir.

 

SAĞLIKLI İFTAR İÇİN BESİN ÖNERİLERİ

İftar saati geldiğinde bir anda mideye yüklenmemek ve devamında sağlık problemleri yaşamamak için hafif başlangıçlar yapmak gerekir. Bir bardak su ve 2 hurma ile orucunuzu açıp; uzun süre hareketsiz kalan midenizi yavaşça hareketlendirebilirsiniz. Ardından krema ya da un içermeyen bir çorba ile iftarınıza devam edebilirsiniz. Sebze çorbası, en sağlıklı ve en iyi başlangıç öğünü olur. İftar için olmazsa olmaz olan bir şey de salatadır. Bol yeşillik çeşidi içeren bir salata her zaman mönünüzde olsun.

 

Ana yemekte protein olması kısa zamanda doymayı sağlar ve tatlı isteğini baskılamaya destek verir. Balık veya tavuk ızgara, etli-kıymalı bir sebze yemeği ideal ve sağlıklı bir iftar mönüsüdür. İftar sonrası hazmı kolaylaştırmak ve mideyi rahatlanmak adına papatya, melisa ya da beyaz çay içilebilir. Yine böğürtlen yaprakları, kayısı parçacıkları ve hibiskus içeren karma çaylardan da içilebilir.

 

RAMAZAN’DA BUNLARA DİKKAT EDİN!

  • Sahur yapmadan oruç tutmayın. Mutlaka sahur öğünü yapın.
  • Sahurda salçalı, soslu, baharatlı besinler ya da şarküteri ürünleri tüketmeyin. Bunlar gün içinde susamanıza neden olur.
  • Sahurda iftardan kalan yemekleri tüketmeyin.
  • Ramazan pidesi yenecekse sadece iftarda 1-2 kare tüketilebilir.
  • Günlük su tüketiminizi, iftar ve sahur arasına yayarak tamamlayın.
  • İftar sonrası mutlaka ara öğün yapın. Ara öğün için bir avuç sarı ya da beyaz leblebi veya bir su bardağı kefir içebilirsiniz.
  • Meyve iftardan 2 saat sonra tüketilebilir.
  • Her gün şerbetli tatlı tüketmeyin. Haftada 3-4 kez küçük porsiyon sütlü tatlı ya da 1-2 top dondurma yiyebilirsiniz.
  • Sahur sonrası yediklerinizi hazmetmek için en az bir saat bekleyin ve öyle uyuyun.
  • Spor, iftardan 1-2 saat sonra yapılabilir.
Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Covid-19’a karşı beslenme önerileri

2020 yılı başlarından itibaren hayatımızda olan Covid-19 vakaları daha çok yetişkinlerde görülmekteydi. Son aylarda virüsün mutasyona uğraması sayesinde daha hızlı bulaştığı ve çocukları da etkilediği rapor edildi.  Covid-19’un çocuklara bulaşma riski aileleri tedirgin ediyor. Bu nedenle maske, sosyal mesafe ve temizlik kurallarını büyük bir titizlikle uygulamak çok önemli. Bunun yanı sıra beslenmelerine de çok dikkat etmek gerekiyor.

Peki, Covid-19’a karşı çocuklar nasıl beslenmeli?

 

BOL SU İÇİN

Sinüsleri açmak için bol su içmeli. Tuzlu su ile burun temizleme yararlı olmaktadır. Kronik sinüzitten korunmak için bilimsel olarak kanıtlanmış sürfaktan içeren ürünler ile burun banyoları yapılabilir. Bu da geniz akıntısını ve sinüsleri rahatlatacaktır.

BOL SEBZE VE MEYVE TÜKETİN

Bağışıklık sistemini dengelemek için çocuklara bol sebze ve meyve içeren beslenme programları yapılmalı, antioksidan ve posa alımları arttırılmalıdır. Fermente ürünler, turşular, kefir ve ev yapımı yoğurt çocuklarda bağırsak mikrobiyatası için çok yararlıdır.

D VİTAMİNİ ALIMIN ARTTIRIN

Covid-trial çalışmasında D vitamininin Covid-19’a karşı korunmada önemli olduğu bulunmuştur. Çocuklara D vitamini desteği yapılmalı, bol bol açık hava ve güneşe çıkarılmalıdır.

PAKETLİ ÜRÜNLERİ TÜKETMEYİN

Yapılan çalışmalarda şekerli beslenmenin Covid-19’ a karşı bağışıklığı düşürdüğü görülmüştür. Bu sebeple çocuklarda şeker ve paketli ürünlerin tüketilmesinden kaçınmak gerekir.

PROTEİNLİ GIDALAR TÜKETİN

Covid-19 a karşı korunmak için yeterli bağışıklığa destek olan Çinko, C vitamini ve Selenyum vitamin ve mineralleri de önemlidir. Bol kuruyemiş, meyve -sebze, proteinli gıdalar tüketmek gerekmektedir. Limonata, portakal suyu, ballı nane çayı, zencefil çayı çocuklarda tüketilebilecek içeceklerdendir. Mide asidini desteklemek için 1 çay kaşığı elma sirkeli su yemekten önce içilebilir ve öğünlerde mide asidini desteklemek için ev yapımı pancar ve lahana turşusu kullanılabilir.

BUHARDA VEYA HAŞLAMA YÖNETİMİNİ TERCİH EDİN

Yemekleri pişirirken buharda veya haşlama yöntemlerinin tercih edilmesi ve az pişirilmesi bağışıklık için faydalıdır. Akdeniz diyeti gibi bol sebze, sağlıklı protein ve sağlıklı yağ, baharatlar ve fermente ürünler kullanmak iyi bir bağışıklık sistemi için gereklidir.

 

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Sahurda ve İftarda Bu Besinleri Tüketin!

Sağlıklı bir şekilde oruç tutmak ve Ramazan döneminde kilo almamak için doğru ve dengeli besinlerden oluşan sahur ve iftar mönüleri oldukça önemli bir yer tutuyor.

Sağlıklı bir Ramazan ayı geçirilmesi için…

 

SAHURDA TOK TUTAN BESİNLER OLMALI

Sahur sonrası yaklaşık olarak 15-16 saatlik bir açlık süresi olacağı için uzun süre midede kalan ve tok tutma özelliği olan besinlere yer vermek gerekiyor. Bu besinlerin başında yumurta ve yulaf geliyor. Yulaf süt ile pişirilerek ya da yoğurtla tüketilebilir. İsteğe göre kefir ile de karıştırılabilir. Yulaf oldukça besleyici ve tok tutucudur. Yulafla beraber kullanacağınız yoğurt veya süt de tok tutucu özelliktedir. Ayrıca içerdikleri amino asit ile rahat bir uyku için yardımcı olurlar.

 

En kaliteli protein kaynaklarından biri olan yumurta da sahur için olmazsa olmaz bir besindir. Özellikle haşlanmış yumurta içerdiği kaliteli protein ve yağ ile uzun süre tok kalmayı sağlar. Protein ve kalsiyum deposu peynir tüketilecekse, az yağlı ve tuzsuz olan çeşidi sahurda tercih edilmelidir. Bol yeşillik, salatalık, domates, birkaç tuzsuz zeytin ve 1-2 dilim kompleks karbonhidrat içeriği ile kan şekerini dengeleyen tam buğday ya da tam çavdar ekmeği ile bir kahvaltı mönüsü de oluşturulabilir.

 

ENERJİ İÇİN SAHURDA MEYVE ŞART!

Enerji vermesi ve bağırsakların doğru bir şekilde çalışması için de meyve tüketilebilir. Meyveler lif özelliği ile sindirim sisteminin çalışmasına, antioksidan özelikleri ile bağışıklığın güçlenmesine ve su içeriğiyle de oruç süresince susuzluğun yaşanmamasına destek verir. Sahur için en ideal meyveler kayısı, elma, erik, ananas ve armuttur. Faydalı yağ asitleri ve protein içeren badem, ceviz ve fındık üçlüsü de sahur mönünüzde yer alabilir. Özellikle ceviz, insülin dengesinde etkilidir. Ama bu yağlı tohumları aşırıya kaçmadan, her birinden en fazla 5-6 parça tüketmek gerekir.

 

SAĞLIKLI İFTAR İÇİN BESİN ÖNERİLERİ

İftar saati geldiğinde bir anda mideye yüklenmemek ve devamında sağlık problemleri yaşamamak için hafif başlangıçlar yapmak gerekir. Bir bardak su ve 2 hurma ile orucunuzu açıp; uzun süre hareketsiz kalan midenizi yavaşça hareketlendirebilirsiniz. Ardından krema ya da un içermeyen bir çorba ile iftarınıza devam edebilirsiniz. Sebze çorbası, en sağlıklı ve en iyi başlangıç öğünü olur. İftar için olmazsa olmaz olan bir şey de salatadır. Bol yeşillik çeşidi içeren bir salata her zaman mönünüzde olsun.

 

Ana yemekte protein olması kısa zamanda doymayı sağlar ve tatlı isteğini baskılamaya destek verir. Balık veya tavuk ızgara, etli-kıymalı bir sebze yemeği ideal ve sağlıklı bir iftar mönüsüdür. İftar sonrası hazmı kolaylaştırmak ve mideyi rahatlanmak adına papatya, melisa ya da beyaz çay içilebilir. Yine böğürtlen yaprakları, kayısı parçacıkları ve hibiskus içeren karma çaylardan da içilebilir.

 

RAMAZAN’DA BUNLARA DİKKAT EDİN!

  • Sahur yapmadan oruç tutmayın. Mutlaka sahur öğünü yapın.
  • Sahurda salçalı, soslu, baharatlı besinler ya da şarküteri ürünleri tüketmeyin. Bunlar gün içinde susamanıza neden olur.
  • Sahurda iftardan kalan yemekleri tüketmeyin.
  • Ramazan pidesi yenecekse sadece iftarda 1-2 kare tüketilebilir.
  • Günlük su tüketiminizi, iftar ve sahur arasına yayarak tamamlayın.
  • İftar sonrası mutlaka ara öğün yapın. Ara öğün için bir avuç sarı ya da beyaz leblebi veya bir su bardağı kefir içebilirsiniz.
  • Meyve iftardan 2 saat sonra tüketilebilir.
  • Her gün şerbetli tatlı tüketmeyin. Haftada 3-4 kez küçük porsiyon sütlü tatlı ya da 1-2 top dondurma yiyebilirsiniz.
  • Sahur sonrası yediklerinizi hazmetmek için en az bir saat bekleyin ve öyle uyuyun.
  • Spor, iftardan 1-2 saat sonra yapılabilir.

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Magnezyum eksikliği

Kaslarda gerilmeler ve kramplar, sersemleme, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk hissi, kadınlarda ağrılı adet, ellerde iğnelenme hissi, uyuşukluk, migren, gerilim tipi baş ağrısı, bulantı, kusma ve çarpıntı gibi belirtiler Magnezyum eksikliğinin habercisi olabilir.

Bu da çeşitli sağlık sorunlarına davetiye çıkarabilir.

İnsan vücudu için hayati önem taşıyan minerallerden biri olan Magnezyum, enerji gerektiren tüm metabolik olayların yürütülmesinde başrol oynuyor.

Magnezyum olmadan vücutta enerji dönüşümü gerçekleşmiyor, metabolik aktiviteler meydana gelmiyor. Vücudumuzda bir ön faktör gibi rol oynayarak 300’den fazla enzimatik reaksiyona giren magnezyum, kemiklerin güçlenmesini sağlıyor.

Karbonhidrat metabolizmasında en temel görevleri üstlenen ve canlıların yaşamında temel olan proteinlerin yapımından sorumlu olan magnezyumun, yaşamsal organımız kalp üzerinde de olumlu etkileri bulunuyor. Magnezyum, kalp kasının kasılma şiddetini azaltıyor. Kalbin daha az enerji ve oksijen kullanmasını sağlıyor, bir başka deyişle kalbin daha ekonomik çalışmasını sağlıyor.

Dünya Sağlık Teşkilatı’na göre, yetişkin bir kişinin günlük magnezyum ihtiyacı 300 mg. Ancak özellikle hamile kadınlar ve emziren annelerde magnezyum ihtiyacı yaklaşık 2 katına kadar çıkabiliyor.

Kimin ne kadar magnezyum ihtiyacı olduğuna gelince, yaş ilerledikçe magnezyum alımında azalma, atılımda ise artış görülebiliyor. Yaşlılığa eşlik eden hipertansiyon ve diyabet gibi hastalıklar, kişilerin yaptıkları diyetle birlikte daha az magnezyum almalarına yol açıyor.

Bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ise vücuttan daha fazla magnezyum atılmasına neden oluyor. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan kemik erimesi (osteoporoz) riski, dışarıdan magnezyum takviyesi ihtiyacını doğuruyor.

Kadınlar için; adet dönemi başlangıcında ve devamında alınan magnezyum takviyesinin adet sancılarını azalttığı uzmanlar tarafından söyleniyor.

Hamilelikte ise hamileliğin sorunsuz geçmesi ve bebeğin sağlıklı gelişmesi için, annenin yeterli miktarda magnezyum alması son derece önemli.

Spor faaliyetleri sırasında kas etkinliğinin artışına bağlı olarak magnezyum tüketiminin de arttığını belirten uzmanlar, ayrıca terleme yoluyla çok fazla magnezyum kaybettikleri için sporcuların, krampların oluşmasını önlemek ve performanslarını arttırmak üzere magnezyum kaybını dengelemeleri gerektiğini bildiriyor.

Diyabetiklerin sık sık idrara çıktıkları için magnezyum kaybının daha fazla olduğunu bildiren uzmanlar, bu kişilerin düşük kalorili beslendikleri için artan magnezyum ihtiyaçlarının çoğu zaman karşılanamadığını açıklıyor.

Uzmanlarıa göre, diyabetiklerin, çarpıntı, titreme ve halsizliği önlemek için magnezyum takviyesi yapmaları gerekiyor

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Böbrek sağlığını koruyan besinler…

Sağlıklı bir yaşam için hayatımızı ve tabağımızı renklendirmek oldukça önemli. Vücudumuzda önemli işlevleri olan böbreklerin sağlığı için de beslenme planımızı çeşitli tutmamız gerekiyor. Böbreklerimizi korumak ve daha iyi çalışmasına destek vermek için doğal besinlerin renklerinden güç alın.

İşte böbrek sağlığını destekleyen renkli besinler…

 

Doğanın sarı güçleri böbrekleri koruyor

Böbrek sağlığı için önemli sarı besinler listesinin ilk sıralarında zencefil ve zerdeçala yer verebiliriz. Bu iki sarı güç, böbrek fonksiyonları için çok önemlidir. Böbrekleri rahatlatan bir etki gösterirler. Bu ikili birçok hastalıkta olduğu gibi böbrek hastalıklarından korunmada da faydalıdır. Diyabet ve sindirim sistemi gibi hastalıklarda özellikle zerdeçal, süt ya da yoğurt grubu ile tüketilebilen bir besindir. Böbrek kanseri gibi kansere sebep olabilecek hücrelerin önlenmesi konusunda bu sarı besinler destek verir. Vücuttan atıkların gönderilmesi ve böbrek temizliği konusunda da etkilidirler.

 

Kırmızı besinler böbrek sağlığı için bir kalkan

Kırmızı doğal besinlerin başında elma gelir. Vitamin ve mineral kaynağı elma, öncelikle böbrekleri temizler. Lif içeriği yüksek olan elma bu özelliği ile böbreğin süzme fonksiyonunu da destekler. Böbrekler için faydalı olan bir diğer kırmızı güç ise; düşük potasyum oranı ile kırmızı biberdir. Kırmızı biber de böbrek kanseri gibi kanser türlerine karşı antioksidan ve likopen içeriği ile savaşma özelliği gösterir. Kırmızı besinler böbrek hastalıklarından korunmak için bir kalkan vazifesi görür.

 

Daha fazla yeşil besin daha sağlıklı böbrekler

Yeşil besinler, C vitamini etkisi yüksek gıdalardır. Vitamin ve mineraller kaynağı ve böbrek dostu yeşil besinlerin başında maydanoz gelir. Maydanoz, böbrekleri temizler ve fonksiyonlarını yerine getirmesi için böbreklerin çalışmasını destekler. Maydanoz içeriğinde bol su ihtiva eder. Böbreklerin çalışması için önemli olan “vücut-su dengesi” konusunda destek verir. Maydanozun lif oranı da yüksektir. Vücuda enerji verici özelliktedir. Maydanoz kadar önemli diğer yeşil besinler ise fesleğen ve nanedir. Nane ve fesleğen, böbrek problemleri olmak üzere birçok hastalığa karşı vücuda destek güç sağlar. Böbrek sağlığını olumsuz etkileyen tuz yerine nane ya da fesleğen baharatlarını kullanıp böbrek sağlığınızı koruyabilirsiniz.

 

Beyaz besinler böbrekleri temizler

Beyaz besinler, böbreklerde temizlik etkisi sağlar. Bu konuda kalsiyum ve D vitamini açısından zengin olan yoğurt ilk sırada yer alır. Yoğurt, böbrek sağlığı için önemli bir besindir. Özelikle ev yapımı yoğurtlar, probiyotik kaynağıdır ve bu özellikleri ile böbrek sisteminin doğru çalışması için etki sağlar. Kısacası yoğurt böbrek fonksiyonlarını olumlu yönde etkileyen beyaz bir güçtür. Çinko, demir ve mineral içeriği ile ayrıca bir omega 3 kaynağı olmasından dolayı kabak çekirdeği de böbrek hastalıklarından korunma için oldukça önemli bir besindir. Günlük belirli bir dozda tüketilmesi şeker dengeleyicidir ve böbrek sistemini temizleyici etki sağlar. Böbrek sağlığı için etkili bir diğer beyaz güç; C vitamini, folat ve lif bakımından zengin karnabahardır. Vücuttaki toksik maddeleri sıfırlayan bileşikleri ile karnabahar, böbrek dostu besinler arasında yer alır.

 

Mor-mavi besinlerin böbrek sağlığına etkileri

Mor havuç, yaban mersini ve mürdüm eriği; bu üç mor-mavi besin, böbrek sağlığı için oldukça önemli doğal güçlerdir. Bu besinler, vücutta iltihaplanmanın azalmasını sağlayarak ve kan şekerini dengeleyerek böbrek sağlığına destek verirler. Antioksidan içeren yaban mersini, böbrek hasarını önlemek için çalışır. Mor havuç, böbrek taşları için etkili bir doğal güçtür. Mürdüm eriği de vücutta demir emilimine yardımcı olan bir kaynaktır ve içerdiği A,B ve C vitaminleri ile böbrek hastalıklarına karşı etkilidir.

 

 

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Uzmanlara göre en az sigara kadar zararlı

British Medical Journal’da yayınlanan bir makalede “Şeker en az tütün kadar tehlikeli, zarar verici ve bağımlılık yapıcı olduğu için uyuşturucu sınıfına sokulmalıdır” diyor.

Gözünüzün önüne yeğeninize, çocuğunuza “hediye ettiğiniz” çikolatalar, gofretler mi geliyor? İnsanı sigaraya, uyuşturucuya en yakınları alıştırır… Çocukları da “şeker isimli zehire” anne-babaları alıştırıyor en önce.

Şekerin suç dosyası kabarık. Kurbanları arasında karaciğerden tutun beyne kadar birçok organ var. Bilimin şimdiye kadar tespit ettiği suçları okuyunca bir daha şeker yemek istemeyeceksiniz.

-Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.

-Bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.

-Vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.

-Çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.

-Çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.

-Bakteri enfeksiyonlarına karşı savunma sistemini zayıflatabilir.

-Böbreklere hasar verebilir.

-Krom ve bakır eksikliğine yol açabilir.

-Kalsiyum ve bakır emilimini engeller.

-Meme, yumurtalık, prostat, rektum, kolon kanserine sebep olabilir.

-Safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.

-Gözleri bozabilir.

-Serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.

-Midenin asidik olmasına yol açabilir.

-Çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.

-Koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.

-Ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

-Alkol bağımlılığına yol açabilir.

-Diş çürüklerini artırabilir.

-Kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.

-Kireçlenmeye sebep olabilir.

-Astıma sebep olabilir.

-Mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir.

-Safra taşı ve böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.

-Dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.

-Damarlarda varise yol açabilir.

-Osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.

-Salya asiditesine katkıda bulunabilir.

-İnsülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.

-Glikoz toleransının düşmesine sebep olur.

-Büyüme hormonunu azaltabilir.

-Toplam kolesterolü ve sistolik kan basıncını artırabilir.

-Gıda alerjilerine sebep olur.

-Diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.

-Hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.

-Kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.

-DNA yapısını bozabilir.

-Katarakta, amfizeme, ateroskleroza, serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.

-Enzimlerin işlevselliğini düşürür.

-Karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.

-Karaciğerde yağ miktarını artırabilir, patolojik değişimlere yol açabilir.

-Pankreasa zarar verebilir.

-Kabızlığa sebep olabilir.

-Hipertansiyona, migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.

-Beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.

-Depresyona, hormonal dengesizliğe sebep olabilir.

-Alzheimer’s hastalığı riskini artırabilir.