Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

KALPLER MAHSUN, HERKES MATEM İÇİNDE

Techiz,defin işi, ikinci gün oldu Peygamber’in,
Salı günü yapıldı, defnedilmesi mubareğin.

Cenâzenin gasliyle Ali meşguldü, O yıkadı,
Nereye defin olacağı, mes’elesi tartışıldı.

Bazıları Mekke’ye götürüp defnedilmesini,
Bazısı da Kudûs’e defnedilmesini istedi.

Ebu Bekr dedi; öldüğü yere gömülür Peygamberler,
Hazret-i  Aişe’nin  odasına  kabri  eştiler.

Defin işlemi çok gecikmiş, karanlıkta çökmüştü,
Cenâze namazını kılmak,hayli uzun sürmüştü.

Odası çok küçüktü, küçük cemaatler halinde,
Namazını kıldılar, cinsiyetler ayrı  şekilde.

Erkekler, sonra kadınlar ve çocuklar saf tuttular,
Sıra ile, son  görevlerini  ifâ  ediyorlar.

Cenaze namazı imamsızdı, herkes kendi kıldı,
Son vedâ da, Rasülullah’a böylece tamamlandı.

Kalbler mahzun, herkes mâtem içinde na’şın başında,
Mukaddes  borcu, ödemeye  duruyorlar  orada.

Cenâze namazı uzun sürdüğünden mubareğin,
Gece vermişler ebedî rahatını Peygember’in.

O, nesi varsa fertlere değil, millete bıraktı,
Dünyada mal bırakmadan, ebediyyete ulaştı.

Fakat manevî, muazzam mirâs koydu insanlara,
Ebedi mirâs, İslâm’ı bıraktı müslümanlara.

Bizim tasvir ve tasavvurumuzdan, yüksektir O’nun,
SALÂT O’NA VE ASHÂB’INA ,SALÂT’Ü SELÂM OLSUN.

– S O N –




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

“HAYATINDA MEMATINDA PAK YA RASÜLALLAH”

Acı haberi öğrenince herkes şaşırıp kaldı,
Medine’nin üstünü bir mâtem havası sardı.

Yıldırım çarpmışa döndü, duyan acı haberi
Bazıları da  öldüğüne  inanmak istemedi.

İnanmak  istemeyen  başta  Ömer  olmak  üzere,
Boynunu vururum dedi, kim Peygamber öldü derse.

Hiçbir zaman o  metânetini kaybetmeyen Ömer,
Neden böyle yaptı, yoksa O’nu sarstı mı bu haber?

Ebu Bekr evine gitmişti, haberi duymuş dönmüş,
Mescide koşmuş, feryattan acı hakikatı görmüş.

Yüzünü  görmek için, yattığı  odasına  girdi,
”Hayatında, mematında pak Ya Rasülallah” dedi.

Ashâb’ın  itilâfını gören,  Ebu  Bekr  Ashâb’a,
Gözyaşları  içinde çıkıp,  şöyle dedi onlara:

”Kim Muhammad’e tapıyorsa,bilsin ki O fânidir,
Kim ki  Allah’a  tapıyorsa,  bilsin ki O Bâki’dir.

Hazret-i Muhammed öldü ise, Bâki’dir eserleri,”
Bu  mealde  ayetler  okudu, bitirdi  sözleri.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

TÜM ÇİLELER GERİDE KALDI

Varaka ne söylemişti, sen Peygamber olacaksın,
Çok çileler çekecek, öz yurdundan kovulacaksın.

Yalancı diyecek, eziyet edecekler demişti,
Öyle olmuştu, ömrünün çoğu çileli geçmişti.

Bütün çilelere rağmen davasıda sadık kalmış,
Verilen görevini ifa etmiş, islâmı yaymış.

O, neler gördü, neler çekti taşlanıncaya kadar,
Öz yurdunu çok gördüler, vatanından çıkardılar.

Bütün çekmiş olduğu çileler asla yıldırmadı
Şimdi son günleri geldi, çileler geride kaldı.

Rabiülevvel’in Sekiz Haziran Pazartesi’ydi,
Medine semaları saf, berrak ve çok sıcak idi.

Rasülullah,hastalığın hafifliğini hissetmiş,
Sabah namazını, Ebu Bekr’e uyup ifa etmiş.

Müslümanlar hastalığın geçmesine sevinmişler,
Ebu  Bekr   evine  gitmek  için, izin  istemişler.

Fakat bu, ölümün önünden gelen bir hafiflikti,
Odasına dönünce, dermansızlığını hissetti.

Başı,  eşi Aişe’nin kucağında dayalıy dı,
Soluk gidiyor, ağır ağır nefes alıyorlar dı.

Bu  son  anında  bile, irşadını  ihmal  etmiyor,
”Namaz hususunda aman çok dikkatli olun” diyor.

Yanında bir tas soğuk su vardı, elini batırdı,
Serinlemek  için, ıslak  elini  yüzüne  çaldı.

Haziran’ın sıcak gününden biriydi, çok sıcaktı,
Semâ saf, hilkat günkü gibi elini kaldırmıştı.

Parmağıyla  semâya  işaret  edip,  eli  düştü,
Ne bir ses, ne nefes, derin bir sükuta bürünmüştü.

Yanındakiler mebhud, gözler göğe dikildi kaldı,
Ebedi  âleme  ruhu  uçtu ,dünyadan  ayrıldı.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

SENİ O GÜNKÜ DEHŞETTEN KURTARAMAM

Ölürken altın ve gümüş namına birşey kalmamış,
Birkaç  ev  eşyalarından  başkasını  hep  dağıtmış.

Medine’de, Fedek ve Hayber’de hisseleri vardı,
Yirmi deve,  yüz koyun,  yedi keçi birde katırdı.

Zevcelerine hisse verdikten sonra, bu mallardan,
Vasiyet etti, yolculara  saif  için  kalandan.

Hatice’nin yadigârı, biricik nazlı kuzusu,
Ve kızı Fatıma kalmıştı hayatta tek yavrusu.

Fatıma hergün babasına gider, ziyaret eder,
Babası onu ayakta karşılar, kucaklar öper.

Birgün yine babasına, ziyarete gittiğinde,
Babasını pek fena gördü, çok hasta bir şekilde.

Kimbilir, ne acı çekiyor babam diye seslendi,
Gözyaşlarını tutamayıp, yaşlar yüzüne indi.

”Ağlama yavrum,artık acı çekmeyeceğim”dedi,
Bu  dünyadan  göçeceğine  dair  işaret  verdi.

”Üzülme yavrum yerde ve gökte,kadınlar içinde,
En hayırlısı olmak yetmez mi?” demiş dilberine.

Fatıma en hayırlı kadındı,Peygamber kızıydı,
Ama , babası  ölüm  anında, şunu hatırlattı:

”Ey Peygamber kızı! Sen ahiret mes’uliyetinden,
Kendini kurtaracak  güzel şeyler yap amellerden.

Peygamber kızı olman, hiçbir şey kazandırmaz sana,
Seni o günkü dehşetten kurtaramam” dedi O’na.

Ölümünden iki gün evvel bitkin, mescid’e geldi,
Yüzünde tasviri olmayan bir tebessüm belirdi.

Mimbere çıkıp,yüzünü cemaate çevirdiler,
Onlarla helalleşmek istemiş, şunu söylemişler.

”Ey İnsanlar,kötülükte bulunduysam birinize,
Karşılığını kabule  amadeyim, hepinize.

Kime vurmuşsam,işte arkam vursun,hakkı kalmasın,
Kimin  bende  alacağı  varsa  işte  malım, alsın.”

Ashâb dan biri, üç dirhem alacağını söylemiş,
O’nun namına  sadaka vermiş, parası ödenmiş,

Böyle bir manzarayı tarih,ne görmüş,ne kaydetmiş,
O  böyle  bir  insandı, ahirete de  böyle gitmiş.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

ESRARENGİZ BİR ZİYARET

Hiçbir rahatsızlığı yoktu, Hazret-i Peygamber’in,
Rahatsızlanmıştı, onbirinci  yılında  hicretin.

Muntazam yaşar,az yer,temizliğe dikkat ederdi,
Zâten sıhhatin şartı da, bunu yapmak gerekirdi.

Ömründe bir defa,hafif bir kırgınlık geçirmişler,
Hicretin altıncı yılındaymış,önem vermemişler.

Koyun  etiyle, yahudi  kadını  zehirlemişti,
Bir lokma almış,zehir tesirini gösterivermişti.

Hastalanınca o zehir, vücudunu hırpalıyor,
Yahudinin o zehri yokmu,harap ediyor diyor.

Altıyüz otuz iki, onbirinci  yılı  hicretin,
Safer ayı ondokuzun da,bir pazar gecesinin.

Esrarengiz bir ziyaret vuku oldu Peygamber’in,
Şehir  dışına  çıkıyor  karanlığında  gecenin.

Bâkiye gidip, kabirdekilere selam veriyor,
Biz de yakında, sizin içinizde oluruz diyor.

Veda haccında fâni dünyadan, ebedî âleme,
Son günü yaklaştığına, işaret vardı herhalde.

Bunlar tesâdüf olmayıp,ilâhi vahye mazhardı,
Son  ânının  yaklaştığı  haberini  almışlardı.

Kabir ziyâreti dönüşünde, hastalığı arttı,
Aişe’nin başı ağrıyormuş,başından dert yandı.

Rasülullah’a baş ağrısından, şikâyet etmişti,
O’da,”Senin değil, asıl vah benim başım”demişti.

Hastalığına rağmen, devlet işini bırakmıyor,
Yemende çıkan, yalancı peygamberleri izliyor.

Birgün hastalığı, O’nu dermansız etmiş halsizdi,
Mescide çıkmamış, son kıldığı namaz, akşam idi.

Dermansızdı,namazı kıldıramıyacak haldeydi,
Ebu Bekr’i namaz kıldırması için, tayin etti.

Aişe’nin  evinde  yatıyordu,  hastalığında,
Sadaka vermek için, yedi dirhem vardı yanında.

Hastalığıyla  ilgilenirken, onu unutmuşlar,
Bir ara hastalık hafiflemiş, dirhemi sormuşlar.

Dağıtılmadığını öğrenmiş,onları getirtmiş,
Avucuna  alıp, Aişe’ye  şunları  söylemiş:

”Allah katında halim ne olur,ölürsem bunlarla,”
Hepsini  fakire  sadaka  verdi,  kendi  namına.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

ESRARENGİZ BİR ZİYARET

Hiçbir rahatsızlığı yoktu, Hazret-i Peygamber’in,
Rahatsızlanmıştı, onbirinci  yılında  hicretin.

Muntazam yaşar,az yer,temizliğe dikkat ederdi,
Zâten sıhhatin şartı da, bunu yapmak gerekirdi.

Ömründe bir defa,hafif bir kırgınlık geçirmişler,
Hicretin altıncı yılındaymış,önem vermemişler.

Koyun  etiyle, yahudi  kadını  zehirlemişti,
Bir lokma almış,zehir tesirini gösterivermişti.

Hastalanınca o zehir, vücudunu hırpalıyor,
Yahudinin o zehri yokmu,harap ediyor diyor.

Altıyüz otuz iki, onbirinci  yılı  hicretin,
Safer ayı ondokuzun da,bir pazar gecesinin.

Esrarengiz bir ziyaret vuku oldu Peygamber’in,
Şehir  dışına  çıkıyor  karanlığında  gecenin.

Bâkiye gidip, kabirdekilere selam veriyor,
Biz de yakında, sizin içinizde oluruz diyor.

Veda haccında fâni dünyadan, ebedî âleme,
Son günü yaklaştığına, işaret vardı herhalde.

Bunlar tesâdüf olmayıp,ilâhi vahye mazhardı,
Son  ânının  yaklaştığı  haberini  almışlardı.

Kabir ziyâreti dönüşünde, hastalığı arttı,
Aişe’nin başı ağrıyormuş,başından dert yandı.

Rasülullah’a baş ağrısından, şikâyet etmişti,
O’da,”Senin değil, asıl vah benim başım”demişti.

Hastalığına rağmen, devlet işini bırakmıyor,
Yemende çıkan, yalancı peygamberleri izliyor.

Birgün hastalığı, O’nu dermansız etmiş halsizdi,
Mescide çıkmamış, son kıldığı namaz, akşam idi.

Dermansızdı,namazı kıldıramıyacak haldeydi,
Ebu Bekr’i namaz kıldırması için, tayin etti.

Aişe’nin  evinde  yatıyordu,  hastalığında,
Sadaka vermek için, yedi dirhem vardı yanında.

Hastalığıyla  ilgilenirken, onu unutmuşlar,
Bir ara hastalık hafiflemiş, dirhemi sormuşlar.

Dağıtılmadığını öğrenmiş,onları getirtmiş,
Avucuna  alıp, Aişe’ye  şunları  söylemiş:

”Allah katında halim ne olur,ölürsem bunlarla,”
Hepsini  fakire  sadaka  verdi,  kendi  namına.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

LEBBEYK SEDALARIYLA MEKKE ÇINLIYOR

Mekke fethedilmiş, Kâ’be’nin yolları açılmıştı,
Müslümanlar serbestçe, Hac edasını yapacaktı.

Hicretin  onuncu yılıydı, Zilkâde  ayı  girmiş,
Rasülullah’ın  Hac  edeceği  ilânı  edilmiş.

Yıldırım hızıyla, her tarafa yayılmış bu haber,
O’nunla haccetmek isteyenler, yollara düştüler.

Çadırlar  doldurmuştu, Medine’nin  her  tarafını,
Yüzbin müslüman doldu, tüm Medine’nin sokakları.

Bunlar, din kardeşliğinin verdiği samimiyetle,
Kucaklaşıyordu   din  adına hepsi  birbiriyle.

Zilkâde  ayının  tam, yirmibeşinci  günü  idi,
Ogün Hazret-i Peygamber, yıkanıp ihrâma girdi.

Bu  mazzam kafileyle, Öğle  namazını  kıldı,
Mekke yolunu tuttu birlikte, Medine’den çıktı.

Zevcelerini de yanına almış, Hacca gidiyor,
Kâ’be hududunda, Lebbeyk sedâları yükseliyor.

Her tarafı, yollara dökülen hacılar doldurmuş,
Rasülullah Lebbeyk dedikçe,sesler yükseliyormuş.

Dağ, taş bu sese dayanamıyor, heryer çınlıyordu,
O, bir  insan seli içinde, Kâ’be’ye  geliyordu.

“Ya Rab, da’vetine  geldik, sanadır  itaatimiz,
Fermanına râm olduk,  yöneldi tüm gönüllerimiz.

Hamd sanadır, şükür sanadır, bütün nimet sendendir,
Senin eşin ortağın yoktur, bütün mülk de senindir.”

Cahiliyet  devrinden,  farklı  yaptı  merasimini,
Arafatta, deve  üstünde  sundular  hutbesini.

Yüzondört bin hacı vardı, Rasülullah’la birlikte,
Dinin bütün temelini anlattı, bütün cemaate,

Burada  cahiliyetin  bütün  hurafelerini,
İlân etti,  ayakları  altında  çiğnediğini.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

KALP MAHZUN OLUR, GÖZ YAŞARIR

Son harbi Tebük’ten dönüşünde, Hazret-i Peygamber,
Gelen  heyetleri  kabul  etmekle  meşgul  idiler.

Dinin kemâle erdiğini görmekle, çok memnundu,
Oğlu  İbrahim’de  artık  büyüyüp, serpiliyordu.

Heyetlerle görüşme bittikten sonra eve gider,
Biricik  oğlunu  kucağına alır, okşar, öper.

Kalbindeki tüm babalık sevgisini, ona vermiş,
Çünkü evlatların çoğunu, küçük yaşta kaybetmiş.

Hayatta bir İbrahim, bir de kızı Fâtıma kalmış,
İşte, şimdi de  biricik  İbrahim’i  hastalanmış.

İbrahim’in  yattığı, Mâriye’nin  evine  gitmiş,
Oğlunun yüzü solmuş, bakışlarıda çok değişmiş.

Hastalığın elinde bitkin düşen yavruya bakmış,
Hak’ka karşı elden ne gelir yavrum, diye ağlamış.

Gözlerinden iri iri yaş, yüzüne yuvarlandı,
Emr-i vâ’ki Hak oldu, İbrahim hareketsiz kaldı.

Oğlu mâsum ruhunu verdi, göğe doğru yükseldi,
Rasülullah  göz  yaşları  içinde  şunu  söyledi:

“Emri ilâhi olmasa, va’den yetmiş bulunmasa,
Sonra gelen, evvel gelene katışması olmasa,

Ölümüne daha çok, mahzûn olurduk yavrum”dedi.
Bir müddet, derin bir sûkuttan sonra, şunu söyledi:

“Hak’kın rızasından başkasını, biz söyleyemeyiz,
Ey  yavrum! Seni  kaybetmenin  acısı  içindeyiz.”

Yanında, Rasülullah’ın ağladığını görenler,
Ya Rasülallah, bundan bizi nehyetmiştin dediler.

“Ben hüznü değil, yırtınıp ağlamayı yasakladım,
Kalbimin merhamet eseridir, akan bu yaşlarım.

Kalp mahzun olur, göz yaşarır, bu engel teşkil etmez,
Kim merhamet etmezse, ona da merhamet edilmez.”

İbrahim omuzlarda taşındı, toprağa verildi,
Baba namazını kıldırdı, mezarına su serpti.

Mezarın üzerine bir nişân koyup, şöyle dedİ:
“Ne faydası var ne zararı, tatmin eder diriyi.”

Güneş tutulmuştu İbrahim’in defni sırasında,
Bazısı  mûcize sanmış, oğlunun ölüm anında.

Güneş, mâteme iştirak ediyor diyenler oldu,
Rasül-i Ekrem bunu duymuş ve ikaz ediyordu.

“Güneş ve ay, Allah’ın ayetlerinden bir nişandır,
İnsanlar öldüğünde tutulmazlar” buyurmuşlardır.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

İSLAMDA SON HARBİN SINAVI

Tüm zorluklarla hazırlanan büyük islâm ordusu,
Otuzbin kişiden oluştu,tüm gayretle bu ordu.

Kadınlar damlara çıkmış, orduyu teşyi ediyor,
Ordunun Medine’den çıkışı,pek şanlı oluyor.

Bu davranışlar halkı, galeyâna getirmek için,
Ruhunu coşturuyor, böyle manzaralar milletin.

Ebu Hayseme adlı bir zâd, katılmak istememiş,
Bu manzarayı görünce, derhâl orduya yetişmiş.

Çölde,sıcak ve susuzluk zorluğuna katlandılar,
İman aşkının verdiği şevkle, Tebük’e vardılar.

Bizans,kuvvetli bir ordunun geldiğini duyunca,
Savaşa çıkmadı, kapandı Dâhil’e, Kal’alara.

Müslümanlar, karşına çıkan bir ordu bulamamış,
Yirmi gün beklemiş, geriye dönmek zorunda kalmış.

Müslümanların koca Bizans’a böyle bir orduyla,
Meydan okuması, heyetleri düşürdü telâşa.

Peygamber, bâzı hudut beyleriyle anlaşma yaptı,
Yuhanna Peygamber’e gelip, anlaşma imzaladı.

Yılda üçyüz dinâr almayı teklif etti Peygamber,
Yuhanna Peygamber’in  teklifini kabul ettiler.

Suriye hududunda olan,Cerbâ,Erzuh halkını,
Muâhede  yaptı, cizyeye  tabi  tuttu  onları.

Buna karşılıkta onlara, bir de âhidnâme verdi,
Kara ve denizde, serbest ticâret hakkı verildi.

Ticâret esnasında, onlara dokunulmuyacak,
Tamamen emniyet altına alınıp korunacak.

Geri dönmeden,Suriye’ye hücum etmek istenmiş,
Şam’da  tâûn  hastalığı varmış, izin  verilmemiş.

Tebük mevkiinde yirmigün kalıp, geri döndüler,
İslâm’da son harbin sınâvını da, böyle verdiler.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

İŞTE OTUZBİN KİŞİLİK ORDU

İslâmiyet  tüm Arabistan’a  büsbütün  yayılımış,
Bizans, Müslümanlara karşı darbeye hazırlamış.

İran’a yaptığı savaşı kazanmış, şımarmışlar,
Geniş bir fetih hevesine düşmüş şu Bizans’lılar.

Bizans’a tabi, hıristiyan araplara emretmiş,
İslâm’a karşı harbe hazırlanmasını bildirmiş.

Medine’de  duyulunca  Bizans’ın  hazırlıkları,
Hiddet ve teessûr kaplamış, bütün müslümanları.

Bizans’ın  geleceğini  herhalde  bekliyorlardı,
Düşmanın hücumunu yerinde bastırmak lazımdı.

Maksat gizli tutulurdu, bugüne kadar harplerde,
Şimdi açıklanıyordu  gidilecek  yer  herkese.

Düşman çok, yolda çok uzak, hazırlıklar gerekiyor,
O yılda, Hicâz ve Necid’de, müthiş kıtlık oluyor,

Hurmalar harâb olmuş, hayvanlar ölmüş, kırılmıştı,
Savaşa  gidecekler  binecek  deveye  muhtaçtı.

Her taraftan harbe gidecek gönüllüler toplandı,
Sıcaktan uzağa  gitmek  istemiyenler de  vardı.

Gitmek isteyenlere münafıklar mani oluyor,
İran’ı yenmiş bir orduyla, savaşılır mı diyor.

Şiddetliydi sıcaklar, gerçekten harp güç olacaktı,
Havalar  kurak, gidilecek  yer, oldukça  uzaktı.

Ashâbtan ileri gelenler, fedâkârlık gösterdi,
Ebu Bekr, elinde neyi var ise,orduya verdi.

Hazret-i Osman orduyu techiz edip kuşattılar,
O, bu yaptığı yardımla dillere destan oldular.

Zinet eşyalarını bile bağışlayan kadınlar,
Fedâkârlıkta isâm kadınına örnek oldular.

Tüm zorluklara rağmen,İslâm ordusu hazırlandı,
Otuz bin kişilik ordu, tüm gayretlerle toplandı.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

MARİYE RASULULLAH’A BİR EVLAT VERDİ

Mısır hükümdarı Mukavkıs,Hazret-i Muhammed’e
İki  câriye vermiş, Mâriye  ve  Şirin  isminde.

Rasül-i Ekrem,Hassan bin Sabit’e Şirin’i yapmış,
Mâriye  adlı  câriyesini, kendine  bırakmış.

O, Rasülullah’ın zevceleri yanında değildi,
Şehrin kıyısında, Âliye mevkiinde evdeydi.

Mâriye Peygambere bir evlât verdi,sevindirdi,
Rasülullah  bu  çocuğa, İbrahim  ismini  verdi.

Oğlu İbrahim’in doğmasıyla,Hazret-i Peygamber,
Erkek  evlâda  sahip  olmanın  sevincindeydiler.

Erkek evlâtların hepsi, küçük yaşta ölmüşlerdi,
İbrahim  bunun  için  Rasülullah’a  teselliydi.

Çocuğun bakımına, çok fazla özen gösteriyor,
Yoksullara sadaka verip,süt anneler tutuyor.

Hergün evine uğradığı zaman, O’nu okşuyor,
İbrahim’de  gürbüz, sıhhatli  olarak yetişiyor.

Sevgi saçıyordu,masum bakışı,tebessümleri,
Bütün  sevgilerin üstündeydi, evlât  sevgileri.

İbrahim’in  geliştiğini  gören  baba  ve  ana,
Bu evlat için, onların oluyordu sanki dünya.

Kalbindeki tüm babalık sevgisini, O’na vermiş,
Kolay değil evlatların çoğu,küçükken kaybetmiş.

Hayatta bir İbrahim, bir de kızı Fatıma kalmış,
Bu iki evlat, Peygamber’in teselli kaynağıymış.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

ARABİSTAN ÜSTÜNE NURLU IŞIĞINI SAÇIYOR

Mekke fethinde,Huneyn’de toplanan şirk ordusuna,
Müslümanlardan  müthiş  bir  darbe  indi  başlarına.

İslâm’a karşı, arapların durumuda değişmiş,
Yaptıkları putlar kırılınca, gerçekler bilinmiş.

Zaman geçmiş,kırılan putlardan bir afet çıkmamış,
Bunların boş ve mevhum şeyler olduğuna inanmış.

Müslüman olunca,İslâm’a karşı koyan müşrikler,
Onlara  bağlı  bulunanlara, heyet  göndermişler.

İslâm’a  girmek için, haber  gönderdiler  Rasül’e,
Yalvarmaya başladı gelen heyetler,Peygamber’e.

Mekke’nin fethine kadar, az az gelen bu kimseler,
Sık sık gelmeye başlamış, fetihten sonra heyetler.

Karanlığı bozan bu güneş,ruhu aydınlatıyor,
Arabistan  üstüne  nurlu ışığını  saçıyor.

Bir taraftan heyetler gelirken,Rasül-i Ekrem’e,
O da’vet mektubu gönderir, kabile  reislerine.

Etraftaki emirliklere elçiler gönderiyor,
Onların İslâm’a girmelerini teklif ediyor.

Hicâz’ da  bütün  kabileler, İslâm’ı  kabul  etmiş,
Yemen,Umman ve Bahreyn halkı islâmiyete girmiş.

Buralarda çeşitli dine mensup insanlar vardı,
Bunlar yahudi,mecusi,zerdüşt ve hıristiyandı.

Ehl-i kitaptan olup, İslâm’ı kabul etmiyenden,
Cizye  vermeleri istendi, onların her birinden.

Ancak şirk ortadan kalkacaktı, ona izin yoktu,
Bu ruhsat ancak, ehli kitap olanlara mahsustu.

Memurlar gidiyordu,etraftaki bütün yerlere,
Zekât topluyorlardı, dağıtmak için fakirlere.

İslâmiyet sür’atle, intişâr edip yayılıyor,
Yayılıp gittikçe İslâm, din de kemâle eriyor.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

HAYATIM, MEMATIM SİZİNLE

Rasülullah Safa tepesinde, bir yere çıktılar,
Yanına biat etmeye geldi, müslüman olanlar.

Ebu  Bekr’in  babası  Kühâfe  Pir-i  fâni  idi,
Böyle olmasına rağmen,daha müslüman değildi.

Gözlerinin feri kalmamış, önünü göremiyor,
Ebu Bekr O’nu Peygamber’in yanına getiriyor.

Herkese saygı gösteren O büyük insan Peygamber,
İhtiyara  neden  zahmet  verdin  diye  söylediler.

Zahmet etmeseydin, biz senin ayağına giderdik,
Seni yormadan  İslâm’ı  evinde  telkin  ederdik.

O halka böyle davranır, bu din böyle yayılırdı,
O  ihtiyarı da  oturttu, İslâm’ı  telkin  yaptı.

Kureyş’ten itibarlı olan kadınlar da geldiler,
Peygamber’e biat edip, itaate söz verdiler.

Hind’de vardı, biat için gelen kadınlar içinde,
Müslüman olduktan sonra, putları kırdı evinde.

Mekke  halkı  akın  edip, müslüman  oluyorlardı,
Ensâr’dan bazısı,Peygamber Mekke’de kalır sandı.

Vatanına  kavuştu, kabilesiyle  görüştüler,
Bundan sonra bizimle Medine’ye gitmez dediler.

Öyle ya Mekke, doğup büyüdüğü öz vatanıydı,
Üstelik orada Mescid-i Haram, Beytullah vardı.

Onun için Ensâr,buradan ayrılmaz zannetmişler,
Rasülullah  onların  endişesini  gidermişler.

Sizin ülkenize hicret ettim, asla üzülmeyin,
Hayatım, mematım  sizinle  olacağını  bilin,

Dar gününde kucak açan bu insanlar,memnun oldu,
Ensâr’ı  Kirâm’a  böyle  bir  iltifatta  bulundu.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

ÜÇYÜZ ATMIŞ PUT TEMİZLENİP EZAN OKUNUYOR

Osman bin Talha’yı Rasülullah yanına çağırdı,
Kâ’be-i  Muazzama’nın  anahtaları  ondaydı.

Kâ’be  kapısını açıp,  içine  girdikleri anda,
Peygamber ve meleklerin resmi vardı duvarında.

Hazret-i İbrahim, İsmail ve Hazret-i İsa’nın,
Resmini yapmış, doldurmuşlar üzerini duvarın.

Hazret-i İbrahim’in  eline, fal  oku  vermişler,
Gerçeğe uymayan, uydurmaları tasvir etmişler.

Hazret-i İbrahim bunu hiç yapmaz,o müslümandı,
O, Tevhid  dinin  hadimiydi  böyle  şey  olamazdı.

Melekler, güzel kadın halinde tasvir olunmuştu,
Oysa  onlarda  erkek ve dişilik, cinsiyet yoktu.

Kâ’be’ye birçok yerden,kıymetli hediye gelirmiş,
Bu tür hediyeler korunup, putlar imha edilmiş.

Kâ’be’de insana benzeyen,hubel diye put varmış,
Önünde  yedi ok  olan put, al  yakuttan yapılmış.

Araplar bir iş yapmadan,bu oklarla fal bakarlar,
Çıkan  fala  göre  hareket eder,  işe  başlarlar.

Artık, bu putların temizlenme zamanı gelmişti,
Rasülullah, üçyüz altmış kadar putu temizletti.

Putların en büyüğü olan hubel, yere serilmiş,
Kureyş uluları olayı, şaşkın şaşkın seyretmiş.

Parça  parça  atılmış  çöplüğe, dünkü  tanrılardan,
Tevhid dinin kaynağı Kâ’be,temizlenmiş putlardan.

Peygamber’in müezzini vardı, Bilâl Habeş diye,
Ezân  okumaya  başladı  tatlı,  yanık  sesiyle.

Kâ’be’nin duvarına çıkmış, etrafı coşturuyor,
Kemâl-i  aşkla  nidâ  edip, Mekke’yi  inletiyor.

Gönlünde coşan iman dalgasını göğe yayıyor,
Allah’ü Ekber nidâlarıyla, Mekke çalkalanıyor.

Lâ  ilâhe illallah  sedâsı, göğe  yükseliyor,
Bütün Mekke halkı,kulak kesilmiş bunu dinliyor.

Bazı müşrikler de kendini tutamayıp çıldırdı,
Ebu Cehl’in kızı Cüveyriye öfkeden haykırdı.

Babam Hişâm’ın oğlu Amr,ne iyiki ölmüş gitmiş,
Ne  bahtiyarmış ki,  Bilâl’in  sesini  işitmemiş,

Buna benzer bir sözde,Hâlis bin Hişam söylemişti,
Keşke bende ölseydim,bu günü görmezdim demişti.

Beytullah’ı  âbidler, sa’citler için  fethetmişti,
Putları kırdıktan sonra, kendileri tavaf etti.

Müslümanlar Kâ’be’ye toplanmış,hınca hınç doluydu,
Rasül-i  Ekrem, meşhur  Fetih  hutbasini  okudu.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

PUTLARI TEMİZLEME EMRİ

Hicretin sekizinci  yılı, Ramazan  ayı  idi,
Medine’den onbin kişilik bir ordu ilerledi.

Bu  sayı  biraz  daha  artmış, civar  kabilelerle,
Bu güne kadar böyle bir ordu görmemiş Medine.

Demir zırhlarla sahrayı yarıp giden bu askerler,
Karşısına  çıkan  herşeyi,  ezecek  gibiydiler.

Çöller yerinden oynuyor,yer gök,toz duman oluyor,
Bu  ordunun  başında,  Rasülullah  dimdik duruyor.

Bu şanlı ordu, Allah’ın yardımını bekliyordu,
Beytullah’ı putlardan temizlemeye gidiyordu.

Tevhid dinin mümessili olan, Kâ’be’yi müşrikler,
Doldurmuş putları tapmak için oraya kâfirler.

Putları  temizleme  emri,  yirmi  bir  yılı dolmuş,
Bu görevi yapmayı,bütün müşrikler mani olmuş.

İşte bu fetih ordusu, bu maksatla gidiyordu,
Rasül-i Ekrem,kan dökmeyi asla istemiyordu.

Budan dolayı bu fethi, bu kadar çok geciktirmiş,
Bunun olgunlaşmasını, tam yirmi bir yıl beklemiş.

Şimdi, tüm ihtiyâtı bırakmıyor,  tedbir alıyor,
Bu ihtiyât ve tedbirle, Mekke’ye doğru gidiyor.

Zaten O,Mekke’yi bundan önce fethetmiş demekti,
Hudeybiye, bunu  sağlamak  amacını  vermişti.

O herşeyi sükunetle halletmesini biliyor,
Asla zorbalıkla değil,güzellikle hallediyor.

Rasülullah biryıl evvel,yıllık haccını yaparken,
Fethetmişti Mekkeli’nin kalbini, tavaf ederken.

Mekke’nin büyük başları çekinmese birbirinden,
İslâm’a  girdiğini  ilân  edecekler,  hep  birden.

Halid bin Velid,Amr bin As,Osman bin Talha gibiler,
Cesareti  gösterenlerden  olmuş, İslâm’a girmişler.

Bazısı nedense, hâlâ birbirinden çekiniyor,
İkrime bile ağzından, bu gerçeği kaçırıyor.

Bütün arzusu ve emeli, Hazret-i Peygamber’in,
Kureyş büyüklerinin anlamasıydı,bu gerçeğin.

İslâm ordusu yola çıkmış,Mekke’ye ilerliyor,
Amcası Abbas, Cuhfe’de, İslâm’ı kabul ediyor.

Abbas müslüman olarak Medine’ye gidiyordu,
Artık, İslâm  ordusuna  Abbas’ta  katılıyordu.

İslâm ordusu silah kullanmadan,Mekke’ye girdi,
Ufak  bir  olaydan  başka,  çatışmaya  girilmedi.

Rasül-i Ekrem, gözleriyle Mekke’yi şöyle süzdü,
Sekiz yıl evvel burdan, nasıl gittiğini düşündü.

Kendine karşı son derece,kötü davranan Mekke,
İşte  şimdi, teslim olmuş, durur  ayağı  dibinde.

”Oku, yaratan Rabbi’nin adıyla oku”ilk vahyi,
Burada  başlamıştı, Allah’ın  ilk  ilâhi  emri.

Cebrâil ”Allah’ı ulu tanı, Tekbir’le an” diye,
Allah kelâmını burada getirdi, bildir diye.

Fakat müşrikler bu ulvi hitabı anlamamışlar,
Tevhid dinin kurulmasına,hepsi engel olmuşlar.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

AMCASI ABBAS’IN BALDIZI MEYMUNE

Peygamber’in amcası Abbas müslüman olmamıştı,
Yirmi beş yaşında Meymune  adlı baldızı  vardı.

Müslümanların insanlığını görünce Meymune,
İslâm’a  âşık oldu, yumuşama  oldu  kalbinde,

Abbas’a karısı Ümmü’l Fadl, selahiyeti vermiş,
Yeğenine  baldızını  almasını  teklif  etmiş.

Meymune müslüman olmuş, nikahları da kıyılmış,
Rasülullah’ın niyeti, Mekke’de düğün yapmakmış.

Bu vesileyle, Kureş’le samimi hava kurmaktı,
Daha yakın bir temas kurmak arzusu taşımaktı.

Fakat anlaşma gereği, verilen süre bitmişti,
Sürenin bittiğini bildirmeye, Süheyl  gelmişti.

Hazret-i Peygamber, Süheyl’e fikrini söylediler,
Yapılacak izdivâc  hakkında,  şunları  dediler:

“Birlikte bir düğün yapmak, ne iyi şey olur idi,
Kureyş’e  ziyâfet  verip, yemeğimi  yeseler di.”

Fakat, Suheyl yapılan bu teklifi kabul etmemiş,
Ziyâfetinize  ihtiyacımız  yok,  gidin  demiş.

Böyle  bir  düğün yapıp,  ziyâfet  verirlerse  eğer,
Kureyş’in müslüman olmasından korkuyormuş meğer.

Bunun için, biran burdan gitmelerini istemiş,
Rasülullah  anlaşma  gereği, itiraz  etmemiş.

Mekke’yi terkederek, Medine yolarını tuttular,
Gözleri arkada kalmadan, Mekke’den ayrıldılar.

Bir sene evvel, haber verdiği Rasül-i Ekrem’in,
Feth-i mübin olmuş, kalbini fethetmiş Mekke’linin.

Hem Kâ’be ziyâret edilmiş, görevleri yapmışlar,
Hemde Mekke’nin fethedilme temelini atmışlar.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

TAVAF VE MEKKE’Yİ ZİYÂRET

Medine’nin havası yaramamış, zayıf düşmüşler,
Müslümanlar hakkında Kureyş’liler böyle demişler.

Rasülullah  bu  zannı, ortadan  kaldırmak  istetti,
Kâ’be’yi  üç  defa, heybetli  koşarak, tavaf  etti.

Müslümanlarda bu hareketi, aynen tekrar etmiş,
Bu gün halâ yapılan bu harekete, REMEL denmiş.

Kâ’be’yi  usulu  dairesinde,  tavaf  yaptılar,
Tavaftan sonra da, Safa ile Merve’ye çıktılar.

Safa ve Merve tepesinde, yedi kere koşmuşlar,
En sonunda kurbanları kesip, ihrâmdan çıkmışlar.

Ertesi  gün,  Rasülullah  Kâ’be’nin  içine  girdi,
Hiçbir  şeyden  habersiz,  içi  putlarla dolu  idi.

Öğle namazı vakti olmuş, insanlar abdest almış,
Bilâl  tatlı  gür  sesiyle  ezan  okumuş,  çınlatmış,

Âşina  olmadığı  bu  sesi,  Mekke  dinliyordu,
Mekke  ilk  defa,  böyle  ezan  sesi  işitiyordu.

İkibin insan toplanmış, cemâate saf tutmuşlar,
Öğle  namazını  birlikte,  cemâatle  kılmışlar.

Anlaşma gereğince, Mekke’de tam üçgün kaldılar,
Eşine, dostuna,  hısım, akrabaya  uğradılar.

Kimi  yedi  yıl  önce  terkettiği,  evi  geziyor,
Kimi  bırakıp  gittiği,  malı ve  mülkü  anıyor.

Kimi, Ensâr’lı kardeşlerine, bunlardan bahseder,
Hepsi  sükûn  ve  üzüntü  içinde, hareket  eder.

Kureyş onların, edep ve saygısına hayran kalmış,
Tertemiz  insanlar, abdest  almış, namaz  kılmış.

Duasını  edip, birbirine  saygı  göstermişler,
Bütün müşrikler, onlar karşısında gıbte etmişler.

Rasül-i  Ekrem,  aralarında  devamlı  geziyor,
Candan bir sevgiyle,bütün herkezle sohbet ediyor.

Ne  içki  içip  sarhoş  olan, ne de suç  işleyen  var,
Kardeş havasında, mis gibi tertemiz müslümanlar.

Müşrikler, müslümanların bu ahvaline kapıldı,
Bazılarında  müslüman  olmak  arzusu  uyandı.

Dört-Beş ay sonra, fethedecekleri Mekke bu idi,
Ama  şimdiden  onların  kalbini  fethetmişlerdi.

Halid  bin  Velid,  Amr  bin  As  gibi,  ileri  gelenler,
Hemen müslüman olmuş, islâm saflarına girmişler.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

LEBBEYK SESLERİ İNLETİYOR

Kureyş, müslümanların hareket haberini almış,
Uzaktan  Mekke’ye  girişlerini  gözlüyorlarmış.

Haber alır almaz, şehri tahliyeye başladılar,
Etraftaki  tepelere  çadır  kurup, oturdular.

Müslümanlar,Mekke’nin doğusundan şehre girdiler,
Mukaddes  Kâ’be’yi  Şerif’i  ziyarete  geldiler.

Yedi yıl önce, Kureyş’in Peygamberi öldürmeye,
Toptan and içtikleri insan,şimdi girdi Mekke’ye.

O Peygamber ki, ölüm çemberinin içinden çıkmış,
Öz  yurdunu  terkedip, uzak  diyarlara  sığınmış.

Tebliğe memur olduğu davasına devam etmiş,
Allah’ın  inayetine  sığınmış  ve  vazgeçmemiş.

Tevhid dini, nice gönüllere nakşedip duyurmuş,
İman hazzıyla nice mü’minin, ruhunu doyurmuş.

O’nun Hak davetine icabet eden müslümanlar,
Samimi Tevhid  kütlesinin  önünde geliyorlar.

Kaç kişi çıkmışlardı,şimdi kaç kişi geliyordu,
İslâm’ın bu sür’atı, akla durgunluk veriyordu.

Peygamber, Kasvâ adındaki deve üstündeydi,
Deveyi önden çeken, Abdullah bin Revâha idi.

Ashâb  yavaş  adımlarla, O’nu takip ediyorlar,
Kâ’be’yi görünce hep birden,tekbir getiriyorlar.

Lebbeyk,Allahümme Lebbeyk sesleriyle inletiyor,
Binlerce  ağızdan  çıkan ses, Mekke’yi  titretiyor.

Kalpleri birdi,Allah’a Hamdü Senâ’yla doluydu,
Hak dinin Peygamberi önde, birlikte yürüyordu.

”Lebbeyk,Allahümme Lebbeyk,Lâ şerike leke Lebbeyk,
İnnel Hamde,ven niğmete leke vel mülk,Lâ Şerikelek.”

Lebbeyk sedası yükseldikçe, Kureyş’te seyrediyor,
Kimbilir  ne  duygular  hissediyor, neler  yaşıyor.

İçlerinde bu tevhid kafilesinde bulunmayı,
Ne kadar ister belkide, onun içinde olmayı.

Hepsi  içinden  türlü  mana  dolu  gözle  bakıyor,
Müslümanları gözleyip,hep onlardan bahsediyor.