Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Gecikmiş bir yazı…

Değerli Sarayönü Manşet Gazetesi okurları;

Haftalar önce yazmak istediğim bir yazıyı gecikmeli de olsa şimdi kaleme almak istiyorum.

Öncelikle son günlerde yaşadığımız talihsiz olaylarla ilgili üzüntülerimi dile getirmek istiyorum.

Bir tarafta ülkemizin birçok yerinde yanan oksijen kaynaklarımız, diğer tarafta yaşanan sel felaketleri, şehit haberleri, üst üste gelen trafik kazalarında yaşamını yitiren onlarca insanımız.

Tabi ki bir de birbuçuk yılı aşkın süredir yaşantımızı alt üst eden coronavirüs illeti.

Hepimiz ağır bir süreçten geçiyoruz. Sıkıntıların ardı arkası kesilmiyor.

Ayriyeten koronavirüs salgını ve son günlerde yaşadığımız orman yangınları sadece bizim ülkemizi değil tüm dünyayı etkisi altına almış durumda.

Orman yangınları ile ilgili birkaç cümle kurmak gerekirse elbette ki bu yangınların çıkmasında önemli etkenlerden biri insan faktörü. Birilerinin yanlışların ve hatalarını hepimiz çekiyoruz.

Neredeyse her yıl bu yangınlar yaşanıyor. Oksijen kaynaklarımız yok oluyor ama hiç kimse bundan bir ders almıyor.

İşin kolayını bulmuşuz bunun sorumluluğunu terör örgütlerine, rant peşinde koşanların üzerine yıkıyoruz. Hatta bu yaşanan felaketler üzerinden bile siyaset yapmaya çalışıyoruz.

Mutlaka onların da sorumluluğu vardır bilemem. Şu ana kadar resmi bir açıklama yapılmadı. Ama her yıl yaşananlardan ders çıkarmayıp gerekli tedbirleri almayanların sorumlulukları ne olacak peki…

Deprem oluyor, sel oluyor, kuraklıklar yaşanıyor, ormanlar yanıyor peşine bir sürü açıklamalar, televizyon programları vs. vs.

Peki bu felaketler yaşanmadan neden tedbirler alınmıyor, hazırlıklar yapılmıyor…

Umarım ki artık bu kötü, acı tecrübelerin bir daha yaşanmasın.

Ve doğanın dengesini bozmaktan artık vazgeçelim.

***

Yazımın başlığı olan “Gecikmiş bir yazı” derken koronavirüs sürecine kendi adımıza yani Sarayönü Gazetesi özelinde değinmek istiyorum.

Covid-19 salgını birçok sektörü olumsuz yönde etkiledi. Garip bir durum ki bazı sektörler için de ekonomik anlamda fırsata döndü.

Bu süreçten olumsuz etkilenen sektörlerden birisi de bizim işimiz. Yani gazetecilik ve matbaacılık.

Ekonomik sıkıntı yaşanan piyasada gazetemize verilen reklamların kesilmesi veyahut matbaa işlerinin azalması, zorunlu haller dışında evrakların basılmaması, yasaklar nedeniyle davetiyelerin veyahut takvim ve promosyonların yapılmaması elbette ki çok doğal.

Bütün bunlar ve diğer verebileceğim örnekler işin ekonomik yönünü ortaya koyuyor.

Ancak bir başka konu var ki pandemi sürecinde gazetenin içeriğini de doldurmak, haber toplamak, halkı bilgilendirme görevini yerine getirmekte o kadar kolay olmuyor.

Bizler 1,5 yılı aşkın süredir tüm şartlarımızı zorlayarak hatta eskisinden daha fazla tempo tutarak ilçemizin sesi olmaya çalışıyoruz.

Her şeye zam gelmesine karşı gazete satış ve reklam fiyatlarımız üç yıl öncesi ile aynı.

Ancak gazetemizin gerek sayfa sayısı gerekse dağıtım ağında bir aksama veya eksilme olmaması için elimizden geldiğince çalışıyoruz.

Sözün özü şu ki kimi zaman haberlerimiz çok rutine binmiş olabilir. Hep benzer haberleri yaptığımızı söyleyenler var. Kimi zaman belediye bülteni oldunuz eleştirileri de alıyoruz.

Ama elimizde olan da bu.

Hareketin olduğu yerde bereket olur.

Merkez nüfusu 8 bin civarında olan küçük bir ilçede ortalama 12 sayfa ve tamamına yakını bölge haberi olan bir gazete çıkarıyoruz. İşin içinde olmayanlar için basit gibi görünse de bizim yoğun bir mesai harcadığımızı da dile getirmek durumundayım.

İşin kolayına kaçmadan diğer yerel gazeteler gibi ajanslardan toplanan haberlerle gazete çıkarmıyoruz. Yerel ve Sarayönü’nü ilgilendiren haberlere ağırlık vermek için çaba gösteriyoruz.

Belediye bülteni gibi oldunuz eleştirilerine de cevabım şu ki; gazetemiz hiçbir kurumun ve hiçbir siyasi görüşün güdümünde değildir.

Doğal olarak belediyelerin daha fazla faaliyetleri oluyor bizler de bunları yayınlamak ve halkı bilgilendirmek durumundayız.

Belediye veya diğer kurumların sorumluluğunda olup ta yanlış veya eksik kalmış bir durumu bilerek dile getirmez isek işte o zaman bizleri taraf olmakla eleştirebilirsiniz.

Üzerine basarak söylüyorum ki Sarayönü Gazetesinin sütunları herkese açıktır.

Son cümlelerimde bir konuya daha değinmek isterim. Sosyal medya artık yaşantımızın vazgeçilmez bir yerinde.

Kişiler, kurumlar, siyasiler herkes artık bu mecrayı yoğun bir şekilde kullanıyor. Bizler de aynı şekilde takip ediyoruz.

Ancak bizim açımızdan yanlış bir algı oluşmuş durumda. Kimileri için sosyal medyada paylaştığı bir konunun gazetemizde de yer alması gerektiği şeklinde beklentileri var.

Sosyal medyayı kullanmak tamam da gazete okumak ayrı bir kültür. Bu nedenle gazetemizde yer almasını istediğiniz konular için bizlerle iletişime geçerseniz konuyu daha detaylı olarak haberleştirme şansımız olur.

Tüm okurlarımıza anlayış ve desteklerinden dolayı teşekkür ederim.

Saygılarımla…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Gururla 14’üncü yaşımıza bastık…

Sarayönü Manşet Gazetemiz siz değerli okurlarımızın eksilmeyen ilgisi ve desteği ile yeni yaşına girdi. İlk sayısını 29 Ocak 2008’de çıkardığımız gazetemiz 13’ncü yaşını geride bırakıp 14’üncü yaşına bastı.

Daha dün gibi ama geriye kalan 13 yılda hep birlikte birçok şey yaşadık.

Kaymakamlar, belediye başkanları, kurum amirleri değişti. Bazı kurumlar kapandı. Birçok yeni işyeri açıldı, birçoğu da kapandı.

Güzel haberlerin yanı sıra ne yazık ki bu yaşamdan kopanların, acı olayların da haberlerine sayfalarımızda yer verdik.

İlk yılların aksine gazetemiz hem baskı olarak hem sayfa sayısı olarak daha çok gelişti. Her yeni sayımızda bizler ilk günkü heyecanla gazetemiz sayfalarını daha içerikli, daha güzel, doldurmanın gayreti içerisindeyiz.

***

Sarayönü’müz nüfus olarak çok büyük bir ilçe değil. Bu nedenle de takdir edersiniz ki gazetemiz sayfalarını her hafta doldurmak çok kolay olmuyor. Bizler çoğu yerel gazete ve dergiler gibi bazı ajans ve internet haberleriyle sayfalarımızı doldurmak gibi kolay bir yolu seçmedik. Renkli(!), boyalı gazeteler gibi büyük gündemler peşinde de olmadık hiçbir zaman.

Özellikle son bir yıldır Covid-19 salgını nedeniyle ilçemizdeki hareketlilikte azaldı. Kimi işyerleri kapandı. Kısıtlamalar uygulandı, çalışma saatleri yarıya düştü. Doğal olarak ta bizler için haber yapmak sayfaları doldurmak bu dönemde daha zorlaştı.

Gazetemiz her ne kadar ilçede bir boşluğu doldurmuş olsa da artık bir alışkanlık haline geldiği için beklentiler de elbette ki yüksek oluyor.

Kimi zaman reklam ve ilanların düşmesinden dolayı gazete sayfalarından birini eksilttiğimizde “hayırdır bu hafta gazete incelmiş” eleştirisi alıyoruz. Evet, okurlarımızın haklılık payı var ama sayfalar azalsa da yaptığımız haber sayılarında çok bir düşme olmuyor.

Tekrar etmek gerekirse bu pandemi döneminde gazetemiz sayfalarını doldurmak çok kolay değil bu nedenle sizlerin de anlayışına sığınıyoruz.

***

Gazetemizde yer alan haberler belki çok önemli veya sansasyonel haberler olmayabilir. Ancak yaptığımız haberlerin tamamına yakını ilçemize özel ve bizden haberler. Bu haberler ister bir düğün ister bir cenaze haberi isterse belediyenin rutin bir çalışması olsun.

Ama hepsi ilçemizin haberi…

Geçmiş 13 yıl içerisinde gazetemiz sayfalarını bölgemiz haberleriyle doldurmaya çalıştık.  Tarım memleketi olan ilçemizde sürekli tarım haberleri yapmışız. Geniş bir coğrafyaya sahip olan ilçemizin her bölgesinden haberler yer almış. Esnaf köşesi, kent, politika ve güncel sayfalarımız hep ilgi çekti.

Bunların yanı sıra yazarlarımız, şairlerimiz gönüllerinden koptuğu şekilde gazetemizi renklendirdiler.

İlçemizin tanıtımında da çok önemli bir katkısı olan Sarayönüspor’u sürekli takip ettik. Yine nostalji, magazin ve bulmaca sayfalarımız büyük ilgi gördü.

Nostalji sayfamız için sizlerden yine destek bekliyoruz. Geçmişi, anıları paylaşmak adına elinizde bulunan eski resimleri bizlere ulaştırırsanız gazetemizde ve internet sitemizde yayınlayarak bunları aynı zamanda ölümsüzleştirmiş oluruz.

***

Bütün bunların yanında sizlerin eleştirilerine de konu olan eksiklerimiz de olmuştur mutlaka. Kısıtlı imkânlarla ve dar bir kadroyla çıkardığımız gazetemiz için bazı bölgelere tam olarak ulaşamamış, istek ve sorunlarını yansıtamamış olabiliriz.

Bizler elbette ki mükemmel değiliz. Eksiklerimizin, ufak tefek yanlışlarımızın olduğunun farkındayız. Aynı hatalar, gözümüzden kaçanlar bundan sonra da olabilir. Gazetemizin baskısında da zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Teknik olarak her adedini tek tek kontrol edemeyeceğimiz bu aksaklıklar için de anlayışınıza sığınıyoruz.

***

Her Salı günü merakla takip edilme ve sizlerin gerek sözlü gerekse sosyal medya üzerinden yaptığınız güzel yorumlar çizgimizin doğruluğunu gösteriyor.

Sizlerden aldığımız bu tepkilerle de bizler de elbette ki yerel olarak kalmaya ve ilk günkü heyecanla çalışmaya devam edeceğiz.

Gazetemizin diğer ilçelerde ve il merkezinde örnek gazete olarak gösteriliyor olması da ayrıca gurur verici.

***

Gazetemizin kurulduğu günden itibaren çalışmalarımızı takdir eden, bize güç veren, maddi manevi destek olan siz değerli okurlarımıza, dostlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.

Ayrıca gazetenin kuruluşundan günümüze kadar bana destek veren Mustafa Solak ile her hafta büyük özveri içerisinde gazete sayfalarını doldurmaya çalışan Serhat Çetinkaya kardeşlerime ve aynı zamanda yazıları, şiirleri ile gazetemize renk katan yazarlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Nice güzel yaşlara ve yayınlara…

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Anlayabilene aşk olsun…

Tüm dünyayı etkisi altına alan Coronavirüs hiç şüphesiz hayatımızı ve yaşam tarzımızı değiştirdi.

Daha ne ile karşı karşıya olduğumuzu anlamaya çalışırken bu virüs şimdiye kadar dünya genelinde 400 bine yakın insanın hayatına mal oldu.

Ülkemizde de corona yüzünden yaşamını yitirenlerin sayısı 4 bin 700 kişiyi buldu

Bu sadece resmi kayıtlarda olanlar.

***

Virüsün ülkemizde göründüğü Mart ayından beri daha fazla can kaybı olmaması ve virüsün yayılmaması için birçok tedbir alındı çeşitli uygulamalara gidildi.

Ne var ki yapılanların çoğunluğunu anlayabilmiş değiliz.

En azından ben anlayamadım. Anlayan varsa anlatsın…

Virüs ile birlikte 65 yaş üstüne dışarı çıkma yasağı getirildi mesela.

Çünkü ilk açıklamalara göre en çok onlar etkileniyor dendi.

Ama bu kısıtlamaya işyeri sahipleri, çalışanlar, çiftçiler gibi bazı istisnalar getirildi.

Eee bu istisnalar daha mı az riskli yani

Bakıldı ki bu virüs sadece yaşlıları değil her yaştan insanı öldürüyor 20 yaş altına da sokağa çıkma yasağı getirildi.

Sanırım onların ekonomiye bir katkısı olmadığı düşünüldü.

Okullara ara verildi, üniversite yerleşme sınavı Temmuza ertelendi.

Çocuklar ona göre hazırlanırken tekrar öne çekildi.

Kontrollü normalleşme dönemi ile birlikte okulların açılması eylüle sarktı ama kreşler açıldı.

Kontrolü zor ve oyun çağındaki bu küçük çocuklar daha mı az riskli yani anlayamadım.

***

Sokağı çıkma yasaklarını hiç anlayamadım zaten.

Sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ama marketler akşama kadar açık ve alışveriş serbest.

Yasaklı günlerde çiftçi belgesi olanlar, alışverişe gidenler, market fırın çalışanları, basın mensupları, sağlıkçılar, ticaret müdürlüğünden izin alanlar vs herkesin dolaşım izni var.

Birde bu yasaklar 16 ilde var.  Diğer illerde corona yok mu.

Bu yasaklar neye göre anlamadım doğrusu.

***

Kimi vatandaşı da anlamıyorum zaten.

Şahsi arabasında tek başına maske takılı seyahat edeni de görüyorum, markette dip dibe maskesi çenesinin altında olanı da.

Yasaklı günlerde yasağı delmek için yol arayanların da hattı hesabı yok zaten.

***

İçişleri Bakanı Soylu gece yarısına az bir zaman kala sokağa çıkma yasağı ilan ediyor.

Bir telaşla bütün vatandaşlar marketlere hücum ediyor.

Kavgalar, gürültüler, sosyal mesafe de neymiş.

Sanki iki günde millet yiyecek ekmek bulamayacak ve açlıktan ölecek o da işin ayrı bir boyutu.

Hele hele yapılan alışverişe bakılınca meşrubat, cips ve kuruyemişin ne kadar hayati öneme haiz olduğu da bilmiyordum doğrusu.

Zamanlama hatasından dolayı Bakan Soylu istifa kararı veriyor.

Sosyal medya bir anda patlıyor.

Aman bakanım sakın bizi bıkama mesajları ses getiriyor olacak ki Cumhurbaşkanı Erdoğan istifayı geri çeviriyor.

Güler misin, ağlar mısın …

Ardından anketlere bakıyorsun Tayyip Erdoğan’dan sonra en popüler kişi Süleyman Soylu.

Geçtiğimiz perşembe yine aynı şekilde gece yarısı bir sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor İçişleri Bakanlağından.

Aradan yarım gün geçmeden Cuma vakti Cumhurbaşkanı Erdoğan yasağın iptal edildiğini duyuruyor.

Bu kez kulislerde hemen bir dedikodu.

Kabinede bir değişiklik olacağı ve popülaritesi artan Süleyman Soylu yerine Hakan Fidan’ın içişleri bakanlığına geleceği sosyal medyada dolaşıyor.

Yasaklar konulurken veya iptal edilirken Cumhurbaşkanı ve Bakan Soylu birbirlerinden habersiz mi bu kararları veriyorlar, ben bundan da bir şey anlamadım.

Anlayabilene de aşk olsun doğrusu…




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Koronavirüs şüphesiz ki tüm dünyanın kabusu oldu.

Dünya genelinde tespit edilebilen vaka sayısı 3,5 milyona ulaşırken ölenlerin sayısı da 250’i aştı.

Hepimizin ortak dileği elbette ki bu kâbusun bir an önce bitmesi ve eski alışmış olduğu yaşantısına geri dönmesi.

Ama bunun çok kolay olmayacağı da ortada.

Bu salgın nedeniyle Türkiye 2 aydır eve kapandı.

Tabi bu genel bir laf. Dışarıda gördüğümüz manzaralara bakılırsa bazen öyle gözükmüyor ama neyse.

Sonuçta birçok esnaf kapalı. Açık olanların da hem kısıtlı uygulanan sokağa çıkma yasakları ve Ramazan ayı nedeniyle çok iş yaptığı söylenemez.

Doğrusu bu dönemde herkes günü kurtarmaya çalışıyor, ama nereye kadar dayanacağız bekleyip göreceğiz.

Gazete olarak bizlerde bu durgunluktan ve kısıtlamalardan dolayı doğal olarak olumsuz etkileniyoruz.

İşin maddi boyutu bir tarafa gazete sayfalarını doldurmak hiçte kolay olmuyor.

Bizim işimiz toplumun her kesimiyle.

Hani dışarıda hareket yoksa bizde de yok.

Okullar kapalı, esnaflar kapalı, kamu kurumları kısıtlı çalışıyor ve sadece zorunlu işler yapılıyor.

Hafta sonralı yasak var. Hatta geçtiğimiz iki hafta 3-4 günlük kısıtlamalar oldu.

Eeee… Biz bu gazeteyi nasıl dolduracağız.

Sonuçta biz gazetecilere bir kısıtlama getirilmedi ama doğal olarak bizlerde hareketsiz kalıyoruz.

Diyeceğim o ki bu zor zamanlarda sayfa ve haber sayılarında bir düşüş olabilir. Anlayışınıza sığınıyoruz.

Yine de biz elimizden geldiğince daha fazla çalışarak sizleri ilçemiz haberlerinden yoksun bırakmayacağız.

***

 

Bu korana anneyi çocuğundan, kardeşi kardeşten, eş dostu birbirinden ayırdı.

İki ay öncesine kadar insanlar birbiriyle kucaklaşıyor, tokalaşıyor öpüşüyordu.

Şimdi biri elini uzatsa diğeri tereddütte kalıyor.

Acaba sıksam mı sıkmasam mı?

Ya virüs taşıyorsa?

Öpüşme kucaklaşma zaten mazide kaldı artık.

Televizyonlarda o kadar çok yayınlar yapıldı, hocalar profesörler o kadar çok konuştular ki artık bilinçaltımıza bu korku yerleşti.

Geçen samimiyetle bir akrabamın elini sıktım, üç gün içimi kemirdi.

Hayır, korkum sadece bana bulaşacak diye değil.

Ya ben ona bulaştırdıysam. Ya taşıyıcı durumuna gelirsem.

Sonuçta bu insanlardan birbirine geçiyor.

Ben işim gereği çalışıyorum, vatandaşla iç içeyim, gazete dağıtıyorum, haber almak için vatandaşlarla bir araya geliyorum.

Sonuçta riskli birisiyim.

Haydi, ondan sonra yakınlarınla bir araya gel bakalım.

Misal haftada 3-4 kes uğrayıp hayır duasını aldığım annemi şimdi haftada on günde bir görüyorum. Onda da oldukça mesafeliyiz birbirimize.

Evdekiler son iki ayda belki 2-3 kez evden çıktılarsa ancak.

Doğrusu bu işin sonu neye varacak bende bilmiyorum.

Gerçek olan şu ki bu virüs üzerimize bir kabus gibi çöktü. Hepimizi hem maddi hem de psikolojik açıdan çok etkiledi.

Her ne kadar son paylaşılan veriler ülkemizde normalleşme konusunda umutlarımızı arttırmış olsa da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı da bilinmeli.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

‘Nerede o eski ramazanlar’

Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olan mübarek Ramazan ayına tekrar ulaşmış durumdayız.

Öncelikle bu manevi ve mübarek ayın size, ailenize, ilçemize, ülkemize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini diliyorum.

Geçmiş dönemlerin daha coşkulu daha nostaljik zamanlarını hatırlatarak genelde her Ramazan ayında kullandığımız bir söz vardır; “Nerede o eski ramazanlar”

Evet, bu yıl gerçekten “Nerede o eski ramazanlar” diyeceğimiz bir ramazan yaşıyoruz.

Tüm dünyayı etkisi altına alan dünya genelinde şu ana kadar 200 bin ölüme neden olan Covid 19 salgını nedeniyle bu yıl o eski coşkulu ramazanları yaşayamıyoruz.

İbadetlerimizi evlerimizde yapmak durumundayız. Teravihleri Cuma namazlarını yani cemaatle beraber kılınması gereken ibadetlerimizi yerine getiremiyoruz.

İftarlarda bir araya gelemiyoruz.

Geleneksel eğlenceler, ramazan davulcuları, diğer etkinlikler yok.

Evet, “Nerede o eski ramazanlar”

Hep birlikte dua ediyor ve umuyoruz ki inşallah bir an önce bu salgın hastalıktan kurtulur, özlediğimiz o eski günlere kavuşuruz.

***

Umut verici gelişmeler var

Gündem malum koronavirüs…

Çinde başlayıp tüm dünyaya yayılan koranavirisü nedeniyle dünya genelinde bütün insanlık korku ve endişe içerisinde.

Şu ana kadar tespit edilebilen vaka sayısı 3 milyona ulaşırken hayatlarını kaybedenlerin sayısı 200 bini aştı.

Ülkemizde de vaka sayıları gün geçtikçe artıyor.

Ancak umut verici gelişme her geçen gün iyileşenlerin sayısı tespit edilen vaka sayılarını geçmeye başladı.

Yinede günlük yüz kişi civarında vatandaşımız hayatını kaybediyor ve ne yazık ki biz diğer ülkelerdeki ölüm sayıların duydukça kendi durumumuza sevinir duruma geldik.

Hepimizin ortak temennisi elbette ki bu salgına bir çözüm bulunması.

***

Mal canın yongası

Zorluklarla elde edilen mal da cana yakın değer taşır. İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar.

Bu durumda atalarımız ne demiş; “Mal canın yongasıdır”

Sağlık elbette ki en büyük hazinemiz.

Ne kadar çok mal-mülkünüz olsa da sağlığınız bozulduysa gözünüz hiçbir şey görmez.

Koranavirüs salgını nedeniyle ekonomik olarak olumsuz etkilenmeyen sektör neredeyse kalmadı.

Elbette ki sağlık hepimizin önceliği, Ne var ki ekonomik olarak ta ayakta kalmak durumundayız. Hepimizin geçimini sağlamak, borçları ödemek, ailemizi geçindirmek vs. gibi sorumlulukları var.

Yaklaşık iki aydır birçok işletme kapalı. Birçok kişi işten çıkarıldı.

Hükümet yetkilileri destek paketi adı altında bir şeyler açıklıyorlar ama maalesef bunlar yeterli değil.

Vatandaş bu güne kadar bir şekilde birikmişinden idare etti ama nereye kadar dayanabilecek.

Bu işin birde psikolojik durumu var.

Borçlar ertelendi demek insanları rahatlatmıyor. Sonuçta bu borçlar katmerli olarak geri gelecek.

İşin özü insanlar şu an yaşadıkları durumda zaten ekonomik çöküntü içerisindeler üstüne bir de gelecek kaygısı yaşıyorlar.

***

100 yıl coşkusu…

Malum covid 19 salgını nedeniyle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 100 yılı bu yıl evlerde kutlanmak zorunda kaldı.

Yüzüncü yıl gibi anlamlı bir zamanda bu kutlamaların çok görkemli bir şekilde okullarda, spor salonlarında, stadyumlarda, sokaklarda kutlanması elbet ki çok muhteşem olurdu.

Ama mademki bu salgın buna izin vermedi bu bayramın evlerde balkonlara büyük bir coşku ve heyecanla kutlanması, hep birlikte marşların okunması da ayrı bir değer taşıdı.

Çocuklar ve aileleri bu anlamlı ve dünyada tek olan bayrama çok güzel bir şekilde hazırlandılar. Ve belki de ilk kez anne babalar bu bayramda çocuklarıyla daha güzel vakitler geçirdiler diye düşünüyorum.

Tüm çocuklarım bayramı kutlu olsun…




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Coronalı günlerde siyaset…

Gündemiz hiç kuşkusuz virüs salgını.

Şimdi artık bir ay öncesine nazaran daha endişeli durumdayız.

Endişeliyiz, onu konuşuyoruz ama bilinçli hareket etmiyoruz.

Bütün televizyon kanalında, her gazetede, her sosyal paylaşımda koronavirüsten korunulması için öne sürülen kurallar her gün tekrar tekrar veriliyor olsa da ne yazık ki halen bir çoğumuz tam anlamıyla yapılması gerekeni yapmıyor.

Aslında yapılması gereken çok açık ve net.

Sosyal mesafe denilen en az 3 adım birbirimizden uzak duracağız, mümkünse evden çıkmayacağız, bağışıklık sistemimizi güçlü tutacağız, hijyen kurallarına dikkat edeceğiz hepsi bu.

Elbette ki sağlıkçıların söylediği daha birçok kural var ama temelde bu söylediklerime uyunca virüsün yayılma hızı kısıtlanmış olacaktır.

Ne var ki çoğunluğumuz halen bu kuralları hiçe sayıyor.

En basit örneğini vereyim.

Geçtiğimiz Cuma günü halk pazarına gidenlerin davranış biçimleri virüssüz dönemlerden hiçte farklı değildi doğrusu.

İki büyük markete gittim. Durum yine aynı.

İnsanlar alışveriş halindeyken de kasalarda da dip dibe.

Halen bana bulaşmaz anlayışı var.

Yazıktır. Günahtır.

Her gün onlarca yüzlerce vefat haberleri gelmeye başladı.

İçişleri Bakanlığı neredeyse her gün yeni bir genelge yayınlıyor.

Anlaşılan o ki biz artık yasak ve cezalar çoğaltmadıkça kendi kendimize bu işi bilinci kazanamayacağız.

Allah sonumuzu hayır eylesin…

Siyaseti bu dönemde bari bir kenara bırakın…

Vatandaş olarak bu işi çok ciddiye almadığımız ortada.

Ne var ki siyasilerin de bu işi ciddiye almadıkları görülüyor.

Kimileri can çekişirken, tespit edilebilen vaka sayısı 30 bine ulaşmışken, önümüzdeki günlerde bu rakamlar misliyle artacak gibi öngörülürken muhalefetiyle, iktidarıyla bütün siyasilerimiz halen bu işten siyasi bir rant çıkarma peşinde.

Muhalefet günlerdir eleştiriyor, ‘neden sokağa çıkma yasağı ilan edilmiyor’ diyor. İktidarı tedbirleri almamakla suçluyor.

İktidarda dönüyor, muhalefete siz ne anlarsınıza getiriyor.

İktidar ayrı yardım kampanyası düzenliyor, muhalefet ayrı.

Yahu şu dönemde bari rozetlerinizi bir kenara bırakın da gelin birlikte çalışalım, birbirimize destek verelim, katkı sağlayalım diyerek hareket etmeniz gerekmiyor mu. Sonuçta bu virüs muhalefet yada iktidar diye insanları ayırmıyor, genç yaşlı, zengin fakir demiyor.

Evine kapanan da dışarıda çalışmak durumunda olan da herkes bu hastalıktan bir şekilde etkileniyor. Milletin ekonomisi de, ruh sağlığı da bozulmuş durumda.

Artık bu didişmelerinizi bir kenara bırakın…

Biz bize yeteriz…

Geçtiğimiz günlerde aralarında bazı büyükşehir belediyeleri koronavirüsten etkilenen, zor durumda kalan işçi, esnaf vs. destek olmak için yardım kampanyaları başlattılar. Özellikle CHP’li büyükşehir belediyelerinin bu kampanyaları basında geniş yer buldu.

Her ne kadar yaygın basında çok dile gelmemiş olsa da Konya Büyükşehir’de ‘İyilik Vakti’ sloganıyla bir kampanya başlattı.

İki gün sonra ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ‘Biz bize yeteriz’ diyerek ve kendisi de 7 maaşını bağışlayarak bir yardım kampanyası başlattığını açıkladı.

Hemen ardından İçişleri Bakanlığı genelgesiyle belediyelerin yaptığı kampanyalar yasaklandı, yardımları iade edileceği açıklandı.

Muhalefet tepki gösterince Başkan Erdoğan ‘devlet içinde devlet olmaz’ diyerek tavrını sertleştirdi.

Benim anlamadığım belediyelerin yardım toplamaları nasıl ‘devlet içinde devlet oluyor’.

Sarayönü Belediyemizde yıllardır bir şekilde yapılan bağış ve yardımlara aşevi aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.

Bunu sanırım birçok belediye de yapıyordur.

Daha yakın dönemde depremzedelere Acun Ilıcalı kendi özel TV kanalında kampanya yapıp para toplayabiliyorken devletin bir kurumu olan ve içişleri bakanlığının denetiminde olan belediyeler bu kampanyayı yapınca ‘devlet içinde devlet oluyor’ ben anlayamıyorum doğrusu.

Anlayamadığım bir başka konu da virüsle mücadele eden Avrupa ülkelerinin açıkladıkları ekonomik destek paketleri neredeyse genel bütçelerinin yarısı kadarken, bizimkilerin açıkladığı 14-15 milyar dolarla sınırlı kaldı.

Şimdi devletinden destek bekleyen vatandaş bu kampanyaya destek vermeye çağrılıyor.

Ama bu arada yok Kanal İstanbul gibi büyük projeler de ihaleye çıkartılıyor.

Vatandaştan fedakarlık bekleyen devlet baba acaba kendi neden tasarruf etmiyor, anlamak mümkün değil doğrusu.

En azından ben anlayamıyorum. Belki anlayan vardır…

***

Son söz;

Kendi canlarını, sağlıklarını hiçe sayarak, çocuklarını, ailelerini bir tarafa bırakıp bu salgına karşı en büyük mücadeleyi vermek zorunda olan; hasta bakıcısından, hemşiresine, doktoruna kadar tüm sağlık çalışanları gönülden sevgiler…

Sizler için ne yapsak az…  Allah sizin sağlığınızı korusun inşallah.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Coronalı yaşam…

Çin’de başlayan ve kısa sürede tüm dünyaya yayılan koronavirüs hepimizin hayatını altüst etti.

Sadece ülkemizin değil tüm dünyanın en önemli gündemi özellikle yaşlılarda ölüme daha çok sebebiyet veren yeni tip virüs.

Doğrusunu söylemek gerekirse ilk zamanlarda konuyu bu kadar çok ciddiye almadık. Çin’de yaşanan rahatsızlıklar ve ölümler sanki normalmiş gibi algılandı.

Virüs durmadı.

Yavaş yavaş diğer ülkelere de yayılmaya başladığında biraz dikkatimizi çekti.

Ama yine de ülkemizde herhangi bir vakanın tespit edilmemiş olması sanki bize uğramayacakmış rehavetiyle hareket etmemize neden oldu.

Sırasıyla Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, tüm komşu ülkelerde, İran, Yunanistan, Kıbrıs’tan ilk vaka haberleri gelmeye başlayınca işin çok ciddi olduğunu bir kısmımız anladı ve neler oluyor yahu demeye başladık.

Umre ziyaretlerinin yasaklandığı açıklandı.

Yurt dışından gelenler sıkı takip altına alındı.

Okullara ara verildi. Eğlence yerleri kapatıldı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bu süreçte ilk dönemden itibaren ekranların karşısına çıkıp vatandaşları bilgilendirmeye başladı.

Bakan Koca’nın ülkemizdeki ilk vakanın olduğunu açıkladığı 11 Mart, 22 Mart Pazar gecesine kadar geçen sürede vaka ve ölüm sayıları hızla arttı. Tespit edilebilen vaka sayısı bin 236’ya yükselirken ölenlerin sayısı ise 30’a ulaştı.

Öngörülere bakılırsa önümüzdeki bu hafta sonuna kadar bu rakamların 4-5 hatta daha fazla katlanacağı belirtiliyor.

Daha tam olmasa da şimdi ilk günlere göre daha panik ve işin ehemmiyetini kavramış durumdayız.

Ne var ki, ölenleri tamamına yakını yaşlı nüfustan oluştuğu halde “evde kal” uyarılarına rağmen görüyoruz ki dışarıda olanların çoğunluğu yine orta yaş ve üzeri vatandaşlarımız.

Bu virüsün şakasının olmadı aşikâr.

Kısa vadede soruna bir çözüm bulunamayacağını da çok iyi anlamamız gerekiyor.

Toplum olarak samimi ve birbirimize temas etmeyi, öpüşmeyi, kucaklaşmayı, seven bir milletiz.

Ancak bu samimiyetin başta orta yaş ve üstü olmak üzere birçok vatandaşın hayatına mal olacağını bilmeliyiz artık. Bu virüs canlı bedende yaşıyor. Yani insana yine bir başka insandan bulaşıyor. Bu nedenle birbirimizle teması kesmek zorundayız.

EVİNDE KAL TÜRKİYE’ nin açılımı şudur. Virüsün temas yoluyla başka başka insanlara ulaşmasının önlenmesidir.

Hastalığın yayılması durumunda bütün virüs bulaşanların aynı anda hastanelere başvurması durumunda sağlık sisteminin çökmesi demek. Tıpkı İtalya’da olduğu gibi.

Uzmanlara göre bu virüsle hepimiz etkileşeceğiz. Ama bu süreci daha kolay ve sağlıklı atlatmanın yolu panik yapmadan uzman görüşleriyle mümkün olacaktır.

İzolasyonda kal ki hastalık zamana yayılsın. Şunu da unutmayın ki size hizmet veren sağlıkçıların da en az yarısı covid-19 ile karşılaştıktan 5-14 gün sonra hastalanacak. O zaman size kim bakacak.

Sana EVİNDE KAL derken hastalığın yayılmasına sebebiyet verme denmek isteniyor. “Canım sıkılıyor” “camiler boş kalmasın” “ben zaten yaşlıyım daha ne kadar yaşayacağım” “nasılsa öleceğiz” “Allah korur bize bişey olmaz” diyenler.

Bu tercih sadece sizin hayatınızı değil herkesi ilgilendiriyor.

Hastalığın belirtilerinin ızdırabına katlanamadığın zaman hastaneye koşacaksın ya işte bu yüzden EVİNDE KAL evinde kal ki hastaneye gelme sürecin geç olsun, geç olsun ki senin ızdırabını dindirebilecek sağlıkçı, ilaç, malzeme, teçhizat bulabilesin.

Tüm sağlıkçılar hizmet vermek için kendini feda etmişken, Ölümü korkusuzca göğüslemişken senin can sıkıntınla baş edememen nasıl bir zafiyettir nasıl bir öngörüsüzlüktür, nasıl bir cehalettir.

EVİNDE KAL TÜRKİYE – SABRET – DİKKAT ET…


PANİK YAPMA…

Türkiye’deki Koronovirüs vakasının ilk açıklandığı gün millet büyük bir şok yaşadı.

Hani bize gelmez, teğet geçer anlayışına bir anda okkalı bir tokat geldi.

İlk tepkimiz ne oldu.

Elbette ki panik…

Marketlere koştuk alelacele.

Temizlik ürünleri reyonlarına saldırdık hemen. Kolonya stokları anında bitti. Eldivenler, ıslak mendiller, peçete, tuvalet kağıtları en çok satılanlar oldu.

Bu görüntüler sadece bizde değil gördüğümüz kadarıyla Avrupa ve süper güç ABD’de aynı.

Ertesi günlerde eczanelerde maskeler yok sattı.

Yine marketlerden kuru gıdalar, etler, sebze meyve stoklandı.

Hepsine eyvallah…

Lakin bu panik havasının hiçbirimize faydası yok. Aksine o panik havasıyla birbirimize daha çok temas ediyoruz ki bu daha riskli.

Üstelik kuru gıda bi yana bozulabilecek diğer ürünleri stoklamak israftan ve zarardan başka bir şey değil.

Unutmayın ki bu süreç üç-beş günde atlatılacak normale dönülecek bir süreç değil. Bu belli ki haftalar aylar alacak aylar bir durum.

Dolayısıyla günübirlik hesap yapmanın kimseye faydası olmaz…

Bu panik havası ancak üçkâğıtçılara, avantacılara, stokçulara yarar, size değil…




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Perişanız perişan…

Ekonomide müthiş bir daralma var.

İşsizlik hat safhada.

Üstelik gün geçtikçe daha da kötüye gidiyor.

Esnaf kan ağlıyor.

Vergi, sigorta, kredi borçları her gün daha da katlanarak artıyor.

Her ne kadar ekonomiden sorumlu bakanımız bu gerçekleri dile getirenleri neredeyse vatan haini ve bir kısım medya yerine koysa da hepimiz biliyoruz ki bütün bunlar ülkenin gerçekleri.

Üstelik bu gerçekleri sadece bizler değil AK Partiye oy verenler de artık açık yüreklilikle dile getirmeye başladı.

Herkesin ortak kanısı durumlar hiçte iyiye gitmiyor.

***

Sayın Albayrak’ın iddia ettiği gibi amacımız hiçte ortalığı karıştırmak değil.

Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz.

Doğabilecek bir karmaşanın sonuçlarının ne kadar kötü olabileceğini de tahmin ediyoruz.

Geçmişte Anayasa kitabının sözde havalarda uçtuğu haberiyle, yakın dönemde Trump’un twitleriyle dövizin fırladığını unutmuyoruz.

Tek partili hükümetin ve istikrarın avantajları tamam…

Tamam da sırf istikrar devam etsin diye de göz göre göre kötüye giden bir ekonomiye seyirci kalamayız.

Bakan Albayrak her şeyi rakamlarla güllük gülüstanlık gösterse de piyasaların ne kadar kötü olduğunu hepimiz görüyor ve yaşıyoruz.

Ya hükümet üyeleri bu ülkede yaşamıyor ya da bu hükümette öncekiler gibi halktan ve halkın sıkıntılarından bihaber.

***

Hırsızlık, kapkaççılık olayları her geçen gün yeni bir rekor kırıyor.

Her geçen gün artan kadın cinayetlerinin altında da ekonomik ve sosyal sıkıntılar yatıyor.

Kredi kartlarındaki batık paralar haddi hesabı yok. Çünkü birçok kişi kredi kartı borcunu ödeyemiyor.

Önceleri kredi kartı ile alışveriş yapmayı bir çıkış noktası görenler şimdi limitlerinin de sınıra ulaşmasıyla tıkanmış durumdalar.

Vergi, sigorta borcu olmayın esnaf bir elin parmakları kadar çabuk sayılabilecek durumda.

Adli vakaların neredeyse tamamına yakınını konusu yine ekonomik nedenler.

Umudunu şans oyunlarına bağlayanların sayısı astronomik rakamlara ulaştı.

Bütün bunların tek bir nedeni var ki o da ekonomikkk.

***

Geçtiğimiz günlerde yine dört kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırı rakamları vardı.

Artık TÜİK’in bu rakamları açıklamasının ve gazetelerinde bu konularda haberler yapmasının bir anlamı yok. Çünkü ihracat, ithalat ve enflasyon rakamlarında olduğu gibi bu rakamlarında gerçekleri yansıtmadığını herkes biliyor.

Bu rakamları hazırlayıp sunanların bilmediği ancak bizlerin yaşadığı bir hayat var.

Ve bu hayatın içinde bizleri mutlu huzurlu ve güvenli kılabilecek düzgün bir ekonomik düzenimiz yok.

Mecliste bizleri temsil etmek için bulunanlara sesleniyorum. Artık günü kurtarmak ya da rakamların arkasına saklanmakla gerçek yaşama katkıda bulunamazsınız.

Öncelikle doğruları ortaya koyun. Ortada büyük bir sorun olduğunu kabul edin ve bir an önce çözümler üretmeye bakın.

Aksi takdirde halkın tokadını yiyeceksiniz haberiniz olsun.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Mutluyuz, gururluyuz…

Gazetemiz Sarayönü Manşet siz değerli okurlarımızın ilgisi ve desteği ile onikinci yılını geride bırakıp onüçüncü yaşına girdi.

29 Ocak 2008’de gazetemiz Sarayönü Manşet’in ilk sayısını çıkarmıştık. Umuyorum ki sizlerin desteği ve eksilmeyen ilgisiyle daha nice yaşlara da ulaşırız.

***

Daha dün gibi ama hızla akıp giden 12 yıl.

Gazetenin ilk sayısını esnaflara dağıtıp kendimi de tanıtırken herkesin yüzündeki şaşkın ifadeler “nereden çıktı şimdi bu” der gibi bakışlar halen gözümün önünde.

Belki birçok kişi bu bir gazete mi yoksa el ilanı mı, bir promosyon mu veya gelip geçişi bir bülten mi diye aklından geçirmiş olabilir.

Ne var ki, haftalar geçtikçe kafalardaki soru işaretleri kalktı ve gazetemize olan ilgi de arttı. Artık süreklilik arz eden gazetemize taktir ve tebrikler yağmaya başladı.

***

İlk yılların aksine gazetemiz hem baskı olarak hem sayfa sayısı olarak hem de içerik olarak daha çok gelişti. Bunu sizlerin yorumlarından dolayı rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sadece Sarayönü’nde değil, Konya’da ve diğer illerde hatta yurt dışında gazetemizi ve internet sitemizi takip eden dostlarımızın güzel görüşleri hatta bazılarının eleştirileri bize gurur veriyor.

Geçen on iki yıl içerisinde neler yapmışız diye gazete arşivlerini şöyle bir gözden geçirince Sarayönü Gazetesi’nin ilçemize farklı bir renk kattığını görüyorum.

Tarım memleketi olan ilçemizde sürekli tarım haberleri yapmışız. Geniş bir coğrafyaya sahip olan ilçemizin her bölgesinden haberler yer almış. Esnaf köşesi, kent, politika ve güncel sayfalarımız hep ilgi çekti.

Bunların yanı sıra yazarlarımız, şairlerimiz gönüllerinden koptuğu şekilde gazetemizi renklendirdiler.

İlçemizin tanıtımında da çok önemli bir katkısı olan Sarayönüspor’u sürekli takip ettik.

Yine nostalji, magazin ve bulmaca sayfalarımız büyük ilgi gördü.

Nostalji sayfamız için sizlerden yine destek bekliyoruz. Geçmişi, anıları paylaşmak adına elinizde bulunan eski resimleri bizlere ulaştırırsanız gazetemizde ve internet sitemizde yayınlayarak bunları aynı zamanda ölümsüzleştirmiş oluruz.

Bütün bunların yanında sizlerin eleştirilerine de konu olan eksiklerimiz de olmuştur mutlaka. Kısıtlı imkânlarla ve dar bir kadroyla çıkardığımız gazetemiz için bazı bölgelere tam olarak ulaşamamış, istek ve sorunlarını yansıtamamış olabiliriz.

Bizler elbette ki mükemmel değiliz. Eksiklerimizin, ufak tefek yanlışlarımızın olduğunun farkındayız. Aynı hatalar, gözümüzden kaçanlar bundan sonra da olabilir.

Gazetemizin baskısında da zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Teknik olarak her adedini tek tek kontrol edemeyeceğimiz bu aksaklıklar için de anlayışınıza sığınıyoruz.

***

İlk sayımıza kıyasla artık genç ve toy bir gazete değiliz. Ancak her yeni sayımızda bizler ilk günkü heyecanla gazetemiz sayfalarını daha renkli, daha güzel, daha içerikli doldurmanın gayreti içerisindeyiz.

Sarayönü’müz nüfus olarak çok büyük bir ilçe değil. Bu nedenle de takdir edersiniz ki gazetemiz sayfalarını her hafta doldurmak çok kolay olmuyor. Bizler çoğu yerel gazete ve dergiler gibi bazı ajans ve internet haberleriyle sayfalarımızı doldurmak gibi kolay bir yolu seçmedik. Renkli(!), boyalı gazeteler gibi büyük gündemler peşinde olmadık hiçbir zaman.

Gazetemizde yer alan haberler belki çok önemli veya sansasyonel haberler olmayabilir. Ancak yaptığımız haberlerin tamamına yakını ilçemize özel ve bizden haberler. Bu haberler ister bir düğün ister bir cenaze haberi isterse belediyenin rutin bir çalışma haberi olsun.

Ama hepsi ilçemizin haberi…

***

Her Salı günü merakla takip edilme ve sizlerin gerek sözlü gerekse sosyal medya üzerinden yaptığınız güzel yorumlar çizgimizin doğruluğunu gösteriyor.

Sizlerden aldığımız bu tepkilerle de bizler de elbette ki yerel olarak kalmaya ve ilk günkü heyecanla çalışmaya devam edeceğiz.

Gazetemizin diğer ilçelerde ve il merkezinde örnek gazete olarak gösteriliyor olması da ayrıca gurur verici.

***

Elbette ki siz değerli okurlarımızın desteği ile bizler de daha iyi neler yapabiliriz diye daha azimle çalışıyoruz.

Gazetemizin kurulduğu günden itibaren çalışmalarımızı takdir eden, bize güç veren, maddi manevi destek olan siz değerli okurlarımıza, dostlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum.

Ayrıca gazetenin kuruluşundan günümüze kadar bana destek veren Mustafa Solak ile her hafta büyük özveri içerisinde gazete sayfalarını doldurmaya çalışan Serhat Çetinkaya kardeşlerime ve aynı zamanda yazıları, şiirleri ile gazetemize renk katan yazarlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Nice güzel yıllara ve yayınlara…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Büyükşehir’den gazetecilere kutlama

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı.

Yaşadıkları bütün sıkıntılara rağmen bütün gazetecilerin özellikle Anadolu basınında görev alanların bayramını kutluyorum.

İstatistiklere göre en stresli ve zor üç meslekten birisi “gazetecilik” mesleği.

Yaptığımız haberler herkesi memnun etmeyebilir. Çünkü gazeteci doğru haber peşinde olmak zorundadır. Doğrular da özellikle ülkemizde birilerini rahatsız eder.

Yalancılığa ve yağcılığa alıştığımız bir ortamda doğru haber peşinde koşmak, ilkeli olmak oldukça zordur. İşte bu nedenle de mesleğini gerçek anlamda yerine getirmeye çalışan gazetecilerin işi bir kat daha zorlaşmaktadır.

***

Gazeteci objektif olmak zorundadır. Yaptığı haberi araştırmalı, ayrıntıları gözden kaçırmamalıdır. Bir olayın eksik veya yanlış yönlerini ortaya koyarken, diğer taraftan olumlu yapılanları da göz ardı etmemelidir.

Gazetecilik mesleğini yerine getirenler aynı zamanda kamu hizmeti yapmaktadırlar. Bu nedenle ideal bir gazeteci bir eğitimci gibi kendine dikkat etmek zorundadır.

Kısacası gazeteci tarafsız ve ilkeli olmak zorundadır.

***

Olması gerekenlerin yanında madalyonun birde diğer tarafına yani olanlara bakmak gerekir. Özellikle Anadolu basını için söylemek gerekirse yukarıda saydığım olması gerekenlerin tam anlamı ile yerine getirilemediğini hepimiz biliyoruz.

Bunun en önemli nedeni de ekonomik sıkıntılardır. Bu sıkıntılar hem çalışan gazeteciler için hem de gazete sahipleri için geçerlidir.

Anadolu basınına gerekli destek ve önem verilmediği için zor günler yaşamaktayız. Geçtiğimiz yıl Konya merkezde 4 yerel gazete kapandı 2 gazete el değiştirdi. Bu durumun diğer yerel gazetelerin başına gelmeyeceğini kim garanti edebilir. Bunun sorumluları kimlerdir.

Yerel gazetelerimize gelen kutlama mesajlarında, siyasiler ve bürokratlar her zaman Anadolu basınının güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Ne yazık ki bu iyi dilekler karın doyurmuyor. Bizler artık övgüler yerine icraatlar bekliyoruz.

Gazeteciler baş tacımızdır, onlar için şunlar yapılmalı, edilmeli demek yerine artık şunları yaptık şunları da yapmaktayız gibi açıklamalar bekliyoruz.

***

Geçtiğimiz Cuma akşamı Konya Büyükşehir Belediyesi 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Konya’nın 31 ilçesinde faaliyet gösteren basın-yayın kuruluşlarının yöneticilerini ve çalışanlarını bir araya getirdi.

Selçuklu Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen programda konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Milletvekili Gülay Samancı ve merkez ilçe belediye başkanları hep bir ağızdan basının ve özellikle yerel basının çok önemli olduğunu, fedakarca çalıştıklarını ve her daim onları desteklediklerini ifade eden konuşmalar yaptılar.

Ne var ki sayın Uğur İbrahim Altay’a kendisinin sadece Konya merkezin değil Büyükşehir Belediye Başkanı olarak 31 ilçenin tamamının başkanı olduğunu hatırlatmak isterim.

10 Ocak günü merkezde bulunan yerel gazetelere kutlama ilanı verilirken, yine merkezdeki gazetelerin internet sitelerinde her zaman büyükşehir belediyesinin ilanları yayınlanırken, Koski’nin su indirimi ilanlarıyla yine merkezdeki gazeteler desteklenirken ve daha birçok örnekle bu uygulamaları çoğaltılabilecekken sayın başkana soruyorum; “niçin taşra ilçeleri üvey evlat gibi görüyorsunuz”

Kendi özelimizde bu ayrımcılığı dile getiriyor olsak ta yapılan bütün belediyecilik hizmetlerinde de taşra ilçelere yapılan hizmetlerde merkeze göre geri kaldığı ortadadır.

İleriki yazılarımda bunları ayrıntılarıyla dile getireceğim.

***

Son söz;

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ve gazetemizin 13 üncü yaşına girmesi nedeniyle tebriklerini ileten herkese yürekten teşekkür ediyorum.

Saygılarımla…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Yeni yıl yeni umutlar…

Gelen gideni aratırmış.

Bu yeni gelen yıl inşallah bir önceki yılı aratmaz.

Öncelikle bütün okurlarımızın yeni yılını kutluyorum. 2020 yılının ve bundan sonra göreceğimiz yılların hepimize öncelikle sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.

Her yeni yıla yeni umutlarla başlarız. Umarım ki bu yeni yıl umutlarımızın gerçekleştiği içinde bulunduğumuz ekonomik durumun düzeldiği ve bizlere yeni umutlar vaad eden bir yıl olur.

***

Son iki yıl hepimiz için zor bir yıl oldu. Yeni umutlarla ve iyi dileklerle başlamış olduğumuz yıllarda büyük bir ekonomik kriz yaşadık. Bir çoğumuz iki katı fakirleşsekte kimileri de bu krizden dahi kazançlı çıkmasını bildi.

Ne garip bir durum ki bankalarda mevduatı olanlar daha çok zengileşirken bu ekonomik kriz orta direk ve ekonomik olarak alt tabakada olanları daha da fakirleştirdi.

***

Sosyal çöküntü, kadın cinayetleri, intiharlar vs. son yıllarda yaşadığımız olumsuzlukların yine başında gelen diğer konular.

Orta Doğu kaynayan bir kazan.

Başta Suriye’deki iç savaş olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan olumsuzluklar da ülkemizi ve dolayısıyla da bizleri elbette ki olumsuz etkiledi.

ABD ve Rusya’nın tehditleri ve yaptırımları ile doğru düzgün bir dış politika uygulayamadık. Şimdi İran ve Libya’da yaşanacaklar bizleri nasıl etkileyecek hep birlikte bekleyip göreceğiz

***

Bütün bu olumsuzluklara rağmen bizlerin yapabileceği umut etmekten başka bir şey de kalmamıştır.

Evet umut ediyorum ki artık bu yeni yıl bütün sorunların bittiği, insanlarımızın yarın ne olacağız endişesi taşımadığı bir yıl olur.

Umut ediyoruz çünkü umutsuz yaşanmıyor. Yaşadığımız bütün sıkıntılara rağmen içimizdeki ümit ışıkları kaybolduğu zaman işte asıl tehlike oradadır.

***

Asgari yaşam…

Yeni asgari ücret belirlendi.

İşçi sendikalarının “kabul etmiyoruz” diyerek masadan kalkmasıyla birlikte işveren temsilcileri ve hükümet kanadının kararıyla yeni asgari ücret 2 bin 324 Tl olarak belirlendi.

Bu rakam açlık sınırı olarak açıklanan 2 bin 578 Tl ‘nin hatta devletin kurumu olan TÜİK’in açıkladığı asgari yaşam için açıklamış olduğu rakamların altında oldu.

Hayırlı olsun. Harca harca bitmez doğrusu.

***

İşçi sendikaları bu pazarlıkta ne kadar samimi idi doğrusu bilemiyorum ama şahsi fikrim artık sendikalarında siyasallaştığı, etkisizleştiği ve göstermelik kaldıkları yönünde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görüşmeler sonlanmadan yaptığı “sürpriz göndermesi” sonrasında “işçimizi enflasyona ezdirmeyecek bir rakam tespit edilmiştir” diyerek hayal kırıklığı yaşatsa da Çalışma Bakanı Zehra Selçuk başta bu rakamın çok üzerine çıkılmayacağı sinyalini vermişti zaten.

Ücret kadar işçi istihdamı da çok önemli diyen bakan aslında ülkenin gerçeğini de ifade ediyordu.

Gerçek olan şu ki son yıllarda ülkemize gelen 3,5 milyonluk Suriyeli göçmen ile birlikte işsizlik oranımız daha da artmıştır. Kalifiye eleman çalıştırmayan işletmeler artık sigortasız ve ucuz işçilik nedeniyle mültecileri tercih ediyor.

***

İşte asıl çözüm bulunması gereken konu da tam budur.

Elbette ki hem asgari ücret işçinin asgari yaşam şartlarını karşılayacak kadar olmalı, hem de istihdamı korumalı.

Bunun çözümü nasıl olacak derseniz işte o da hükümetin sorunu.

En basit çözüm de asgari ücret üzerindeki ağır vergi yükünün ve sigorta prim oranlarının düşürülmesidir.

İşçi ve işverenlerden özveri bekleyen Devlette üzerine düşeni yapmalıdır.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Toplu konut sorunu…

Sarayönü merkezde son 10 yılda yapılan 1374 konutla hemşehrilerimiz apartman hayatına adım attı.

1374 konutta ortalama her hanede 4 kişinin yaşadığını varsayarsak, Sarayönü merkez nüfusunun da 9 bin civarında olduğunu göz önüne alırsak hemşehrilerimizin yarısının artık apartman hayatına geçtiğini söyleyebiliriz.

Hatırlatmak gerekirse önce Ali Özmen’in belediye başkanlığı döneminde Saraç mahallesine yapılan 208 toplu konutla ilçemiz apartman hayatıyla, yöneticilerle, kapıcılarla, aidatlarla tanışmış oldu.

Elbette ki daha öncelerden yapılan kooperatif evleri ve birkaç apartmanı unutmuş gözden kaçırıyor değiliz.

Ancak gerçek anlamda toplu konut, apartman hayatı ve bir arada yaşama kültürü yapılan TOKİ toplu konutları ile başladı.

Bu hayatın daha rahat olduğunu düşünen hemşehrilerimizin yoğun talebi üzerine 283 dairelik 2 etap ve 883 dairelik 3 etap konutları da kısa bir sürede tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildi.

***

Özellikle 3 etap TOKİ konutlarına yapılan yoğun talebin bir nedeni de hiç kuşkusuz uzun vadeli borçlanma ile ev sahibi olunması ve kira öder gibi taksitle ev sahibi olunulacağının düşünülmesiydi.

Tabi her zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor.

3 etap TOKİ konutlarının yapımına başlanmasıyla birlikte bu işin bu kadar sade bir hesap olmadığı da ortaya çıktı. Hele hele geçtiğimiz aylarda teslim edilen konutlardaki eksiklikler, aksaklıklar, yönetim boşluğu, dairelerin tam dolmaması, düzensiz aidatlar, ucuz işçilik, apartman sisteminin tam yerleşmemesi vs. birçok sorun ortaya koydu ki toplu konutları tercih eden birçok vatandaşımızı zor durumda bıraktı.

Bu arada TOKİ toplu konutlarının ilçemiz ekonomisini olumsuz etkilediği konusunda da çarşı esnafında yaygın bir görüş de oluştu.

Zaten doğru düzgün bir ekonomisi olmayan ilçemizde 1300 ailenin TOKİ konutları yüzünden uzun vadeli borçlanması hiç kuşkusuz bu vatandaşların harcamalarını kısıtlayacak ve bunun piyasada olumsuz bir karşılığı da mutlaka olmuştur daha da olacaktır.

***

Şimdi ortaya çıkan duruma bakılırsa TOKİ konutları nedeniyle ne çarşı esnafı memnun ne de daireleri eksikleriyle birlikte teslim alan apartman sakinleri.

Bu konutların yapımı nasıl olmalıydı, bu kadar çok daire ihtiyaç mıydı, kaç dairelik yapılmalıydı, tek bölge yerine ilçenin birkaç bölgesine dağıtılabilir miydi vs. birçok soru şimdi soruluyor.

Ne varki artık bu işin geri dönüşü yok. Bu soruların da bir anlamı.

Kaldı ki Belediye başkanı Nafiz Solak önderliğinde yapılan 2 nci ve 3 üncü TOKİ konutlarına vatandaşlarımız bu denli yoğun ilgi göstermese bu yola da çıkılmazdı öyle değil mi.

Özellikle 3 Etap konutları için biraz alelacele hareket edildiğini ben de düşünüyorum.

Ancak şu ayrıntıyı da gözden kaçırmamak gerekir ki, yapılan bu toplu konutlar ilçemizin dışarıya göç vermesini engellemiştir.

Gazetemizin yayın hayatına başladığı 2008 yılında Sarayönü merkez nüfus tabelası 12 bini gösterirken geçen zaman içerisinde merkez nüfus 8 bine kadar düşmüştü.

İstatistikleri bakıldığında TOKİ konutları ile birlikte nüfus kaybının durduğunu ve tekrar yükselişe geçtiği ortada.

****

Sonuç olarak bu konutların yapılması borçlanma nedeniyle piyasalara olumsuz etki etse de nüfus kaybını önlemesiyle de ileriki yıllarda bu olumsuzluğu tam tersine çevirecektir.

Yeni bir düzene alışmak zorunda olan site sakinleri de her ne kadar bugün için sıkıntı çekiyor olsalar da sistemin tam oturmasıyla birlikte onlar da apartman hayatına alışacaklardır.

Ne var ki bu konutları “kiraya verip, beleşe getirmek isteyenler” işte onlar için gelecekte sıkıntı yaşanması ve evlerin satışa konması da hiç kuşkusuz sürpriz olmayacaktır.

Son söz de belediye başkanımız Nafiz Solak’a.

Vatandaşlar bu kadar çok yakınırken, ortada bariz aksaklıklar varken konut sahipleriyle bizzat bir araya gelmesi ve çözüm bulmaya çalışması tepkileri nispeten azaltacaktır.

Benden söylemesi…




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Kendine bir bak…

En iyi yaptığımız üç şey yakınma, dedikodu ve başkalarını suçlama.

Hepimizin ortak noktası bu.

Ancak arada bir kendimize de bir bakmamız gerekir. Ne demiş atalarımız; “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır”

Yaşadığımız sosyal ve özellikle ekonomik bunalımların ardından yakınıp bunun sorumluluğunu siyasilere yüklemeye çalışıyoruz. İçinde bulunduğumuz ortamın gereği yakınmalarımızda ve bunlarını sorumluluğunu başkalarına yüklemeye çalışmakta haklılık payımız da yok değil.

Yine de öncelikle kendimize bir bakmamız gerekir.

Siyasileri suçluyoruz.

Peki onları biz seçmedik mi?  Bizlerin arasından çıkıp güzel kırmızı koltuklara oturmadılar mı?

Bizler ideolojilerimizi bir kenara bırakıp onlarından hesap soruyor muyuz?

Her dönemde vaatlerini dinliyoruz. Yerine getirmedikleri zaman ne tepki gösteriyoruz?

***

Bırakalım şimdi siyasileri.

Ekonomik sıkıntılardan yakınmayanımız yoktur. Peki ülkede yaşanan bunca ekonomik sıkıntılara rağmen bu kadar çok özel araç sayısına ne diyeceksiniz.

Artık araçları koyacağımız park yeri bulamıyoruz. Yayalar için ayrılan bir metrelik kaldırımları bile araçlar işgal etmiş durumda.

Üstelik araçlara baktığınızda çoğu son model yabancı arabalar.

Kocasına ayrı, karısına ayrı, çocuğuna ayrı bir araba.

Bu araçlar için yurt dışına giden milyarlarca dolarlar hiç aklınıza geliyor mu?

***

İş ahlakının kalmadığından yakınıyoruz.

Yakınıyoruz da müşteriyi aldatmak, diğer meslektaşlarımızı kötülemek için de elimizden geleni yapıyoruz.

Pazarda iki domatesin yanına birde çürüğü eklenmese sanki pazarcılığa ihanet edilmiş olacak.

Müşteri komşu esnafa gitmesin diye yapmadığımız numara, söylemediğimiz yalan kalmıyor.

Bütün tezgahtarlar almak istediğiniz üründe “Sizin için fiyatı şu kadar olur” diye söyler.

Sanki babasının oğluna mal bağışlıyor. Samimi gözükmeye çalışmanın altında tamamen bir aldatmaca var.

***

Hava kirliliğinden yakınıyoruz.

Peki bunca aracın yaydığı kirli havayı herkes solumuyor mu?

Ekonomik olsun diye sanayi bölgesinde araba lastikleri yakılmıyor mu?

Daha ekonomik olsun derken hepimizin sağlığını bozan ucuz ve kalitesiz kömür yakılmıyor mu?

Kendimiz uyguluyormuş gibi çocuklarımıza nasihat veriyoruz. Çevreyi temiz tutmak gerekir diye.

Ancak bakıyorsunuz çöpler çöp bidonlarına değil de etrafına gelişi güzel atılmış.

Kendimiz uymuyorsak verdiğimiz nasihatlerin ne faydası olacak.

***

Yakınmalarımıza ve bu yakınmalara rağmen çözüm noktasında hiçbir adım atmamaya daha birçok örnek verilebilir.

Artık yakınmayı bir kenara atıp, bizler neler yapmalıyız diye kendi kendimizi sorgulamamız ve neler yapabiliriz diye düşünmemiz gerekir.

Yakınmak, insanoğluna dedikodu yaptırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu yüzden dedikodu üretecek zamanı, ülkem ve insanlık için ne yapabilirim mantığını geliştirmemizin zamanı gelmiştir.

Ne dersiniz?..




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Ne büyük bir acı

Cumartesi günü akşamüstü aldığım kötü bir haber ile içim yandı, yüreğim parçalandı.

Serhat aradı “Ahmet Abinin çocukları kaza geçirdi, ikisi de vefat etti” dedi.

Dondum kaldım.

Söyleyecek söz bulamadım.

Şaşkındım.

Kafamın içinde birçok şey dolaşıp dururken Serhat “yolda kuma kaptırmışlar sanırım, araç takla atmış” dedi.

Çok üzüldüm, ne yapacağımı bilemedim.

Gencecik yaşamlarının baharında iki delikanlı.

Ölümü nasıl yakıştıracaksınız.

2 hafta önce çocukluk arkadaşımın başına da çok kötü bir şey geldi.

O da 19 ve 25 yaşlarında iki gencecik çocuğunu korkunç bir olayda kaybetti.

Daha o gencecik çocukların acıları yüreğimizi yakarken, o talihsiz babanın yaşadığı tarifsiz acıyı dindirmeye gücüm yetmezken şimdi sevgili dostum Ahmet’in gencecik fidanları için ben ne cümle kurayım bilemiyorum ki.

Çocukluk arkadaşıma da hiçbir şey diyememiştim şimdi Ahmet’e de ne diyeceğimi bilemiyorum.

Söyleyecek söz bulamıyorum.

Ahmet’e ne söylesem de acısına ortak olduğumu bildirsem… Hangi söz hangi kelime acısını saniyenin binde biri kadarda olsa unutturabilir ki…

Bulamadım. Bulamıyorum…

Biraz uzaklardayım, telefonla aramam gerekiyor ama ne diyeceğimi, nasıl diyeceğimi, acısını nasıl paylaşacağımı bilemiyorum.

Böylesi bir durumda başın sağolsun demek ne kadar zor.

Taziyede bulunmak, acı paylaşmak elbette ki çok önemli.

Ama böylesi bir acıya nasıl katlanılır.

Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın diye dua ederiz hepimiz.

Ama bu babaların anaların ikişer evlatları göçüp gitti.

Düşünmek bile bizlere ızdırap verirken o ateşi yüreğinde yaşayan anne babalar ne yapsın, nasıl teselli edilebilir ki.

Sadece dua edebiliyoruz.

Allah onlara peygamberlere verdiği sabrı versin inşallah.

İki gecedir sürekli yaşamlarını yitiren çocuklar rüyalarımda.

Ahmet’in büyük oğlu bir dönem yanımda da çalıştı. Beni severdi. Çalışkan akıllı bir delikanlıydı.

İnşallah bir hakkın kalmamıştır üzerimde Mehmet. Yoktur ama benim hakkım geçmişse helal olsun.

Küçük oğlu Safa da tam bir fırtınaydı. Becerikli, hareketli, sorumluluk sahibiydi.

Ahmet onların yaptıklarıyla gurur duyuyordu.

Ah derdi Mehmet için. Bir işe girse de birde evlendirsem, eski evi de ona verecem diye planlar yapıyordu.

Ne kadar zor.

El bebek gül bebek büyüt, gözünden bile sakın, sonra talihsiz bir son.

Ama elden ne gelir. Allah’ın takdiri bu.

Allah onların mekanlarını cennet eylesin inşallah.

Annesine babasına da sabırlar versin.

Çok üzgünüm çok…




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Oyunuz kime?

Artık seçim zamanı.

Günlerdir, haftalardır, tüm yurtta olduğu gibi ilçemizin de önemli gündem maddesi 31 Mart yerel seçimleri.

Yazıma seçim sonuçlarının tüm Türkiye’ye, yerelde de ilçemize ve aynı zamanda seçilecek olan başkanlarımıza hayırlı olması dileklerimle başlamak istiyorum.

***

Evet 2019 yerel seçimlerine artık çok az bir zaman kaldı.

İlçemizde seçim atmosferi şu ana kadar olmasını istediğimiz gibi oldukça seviyeli ve sorunsuz geçti.

Umuyorum ki sonunu da aynı olgunlukta tamamlamış oluruz.

Sonuçta bu bir seçim yarışı.

Elbetti ki siyasi partiler ve adaylar arasında rekabet olacak.

Her aday ve siyasi parti bu yarıştan galip çıkmak için bütün kapıları çalacak, taktikler deneyecek, kendilerinin daha iyi hizmet edeceğine vatandaşları inandırmaya çalışacak.

Bundan daha doğal ne olabilir ki.

Üstelik seçimlerin heyecanı ve güzelliği de bu yarıştan kaynaklanmakta.

***

Vatandaşın seyri açısından hareketli bol dedikodulu geçen günlerin ardından şimdi asıl dikkat edilmesi ve karar verilmesi gereken kimi başkan seçeceğimiz.




Artık siyasi atmosferi, çekişmeleri, rekabeti, dedikoduları bir kenara bırakıp doğru kararı verme zamanı geldi.

Karar vermek her ne kadar zor gibi görünüyor olsa da birçok kişi hiçbir hesap yapmadan gönül verdiği partiyi destekleyecektir. Ancak gönül verdiği siyasi partinin kazanma şansını göremiyorsa o zaman oyunu kullanırken aday belirleyici olacaktır.

Özellikle küçük yerleşim birimlerinde, adayın kim olduğu çok önemlidir. Tabi ki başkan adayı ile akrabalığı veya arkadaşlığı da evet mührünü basarken etkili olacaktır.

***

Peki ya hizmet konusu.

Bu konuya dikkat edilecek mi?

Adayların projeleri, yapacakları hizmetler, ilçeye kazandıracakları?

Bunlar göz önünde bulundurulacak mı?

Zannetmiyorum.

***

Peki bir soru da o zaman.

Sizce gönül verdiğiniz adayın, arkadaşınızın veya akrabanızın kazanıp başkanlık koltuğuna oturması mı daha önemli yoksa belediyecilik hizmetlerini daha iyi gerçekleştirecek, ortaya koyacağı projelerle yaşadığımız yere katkısı olacak kişinin mi kazanması önemli.

Adayınızın vaatlerini, ortaya koyduğu projeleri tarafsız bir bakışla gözden geçirdiniz mi peki?

Diğer adayların projeleriyle karşılaştırdınız mı?

Verilen sözlerin, vaatlerin kaynağını nereden bulacaksınız diye sordunuz mu?

Verilen sözler aradan geçecek 5 yılsonunda gerçekleşmemiş olursa kaybedilen zamanın, verdiğiniz oyların hesabını sorabilecek misiniz?

Evet, vereceğiniz karar oldukça zor, sorumluluğu olan, vebalıda olan bir kadar.

Doğru kararı vermeniz dileği ile…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Efsane başkan…

Dile kolay bir makamda geçen tam 26 yıl…

Çoğu işadamı bile kendi işletmesinin başında bu kadar uzun süre kalmazken bir göreve seçimle gelip tam 26 yıl hizmet vermek her babayiğidin harcı değil.

Kimden bahsettiğimi elbette ki hemen anladınız.

Sarayönü Ziraat Odası’nın efsane başkanı Ömer Fatih Karça.

Uzun yıllardır aşırı kiloları ile mücadele eden ve kendince hazırladığı diyet tekniği ile kilo vermeye çalışan Fatih Başkan geçtiğimiz hafta rahatsızlanarak yaşama veda etti.

Sarayönü’ ne ve Sarayönü Ziraat Odasına çeyrek asır hizmet eden Efsane Başkan’ın kıymeti sanırım bundan sonra daha iyi anlaşılacaktır.

Bir makamda uzun süre kalmak hizmet etme açısından elbette ki çok önemli. Özellikle ileri görüşlü, disiplinli ve yaptığı işi seven birisiyse onun tecrübesi çalıştığı kuruma ve o kurum mensuplarına çok şey katar.

Fatih Başkan da ise bu söylediklerim oldukça fazla vardı.

Belki de bu aşırı disiplinli ve taviz vermez yapısı nedeniyle birçok eleştiriye maruz kaldı.

Bir de seçimle gelip uzun süre bir kurumun başında kalıyorsanız ister istemez size karşı bir muhalefet ve o muhalefetin kazanma arzusu ile yaptığı eleştirilerle karşı karşıya kalırsınız.

Nihayetinde son yıllarda Başkanın fiziksel rahatsızlıkları da gündeme getirilip yıpratma politikaları izlenmiştir.

O tartışmaların haklı ya da haksız olduğunu sorgulamadan ben Fatih Başkan’ın yaptığı hizmetlerden bazılarını hatırlatmaya çalışacağım.

Öncelikle Fatih Başkan’ın görevi dışında yaptığı en önemli çalışmalardan birinin üzerinde önemle durmak gerektiğine inanıyorum.

Eğitime çok çok önem veren Fatih Karça abartısız ilçedeki bütün okulların başarı grafiklerini tutuyor, istatistikler çıkarıyor ve geleceği olan ancak imkanı olmayan başarılı çocuklara da hem bizzat kendisi kurs veriyor ya da gittikleri dershanelerin kurs ücretlerini kendi cebinden karşılıyordu.

Buna ziraat odasına yolu düşen birçok kişi şahit olmuştur mutlaka. Yaptığımız haberlerde bir eksiklik kalıyor olsa anında beni arar daha detaylı bilgiler verirdi mutlaka.

Başkanın yaptığı hizmetleri ayrı ayrı detaylı hatırlatmaya bu köşe yetmez. Bu nedenle konu başlıkları halinde önemli çalışmalarını hatırlatmak isterim.

Ziraat Odası başkanlığını borç içinde devralıp ciddi bir bütçesi olan kurum haline getirdiği ortada.

Binanın fiziksel olarak ta yenilenmesi yine onun sayesinde oldu.

1994 yılında ilk kez Beşgöz için bir proje hazırlayıp konunun TBMM’ne taşınarak 1995 yılında DSİ tarafından yatırım programına alınması onun sayesinde olmuştu.

Çiftçilerin sorunlarını ve yapılması gerekenleri sürekli gündeme taşıyan Fatih Başkan ‘İyi Tarım Uygulamaları’, ‘Anıza Direk Ekim Projesi’, FAO tarafından yürütülen ‘Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları’, ‘Eğitimli Bayan Çiftçiler’ gibi önemli projelere de imza attı.

Oda adına anıza direk ekim makineleri ve Ziraat Odası bünyesinde kurduğu toprak analiz laboratuarı ile çiftçilerin hizmetinde oldu.

Yine oda bünyesinde kurulan tarım danışmanlığı birimiyle istihdam sağladığı gibi çiftçilerin daha bilinçli tarım yapmaları konusunda eğitimler de verildi. Halen bu eğitimler devam etmekte.

Sarayönü MYO ve İlçe Tarım Müdürlüğü ile birlikte sürekli koordineli çalıştı.

Başhüyük, Karatepe, Bahçesaray başta olmak üzere çok önemli ağaçlandırma çalışmalarını gerçekleştirdi, sponsor oldu.

Son yıllarda adeta kendisine rica minnet verilen Koruma Kurulu Başkanlığı görevi ile bu kurumun alacaklarını tahsil ederek hem daha fazla personel istihdamı sağladı, hem de yeni araçlar satın alındı.

İlçede büyük ilgi gören at yarışları yine onun girişimleriyle gerçekleşti.

Yeni dönemde tekrar aday olup hizmet etmeye devam edecek miydi bilemiyorum.

Ancak şimdiye kadar yaptıkları dolayısıyla en büyük takdiri hak ediyor bence.

Acılı yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Mekanı cennet olsun inşallah.




Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Milletin kararı…

Türkiye tarihinin en önemli seçimi tamamlandı.
Seçimi en önemli kılan yönetim sisteminin değişiyor olması.
Bu seçimlerle birlikte artık parlamenter sistemden Türk tipi yeni bir başkanlık sistemine geçilmiş oldu.
Başkanlık sistemi, yarı başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı vs. gibi birçok farklı şekilde adlandırılabilen bu yeni sistem nasıl işleyecek, ne getirip ne götürecek, nasıl sorunlar çıkabilecek, sistem tam olarak nasıl oturtulacak daha birçok soru önümüzdeki yıllarda yaşanılıp görülecek.
Hepimizin elbette ki en büyük arzusu yeni sistemin Türkiye için hayırlı olmasıdır.
Bu topraklarda Türkünden Kürdüne, Çerkezinden Lazına birçok farklı millet kardeşçe yaşıyor.
Önemli olan bu kardeşliğin daha da iyi şartlarda ilelebet devam etmesidir.
İnşallah yeni sistem ve seçim sonuçları ülkemiz için hayırlı olmuştur.
***

Seçimin kazananları ve kaybedenleri…
24 Haziran seçimleri yeni bir yönetim şekline geçilmesinden ittifaklarıyla meclis aritmetiğiyle ve daha birçok yönüyle Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden biri.
Önümüzdeki günlerde, aylarda hatta yıllarda tartışılmaya devam edilecek olan bu seçimlerin ilk sonuçlarına göre en büyük kazananı hiç şüphesiz ki 16 yıllık iktidarının ardından yine seçimlerden büyük bir zaferle çıkan Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Türkiye tarihinde en uzun süre ile iktidarda kalıp, kendi isimlendirmeleri ile çıraklık, kalfalık, ustalık döneminden sonra büyük ustalık olarak adlandırdığı döneme de imza atan Erdoğan ve AK Parti 5 genel, 3 de yerel, 3 referandum ve bir Cumhurbaşkanlığı seçiminden zaferle çıktı.
24 Haziran seçimlerinin diğer bir kazananı ise hiç kuşkusuz partisinin oylarının çok üzerinde bir oranda oy toplayan ve 16 yıl sonra belki de ilk kez gerçek bir muhalefet olarak görünen, yürüttüğü farklı ve renkli bir seçim kampanyası ile dikkatleri üzerine çeken Muharrem İnce’dir.
Seçim sonuçlarının değerlendirilip durulduğu zaman sanıyorum ki CHP içerisinde daha büyük bir dalgalanmalar meydana gelecektir.
Seçimin kaybedenlerine gelince 1 Kasım seçimlerine göre oyunu yüzde 49,5 tan 43’e düşüren AK Parti ile yine oyunu yüzde 26’lardan 22’lere kadar düşüren CHP’dir.
İlginç olan iktidar ve ana muhalefet partisinin her ikisinin de oylarında büyük düşüş yaşanmasıdır.
Her iki parti de bu seçim sonuçlarını iyi analiz ederek bundan sonra yeni bir yol haritası çıkaracaktır mutlaka.

En kritik parti…
Genelde herkesin ortak kanaati bu seçimlerin en sürpriz yapan partisi MHP olmuştur.
Ağırlıklı bir seçim kampanyası yürütmeyen ancak aldığı oyla herkesin beklentisinin aksine oylarını sabit tutan, HDP ile birlikte istikrarını koruyan MHP bu seçimlerin aynı zamanda ön önemli partisi olmuştur.
Meclis aritmetiği ve anayasal düzenlemeler açısından seçim sonuçları MHP yi meclisin en kritik partisi yapmıştır.
MHP nin yapacağı veya yapmayacağı ittifak çıkarılacak yasalar açısından çok önemli olacağından ana muhalefetin bile önündedir artık.

Hayal kırıklığı….
Seçim sonuçlarının hayal kırıklığı ise hiç şüphesiz İYİ Parti ve Saadet partisidir.
Çıkışı, gördüğü ilgi, izlediği seçim kampanyası ile yüksek beklentiler oluşturan İYİ Parti ve Meral Akşener alınan sonuçlar itibariyle hayal kırıklığı yaşatmıştır.
Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var ki daha ilk girdiği seçimde yüzde 10 luk barajı aşan ve muhtemelen AK Parti’nin düşen oylarını aynı zamanda CHP’den de oy alan Akşener’in Türk siyasi tarihinde birden silinip gitmeyeceği de öngörülmelidir.
Saadet Partisi’ne gelince.
Son yılların belki de en renkli siyasetçisi olan Temel Karamollaoğlu’nun seçimler öncesi aday olabilmek için topladığı imza, izlediği politika ve siyasi çıkışları ile yakaladığı ilgi seçimlere “0” yansıdı.
Sanırım muhafazakar Saadet seçmeni solla yapılan bir ittifakı kabullenemedi diye düşünüyorum…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

OSB ye adım adım

Sarayönü’nü yakından ilgilendirin bir konu hakkında müjdeli haber geldi.
Organize Sanayi Bölgesi alanı içerisindeki mera alanlarının vasıf değişikliği ile ilgili onay Başbakan Binali Yıldırım’ın imzasıyla çıktı.
Nafiz Solak’ın görev başladığı günden itibaren en çok önemsediği projede adım adım sona gelinmek üzere.
Sarayönü’nün ekonomik yönden kaderini değiştirecek olan OSB kurulmasıyla ilçemizde işsizlik sorunu kalmayacağını düşünüyorum.
Aynı zamanda bölgede bulunan gayrimenkullerin değerleri de artacaktır.
TOKİ’ler aracılığıyla duran göç ve nüfus kaybı bundan sonra tersine dönecektir.
Ekonomisi sadece tarıma dayalı olan ilçemizde şimdi alternatif iş ve koşullarıyla daha farklı bir ekonomik yapıya kavuşacaktır.
İlçemizde genç nüfus son yıllarda oldukça azalmıştı.
Bunda en büyük etken de yine eğitim ve işsizlik sorunları idi.
OSB ile işsizlik sorununa bir çözüm gelirse, doğal olarak nüfus artışı ve daha iyi eğitim imkanları da peşi sıra gelecektir elbette ki.
Gelişmelerin ilçeye hayırlı olmasını diliyorum.
OSB hayata geçtiğinde bunun en büyük mimarı Nafiz başkan olacaktır. Doğal olarak bütün tebrik ve dualar da ona.
***

Tahammülsüzlük

Geçtiğimiz hafta sonu AK Parti’nin eski bakanlarından ve başbakan yardımcısı şimdi ki CHP Konya milletvekili adayı Abdüllatif Şener ilçemize gelerek seçim çalışmalarında bulundu.
Son yıllardaki yaptığı açıklamalar ve muhalif tavrı nedeniyle Abdüllatif Şener’in CHP’den aday gösterilmesi çok yadırganmadı.
Ne var ki Konya’dan birinci sıra aday gösterilmesine hem muhafazakarlardan hem de sosyal demokratlardan tepki gösterildi.
Sonuçta bu bir siyaset ve tercih meselesi çok abartmamak lazım.
Rahmetli Erbakan Hoca’da Konyalı olmamasına rağmen hep buradan aday gösterilmişti.
***
Abdüllatif Şener Başhüyük’te ilgi ile karşılandı. Kendisi de Kafkas kökenli olan Şener’e bu ilginin gösterilmesi çok doğal.
Abdüllatif Şener Ladik’te de bir konuşma yapmak istedi.
Ne var ki AK Parti ve Tayyip Erdoğan sloganları atan bir grup vatandaş tarafından yuhalandı, sözlü saldırıya uğradı, araçların korna sesleriyle protesto edildi.
Sonuçta Şener Ladik’ten ayrılmak zorunda kaldı.
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da İYİ Parti iftar ve sahur çadırına da bir grup tarafından yine saldırılar olmuştu.
Yine Saadet Partisi konvoyuna yapılan bir saldırı haberlerde verilmişti.
Benzer olay ve kavgaların daha birçok yerde olduğunu bilmek için kahin olmaya gerek yok.
Peki neden bu şiddet.
Sonuçta herkesin bir görüşü var. Ve birisi konuşuyor veya seçim çalışması yapıyor diye fikirler bir anda değişecek değil ya.
Bırakın isteyen istediğini söylesin.
Bu sizin özelinize girmiyorsa, karşıdan bir baskı veya şiddet yoksa siz niye anlayışlı olmuyorsunuz.
Gerçi başta siyasi partilerin başındakiler birbirlerine olmadık hakaretler ederken onları destekleyenlerden anlayış beklemek biraz saflık oluyor sanırım.
Umarım bu seçim süreci hayırlısıyla kimsenin burnu bile kanamadan sona erer ve seçimler sonrasında da neredeyse ikiye bölünmüş bu anlayış ortadan kalkar.