Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

TARİHİN DERİNLİKLERİ

Ağustos ve Eylül ayı bizi tarihin derinliklerine götürür.

Öyle götürür ki; Milli Mücadele döneminde yaşananları dinledikçe hepimizi hüzünlendirir.

Vatanı düşmandan kurtarmak için ayaklarındaki çarıkla, üzerlerindeki çarşafla yaşadıkları o günleri okudukça ciğerimiz yanıyor.

Düşmanın denize dökülürken bıraktıkları torunları da şimdi yeniden fırsat kolluyor.

Çarşafa camiye saldırıyorlar.

Zemin yokluyorlar.

Mehmet Özdayı hocam paylaşmış.

Mohaç Meydan Muharebesi’nde cephe hattı yaklaşık 900 metre idi. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Yunan cephe hattının 100 km lik genişliği bize ne anlatır, özetleyeyim:

  1. Emperyalist şımarıklık
  2. Yunan kibri
  3. Yunanın arkasında büyük emperyalist güçler
  4. Türk kurmay zekası için harika bir fırsatı gösterir!
  5. yılın da Sakarya Meydan Muharebesi; Nerede olmuştu?

Ne kadar geniş alanda oldu?

Ankara’nın 60-80 km. Güneybatısında, Polatlı ve Haymana ilçelerinde kabaca; 100 km genişliğinde; 30 km derinliğinde bir sahada cereyan etti.

Bu paylaşıma İbrahim Altay hocam da şöyle bir katkıda bulunuyor.

“Büyük taarruz öncesi köylere duyuru yapmışlar. Sarayönü ilçesinden Polatlı ya mühimmat taşınacak, arabası olanlar verilen günde o ilçeye gelsinler diye. Köylerde genç ve iş yapacak adam yok, hepsi ya cephede savaşta, ya da şehit olmuş. Köyün yaşlılarının yanına çocuk olan babamı da ailenin kağnısı ile mühimmat taşımaya göndermişler. Babası, benim de dedem şehit olmuş zaten.

Bu ülke hangi şartları yaşadı.

Hangi badirelerden sonra bu hale geldi. Bunlar nesillere icap şekli ile aktarılmalı..

Sultan Beyazıd Han arifler meclisine girmeyi murad etmiş. Kapıyı tıklamış. İçeriden ağzına kadar su dolu bir bardak göndermişler.

Anlamış ki mecliste yer yok.

Bahçeden bir gül yaprağını bardaktaki suyun üstüne bırakıp göndermiş.

Birazdan kapı açılmış.

İnsana saygının merkezi benim ecdadım.

Şimdi yeni, yeni hainlikler ortaya çıkmaya başladı.

Diyanete saldıranlar, camiye ve imama hakaret edenler gündemi meşgul etmeye başladı.

Bilende, bilmeyen de bunların paylaşımını yaparak değirmenlerine su taşıyorlar.

Hainlerin derdi kendilerini anlatmak.

Hainliklerine taraftar toplamak.

Dikkatli olmak lazım.

Hem de her zamankinden daha çok.

Güzel bir ilçemizde yapılan düşmandan kurtuluş törenindeki çapsız bir hareketi gördünüz.

Düşmanın Milli Mücadele yıllarında Müslüman Türk kadınına yapamadıklarını devşirmelerine yaptırıyorlar.

Ama bizde kadının değerini ve anne olduğunu unutuyorlar.

Bizim anneye verdiğimiz değeri ve saygıyı hayal edemiyorlar.

Kinlerinden duyuları kapanmış.

Şu elinde iki tane elması olan çocuğun hikayesi bile onlara ders vermemiş.

Hani annesi çocuğa: elmalarından bir tanesini bana verir misin?  deyince çocuk elindeki elmaların önce birini, sonra diğerini ısırıp ikisinin de tadına baktıktan sonra ısırdığı elmalardan birini annesine uzatarak “Al anne! bu daha tatlı” demiş ya;

Unutmuşlar her halde tecavüzü hayal ettikleri Müslüman Türk kadının çarşaflarını mühimmatların üzerine örterek düşmanı denize döktüğünü.

Biz sizi tanıyoruz.

Ama reklamınızı yapmak istemiyoruz.

Lütfen sizlerde sosyal medya paylaşımlarınızda din ve devlet düşmanlarının reklamını yapmayın.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

HAYATIN ÖZETİ

Kendini iyi hissetmektir. Kim kime kendini iyi hissettiriyorsa, bundan daha güzel bir armağan olamaz. Doğduktan ebedi son yolculuğa kadar misafir olduğumuz bu dünyada herşey için çabalanır, emek verilir.

YAŞAM tarlasında, ektiğimiz ve biçtiğimiz kadar yol alırken, ekinlerimizin yeşermesini de bekleriz. Aileden gelen başarı genlerimizle avantajları iyi koruruz. Yaşamla ilgili sınavlarımız hiç bitmez.

SAĞLIKLI, başarılı, anlayışlı, hoşgörü içinde geçen zaman ömrümüzün en tatlı bölümleridir. Anlayışsızlık, kavga, kötülükler yaşamın onarılmaz dilimleridir. Üzüntünün ağırlığını artırır. İlişkilerde, saygı ve güvenden uzak tutumlar karanlığı koyulaştırır.

Duvarları neyle örülürse örülsün evimiz, kişisel tarihimiz üzerinde oynadığı rolleri sergiler. Ebeveyn kaybı, yas, aile içindeki çıkmazlar, acı ve tatlı kırgınlıklar, anlaşmazlıklar yumağında tüyleri diken diken eden gerçekler vardır.

Ölüm plan yapar, yaşam hesap sorar. Zaman ilerler. Tamamlanmamış olaylar, daha fazla hatırlanır. Zihnimiz yarım kalanlara takılı kalır, tamamlamak ister. Ama, zaman devreye girince eskisi kadar hatırlanmaz.

YALNIZLIK, yalnız bırakıldığında kötüdür. Yalnızlık, ihtiyaç, tercih, zorunluluk, dinlenmek, sakinleşmek için olabilir. Kendi başına olma kapasitesi gelişmiş insanların yalnızlığı yıkıcı olmuyor.

Kendini herşeyden soyutlarsa, ruh ve beden sağlığı olumsuz etkileniyor. Kavuşmalar, yalnızlıkları siler götürür. Derin gülümsemenin altında, bilinmeyen küçük güzellikler vardır. Hayatı güzelleştiren farklılıklar her zaman güzeldir. Yaşamı doğal akışı içinde değerlendirirken, sağlıklı olmayı çok isteriz.

Metabolizmamızın canlanması için, hareketli olmaya, sağlıklı beslenmeye özen gösteririz. Sebze ağırlıklı beslenme, bedende su tutulmasını azaltıyor. Yaşam enerjimizi zorlayan olumsuzluklar, hormonların dengesini bozuyor. Güzel bakışlar, coşku, gülümseme, tatlı sözler salgıyı artırıyor. Kimseden utanacak bir yüz taşımayız. Yalnız, Allah’ın emaneti bir can taşırız.

Motivasyon, insanı harekete geçiren bir duygudur. Motive olabilmek için, bir hedefimiz olmalı. Değmesin yüreğimize ne acı ne keder. Zamanımızı kıymet bilenler için, sözlerimizi bizi dinleyenler için, sevgimizi hak edenler için harcamalı.

Ne güzel bir değerdir yaşamımıza dokunanların varlığı. Koşulsuz, hesapsız iyi ki var dediğimiz dostlarımız. Bir sıcacık merhaba, içten bir gülümseme ile güne başlamışsak.

SEVGİ yüreğimizi sürekli yıkar. Hassas bir terazidir. Maceraya önce kendimizi severek başlarız. Allah sevgisi en büyüktür. İnsanın ruhunda bedeninde her zaman bir içgüdü ağır basmıştır. Bu sevgidir.

SEVGİ, bir bakıştır gözlerde etrafa ışıklar saçan. BİR gülüştür dudaklarda şefkati fısıldayan. BİR çocuktur çevresine merakla bakan. BİR anıdır iç çekerek hatırlanan. BİR kalptir coşkuyla delicesine çarpan. BİR kuştur sonsuzluğa kanat çırpan. BİR kitaptır, sana mutluluğu anlatan. BİR insandır hayatı doyasıya yaşayan.

SUSKUNLUKTUR en fazla kelimeyle konuşan. İçimizdeki sevgi tomurcuklarını filizlendirerek, bilinçle, sabırla güvenle atılan her adımda doğamızı ve kendimizi kurtarırız. Yeterki içten isteyelim.

HAYAT, içinden daima yeni nağmeler çıkaran bir flüt gibidir. Önemli olan bu nağmelerin ağıtlara dönüşmemesidir. Masmavi gözleriyle parlıyor dünya. Yemyeşil elbisesiyle canlılar oksijen alabiliyorlar. Allah’ın bize verdiği en büyük nimet.

İNSAN hedeflerine ulaşmak isterken, kimileri iyilikler güzellikler yeni renkler taşır, kimileri de yerinden kalmaz ya da hodri meydan gösterisi ile siyaha boyar. Sessiz sedasız bu dünyaya gelip, sonra birşey yapmadan çekip gitme düşüncesi olamaz. Yaşadığımız bir iç hesaplaşma sonucunda karar veririz.

Benliğimizi, hayata karşı iyimser düşüncelerimizi kaybetmezsek, belirlediğimiz hedefi gerçekleştirmeye çalışırsak, arkamızda gülen yüzler bırakırız. Kendimize soru sorarken, birçok acı gerçeği döküveririz. Zaman ilerledikçe sessizliğin etkisiyle, gerçeklerin aklımıza hitap ettiğine şahit oluruz.

HAYATIN devamı, yaşamın gayesi sevgi ile olur. Gerçek sevgiyi arayıp bulmak yaşatmak dileğiyle.

GÜNEŞ, her zamanki gibi sarı elbisesiyle doğsun. İnsanlar gecenin soğuğunda anne gibi sarıldıkları yataklarından kalktıkları zaman sevgi güneşinin açtığını, geceyi karanlığı delercesine insanları yaşama bağladığını görsün. Yaşamlarımız boyunca unutamadığımız mutlu anılarımıza selam olsun.

SAYGILARIMLA…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

YAKIŞIR

Bin dokuz yüz ondokuza bakarsan

İstiklâle destan yazmak yakışır

O rahmetlik Fevzi Çakmak, Atatürk

Gazilere şehit demek yakışır

 

Bu vatanın cephesinde çalışan

Namus için düşman ile yarışan

Kara Fatma ordumuza karışan

Bu anaya ana demek yakışır

 

Gümrü’den Afyon’a Edirne’ye

İzmir’den İstanbul Çanakkale’ye

Yunanlı şaşırdı döndü keleğe

Türklere cihangir vatan yakışır

 

Muhammed sancağı başımın tası

Çekildi göklere bayrağın hası

Görünce düşmanlar tuttular yası

Türk’e önder olan cana yakışır

 

Ana yavrusunu bağrına aldı

Elinde silahı düşmana daldı

Anavatan diye ismi de kaldı

Analar da bu vatana yakışır

 

Şair Edibiyim her zaman asker

Mehmet Akif Ersoy bayrağa eser

Vatan için düşman kellesini keser

Damarda dolaşan kana yakışır

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

SARAYÖNÜ AĞIZLARI SÖZLÜĞÜ – 11

*Asbap: Esvap, Giyecek. Örnek: Geliiinn asbapları yudun mu?

*Babıç : Papuç. Örnek: Eveli  yokluktan naylon babıç giyerdik.

*Boğunmak:Aşırı sıkıntıdan boğulur gibi olmak.Örnek:Bağır yarıcılardan anca boğunup duruyorum.

*Dıkınmak: Eline geçen yiyeceği oburca yemek. Örnek:Pek ganara gıı,eline geçeni dıkınır.

*Eftikli: Aceleci, telaşlı. Örnek:Aman bi eftikli, bi eftikli,sanırsın telaşe memuru.

*Emsiz meret: Elinden bir iş gelmeyen, beceriksiz. Örnek: Gaç hay yavrım emsiz meretin teki bu.Nirden de çattık buna bilmem?

*Güverçile: Rutubet, nem. Örnek: Güverçileli evde romatizmalarım iyiden iyiye azdı.

*Hisosu: Hususi, Özellikle. Örnek:Mubahatgil evlerine yini perdeler almış,hisosu görmeye gittim bacım.

*İvmek: Acele etmek. Örnek: Ne ivip durun gıı, eninde sonunda bu iş bitecek zaten.

*Mayhoş: Ekşimsi. Örnek: Mayhoş elmayı da pek severim.

*Mesmeye almamak: Önemsememek. Örnek:Bişirdiği yimeği mesmeye almamış.

*Mıh: Büyük çivi. Örnek: Odunluktan mıh gutusunu gap da gel guzum,  ilazım oldu.

*Pedurus: Sabah uyanınca yüzünü yıkamamış kimse. Örnek: Pedurus pedurus ortalıkta dolanma, git de yüzünü yıka.

*Porda gapı: Evin büyük giriş kapısı. Örnek: Evimizin porda gapısının  annacında  ütel vardı (karşısında otel vardı).

*Sundurma:  Üstü çinko ile örtülü, çevresi açık çatı. Örnek:Yaz geldi mi sundurmamız rüzgardan küfür küfür esiyor.

*Tentene: Dantel. Örnek: Eskiden gızlar ciyizlerine tentene örerlerdi, şimdi battı gitti.

*Velesbit: Bisiklet. Örnek: Velesbitin zenciri attı.

*Zamırını Öğrenmek: Fikrini Öğrenmek. Örnek:Ağzının zamırını bi öğren bakalım,ne istiyormuş?

*Zayitmek: Kaybetmek. Örnek: Mevlüdiye duydun mu?İreceb’in oğlan gafa kağıdını zayitmiş, gazeteye ilan virmişler.

*Zibil: Çok fazla, aşırı. Örnek: Zibil gibi parası var.

SARAYÖNÜ BEDDUALARI:

*Gahriyen gazep olasıca,

*Su dökürüyle can alıcı görsün yüzünü,

*Gözceğizin kör olsun,

*Olmaz gomaz olasıca.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

SOKRATES’İN EĞİTİM METODU

Sokrates bir filozof olduğu kadar eğitimci de kabul edilir. Bildiğimiz kadarıyla O’nun kurduğu fiziksel bir okul yoktu, fakat çarşı, pazar, düğün,  tiyatro gibi  mekânları bir eğitim yerine çevirmekte ustaydı. Bu sebeple O’nun hayatın içinde bir Eğitim sistemi uyguladığı söylenebilir.

Sokrates’in Eğitim Metodu günümüz sınıfları için de uyarlanıp uygulanabilir. Bu sayede Öğretmenler öğrencileri daha iyi tanırlar. Soru-cevap yöntemi ile öğrenciler daha çok düşünmeye başlarlar. Derste sıkılmazlar. Soru sormayı öğrenebilirler. Dinleme becerileri gelişebilir. Daha iyi odaklanabilir ve bildiklerini sorgulayıp farklı fikirlere hoşgörü ile bakabilirler.

Sokrates’te eğitim ve ahlak iç içedir, birbirinden ayrı düşünülemez. Sorduğu sorular genellikle iyi, güzel ve doğrunun ne olduğuna dair sorulardır. O, cesaret, ölçülülük ve adalet gibi erdemlere önem verir. Beden eğitimini de önemser ama onu en sonunda ruhun eğitimine bağlar. Bilgi erdemdir. Cesaret ise düşünmeden değil, düşünerek yapılan işlerde aranmalıdır.

Sokrates öğrenme yerine hatırlamayı ön plana çıkarıp bizi öğrenme derdinden kurtarır. Ona göre bizde bilgi zaten vardır. Öğretmen öğrenciye sadece yardım etmelidir. Bu anlamda kendini ve eğitimcileri doğuma yardım eden ebelere benzetir. Dolayısıyla eğitimde çıkış noktası öğretmen değil öğrencidir. Öğretenin bilgisi de önemli ama eğitim öğrenen merkezli yani öğrenci odaklıdır.

Sokrates’te soru-cevap yönteminin ortaya çıkaramadığı bir bilgi yok gibidir. Muhatabın kısa cevaplar vereceği sorular hazırlamak ve bu sorularla adım adım hedefe ilerlemek gerekmektedir. Bu soruların çıkış noktası her zaman öğrencinin bilgi seviyesi olsa da öğretmenin derse hazırlıklı gelmesi de hayati önem arz eder.

Sokrates köleliğin yaygın olduğu bir toplumda yaşamış olmasına rağmen bize herkesin öğrenebileceğini de gösterir. Eğitimsiz bir köleye geometri problemi çözdürmesi ile aslında eğitimde eşitlik ilkesini ön plana çıkarır. O ayrıca, gençleri eğittiği gibi yaşlıları da eğitiyordu. Zenginlerle zaman geçirdiği gibi fakir insanlarla da zaman geçiriyordu. Onlara çeşitli sorular yöneltiyordu.

Sokrates, sürekli hiçbir şey bilmediğini söyler. Ama biz onun iyi bir eğitim aldığını ve kendisini geliştirdiğini biliyoruz. Döneminin ünlü gezgin öğretmenleri olan sofistler bildiklerini öğretmek için paralı gençlerin peşinde koşarken o bildiklerini anlatmak için asla para istememiş, eğitimin erdem için olduğu tezini savunmuş, bizzat hayatında tatbik etmiştir. O’na göre  Eğitim-Öğretim, Siyasette hızlı yol almak ve yüksek bir mevki elde etmek için değildir.

Sokrates, soru-cevap yöntemi ile insanlara aslında bir şey bilmediklerini anlatmayı da amaçlamıştır. Örneğin cesaretiyle övünen birine cesaretin gerçekte ne olduğunu sorar. Kişi en sonunda ne kadar cahil olduğunu anlar ve komik duruma düşer. Bu durum muhatabın bildiklerini yeniden ele almasına ve düşüncelerini geliştirmesine yardımcı olmaktadır.

Sokrates kendisini at sineği olarak görür. O, insanlara sorular sorarak onları bildiklerinden kuşku duyar hale getirmektedir. Çarşı pazar gezip sokaklarda insanlara nutuk vererek değil de, düşünmeleri, sorgulamaları için sorular yönelten Sokrates, insanları uyuşukluklarından çıkartarak kendilerine gelmeleri için bir nevi rahatsızlık verirdi, daha doğrusu insanları düşünmeye kışkırtırdı, kendisi için “at sineği” metaforunu kullanmıştır. Onun amacı belki de insan bilgisini küçümsemek ve bu bilginin bir hiç olduğunu göstermektir.

 

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

Diplomasi gözlüğü ile Suriye ve Mısır

Konuya, tarihte çok bilinmeyen yönü ile Halife Hazreti Ömer’in yaptığı, geri dönmeye çalıştığı lakin kabul görmeyen bir diplomasi hatasını yazarak başlamak istiyorum.

Bizans İmparatoru Herakleios, Gassâni Emîri Cebele’nin emrine bir miktar asker vererek, kendi askerleri ile birlikte savaşa gönderdi. Bu savaşta Gassâni Emîri Cebele, savaşı kaybetti.

Hz.Ömer’in, Gassâni Emîri Cebele ile yaptığı görüşmede, din değiştirip müslüman olmasını veya cizye ödemesini teklif etmişti. Cebele ise, kendisinin de Arap olduğunu belirterek doğduğundan beri

Hırıstiyan inancına göre yetiştiği için din değiştirmesinin mümkün olamayacağını hatırlatmış, cizye teklifini kabul etmesinin ise kendisini halkına karşı küçük düşüreceğini ifade ederek her iki teklifi geri çevirmiştir. Lakin uygun görüldüğü takdirde, olduğu gibi kalmak kaydıyla Hz. Ömer’le ortak hareket edebileceğini de eklemiştir. Ancak halife, kendi teklifinde ısrar edince Cebele, etrafındaki 30 bin kuvvetle Bizans’a sığınmıştır.

Diplomatik lisan ve taktik ile, Cebele’nin olduğu gibi kalma isteğine olumlu cevap verip, desteğini sağlaması muhtemel iken, bir bakıma uzlaşmaz bir tutum takınarak, onun maiyetindeki kuvvetlerle birlikte rakip devlet olan Bizans’a sığınmasına ve kendi aleyhine dönmesine neden olmuştur.

Bir müddet sonra Ubade b. Samit gibi ileri gelenlerin uyarısı üzerine, yaptığı stratejik hatanın farkına varmış, hatayı kabul ederek Cebele’yi yanına çekmek için Umeyr b. Sa‘d el-Ensârî’yi Bizans topraklarına gönderirken kendisinden, aralarındaki akrabalık dolayısıyla Cebele’nin dostluğunu ve gönlünü kazanmasını, “olduğu gibi kalmasına izin vereceğini”  söyleyerek onu İslâm topraklarına döndürmesini istemiştir. Ancak Hz. Ömer kabul edilmesini çok istemesine rağmen, bu girişimi sonuçsuz kalmıştır. ( Belâzurî, Futûh, 141, (çev. 192); Taberî, IV, 153; Ya’kûbî, II, 141-42; İbnü’l-Esîr, II, 491-92; Şibli, I, 240; Kaegi, 120. )

***

Sevgili Dostlar,

Geldik günümüze ve günümüz Türkiye dış politikasına.

Bir ülke idaresinin en büyük görevi, birincil vazifesi ülke ve milletinin çıkarlarını gözetmek olmalıdır. Şimdi şöyle biraz geriye dönelim. Yıl 2011. Komşumuz Suriye Devleti ile iyi ilişkilerin başladığı dönemler, bir anda tepe taklak devrildi ve diplomasi koridorunu bir anda kapattık. Devlet Başkanı Beşar Esat’ın kendi vatandaşına yapmış olduğu zulümler elbette ki kabul edilemez. Suriye sınırlarımız boyunca ABD tarafından, zaman zaman Rusya ve İran tarafından desteklenen PKK ve PYD terör örgütlerine karşı uygulanmış olan strateji ve askeri güç (Fırat kalkanı, Zeytindalı ve Barış planı harekatları) konularına girmeyeceğim. Lakin Beşar Esat ile bütün köprülerin atılması, büyükelçinin geri çekilmesi, konuşma dilinin değişip sertleşmesi, ülke ve milli çıkarlarımıza acaba hangi faydaları sağlamıştır?

Suriye konusuna, Türkiye’ye yapılmış olan yaklaşık 4 milyon sığınmacının açısından bakmak istiyorum.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş 5 Ocak 2017 tarihinde ne demişti? Hatırlayalım “Baştan beri Suriye politikasının büyük yanlışlarla dolu olduğuna inananlardanım. Şimdi bunları tamir ediyoruz, düzeltiyoruz.”

Evet, Has Parti eski Genel Başkanı, şimdiki Akp Genel Başkan yardımcı Numan Kurtulmuş tarafından söylenmiş olan bu sözlerin üzerinden dört yıldan fazla zaman geçmiştir. Bu dört yıl sonunda neler değişmiş ve hangi hatalar tamir edilmiştir?

Suriye politikasında 2011 yılından bu güne kadar hangi politika izlendi ise, bu günde aynı politikanın izlendiği görülmektedir. Suriye politikasının başını çeken otorite kim ise halen aynı otorite tarafından sadece küçük nüanslar ile çekilmekte olduğu aşikar değil midir?

Suriye’de savaşta, yüzbinlerce Müslüman ölmemiş midir? Şehirler, camiler, evler yakılıp yıkılmamış mıdır? Müslümanlar arasına kin ve nefret girmemiş midir? Türkiye’ye dört milyon Suriyeli kabul edilmiş olup, ne kadarı geri dönmüştür? Yaklaşık bir yıl önce sınır kapılarının mültecilere açılması ile sınırı geçen mülteci sayısı ne kadardır? Mültecilere harcanan kırk milyar doların ne kadarı AB ülkeleri tarafından gönderilmiştir?

En önemlisi, Beşar Esat’ın ülkesine demokrasi gelmiş midir?

Ülkemize ilk geldikleri zaman “ geçici koruma altında” olarak tabir edilen Suriye’liler, artık “göçmen” olarak tabir edilmeye başlanmışlar ise, ülkemizde dört milyon Suriyeli ve diğer etnik nüfusun Türkiye’de kalma ihtimallerinin giderek artmakta olduğu görülmektedir.

2020 yılı Aralık verilerine göre Suriyeli nüfusu Türkiye nüfusunun yüzde 4,37 olarak görülmüştür. Ülkemizde doğan Suriyeli sayısı 450 bin civarında ve yaklaşık en az bir ortağı Suriye uyruklu olan şirket sayısının 15 bin 159 olduğu bilinmektedir.

***

Suriye politikasından millet olarak bu kadar zarar görmüş iken, Akdeniz’in ötesindeki Sisi ile ve nasıl bir Afganistan ve ne şekilde bir dünya düzeni istemekte olduğunu hiç te anlamamış olduğumuz Taliban ile kurmakta olduğumuz dostluklardan önce, Beşar Esat ile en azından “ bir tık “ alttan da olsa diplomasi köprülerinin kurulması, büyükelçimizin yeniden gönderilmesi doğru değil midir?

Kıymetli Dostlar,

Peki, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali BABACAN Suriye ve dış politika ile ilgili ne düşünmektedir?

Buyurunuz.

 “ Çıkarlar için Türkiye’nin herkesle konuşabilmesi gerekir. Hangi ülkelerde insan birey olarak daha değerliyse bizim o ülkelerle daha iyi ilişkiler kurmamız lazım. Ancak Türkiye, demokrasinin olmadığı ülkelerle de iyi ilişkileri olabilir” demiştir. (26 Kasım 2019 –Teke tek)

Dostlar,

Şimdi tam bu noktada Afganistan konusuna tekrar gelelim. Genel Başkanımız bundan iki yıl önce bu hakikate ışık tutan sözlerini söylüyor iken, hükümetin hem Suriye ile, hem de Mısır ile “diplomasi” anlamında derin yaralar açıldığı ve günümüzde Taliban ile yapılan pembe görüşmelerin, Suriye ve Mısır ile de yapılması gerektiği anlaşılmış olsa da diplomasi açısından yapılmış hataların, ülkemiz çıkarları açısından zor tamir edileceği bellidir.

Ali BABACAN’ın, yukarıda okumuş olduğunuz bu görüşlerinden sonra, yazımın en başında 1400 yıl önce yaşanmış olan bir diplomasi hatasını ve düzeltme çabalarını yeniden hatırlamanızı dilerim.

Dua ve selam ile…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

AHDE VEFALI GÜNLER

Salih kardeşim de bir hikaye göndermiş.

Alıntı olduğunu da ifade ederek “Bugünü anlatıyor” diyerek paylaşım rica ediyor.

Hikayeyi okuyunca sizlerde de buna benzer bir hatırlama olacaktır sanırım.

Hakikaten ahde vefayı arıyoruz artık.

İşte hikayemiz:

Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmışlar. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü defedemez.

Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir.
Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar: “Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler.

Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü “görmedim” der ve avcılar uzaklaşır.

Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.

“Çok teşekkür ederim” der kurt, “Bana büyük bir iyilik yaptın”

“Önemli değil” der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar.

“Bir dakika” diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok.”

Köylü şaşırır: “Olur mu, ben senin hayatını kurtardım.”

“Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur” der kurt. Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım.”

Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.

Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. “Ne vefası” der kısrak, “Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaslanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya koydu…”

Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. “Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim” der köpek, “Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime, koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur…”

Kurt köylüye döner, “İşte gördün” der. Köylü de son bir çabayla “Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye” diye cevap verir. Bu kez karşılarına bir tilki çıkar.

Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar.

Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. “Her şeyi anladım da” der tilki “Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?”

Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: “Gözümle görmeden inanmam…” İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar.

Köylü eline bir taş alır ve “Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık” diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner “Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın” der. Tilki de “Benim için bir zevkti” diye cevap verir.

O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür. Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:

Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş…

İyiliklerin unutulmadığı günler dileğiyle tüm okurlarımızı Allah’a emanet ediyoruz.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

MÜBAREK OLSUN

Okullar başladı sonbahar geldi

Müdür bey bayramın mübarek olsun

Mülkiye amirim Kaymakam beyim

Sizin de bayramınız mübarek olsun

 

Mülkiye amirim Kaymakam beyim

Sarayın önünde noksandır neyim

Okulda personel sizlere deyim

Sizin de bayramınız mübarek olsun

 

Okullar kovandır öğrenci arı

Öğretmen en güzel ağacın barı

Mısırın bir ismi sorarsan darı

Öğretmen bayramın mübarek olsun

 

Çocuklar sizlerden feyz alacak

Onlara verdiğin onda kalacak

Yarın bu vatana sahip olacak

Öğrenci bayramın mübarek olsun

 

Güzeldir tabiat başka bir alem

Bana bir hediye yeterli kalem

Benden size kucak dolusu selam

Analar bayramınız mübarek olsun

 

Şair Edibinin şaşkın sözleri

Hasret perdesi çekti gözleri

Size derim babaların özleri

Babalar bayramınız mübarek olsun

 

KAYMAKAM LÜTFULLAH GÖKTAŞ BEYE SAYGILARIMLA

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

SONBAHARIN AYAK İZLERİ

Sonbahar dinginliği yakalamak için ideal bir mevsim. Sonbaharın enerjisi ile nadasta bekleyen harekete geçemediğimiz tüm konuların hızlanarak düzene konulacağı günleri iyi değerlendirmeliyiz.

İş üretme zamanı. Sonbahar temizliği sadeleşmek, ihtiyacımız olmayan bize ağırlık yapan fazlalıkları elden çıkarmak anlamında yenilik getirir.

Evimizin düzeni yaratıcılığımıza bağlı. Yaşam alanımızın pozitif enerjisinin yüksek olması bizleri rahatlatır. Bu ışıltılı dünyanın yıpratıcı yönleri de var. Yeni başlangıçlar adına risk alırken temkinli olmaya özen göstermeli.

İNSANIN olduğu her yerde, yoğun bir enerji akışı var. Duygularımızı etkiler, ruh halimiz yüzümüze yansır. Hiçbir zaman düz çizgide gidilmiyor. En yukarıyı da görüyoruz, dibe vurduğumuz zamanları da.

İNSANIZ, ağlarız, kahkaha atarız. Yeri gelir kabullenemediğimiz için isyan ederiz. Yeri gelir, hazmettiğimiz için dua ederiz.

SONBAHARDA okulların açılması ile birlikte tüm iletişim hayatımız yeni bir döneme giriyor. Var olabilmek için, yeni iletişim kanallarına ayak uydurmalıyız.

DEĞİŞMELİ, eğitim seferberliğine başlamalı. Yaşam enerjimizi bulmamızda destekleyici olacak enerjiyi olumlu kullanmalı.

DENGEMİZİ bulmalı. Hedef ve ilişkileri yoluna koymalı. Güven vermeyen konulardan uzak durmalı. Köprüyü doğru kurabilirsek açılacak yepyeni kapılar bizleri bekler.

ÇALIŞMAK ve üretmek insanı diri tutuyor. Başarı insanı güzelleştiriyor. Güzel olan herşey zordur. Hedefe gidilen yolda çekilen çile kutsaldır. Çözülmeyecek sorun yoktur. İdealler için mücadele verme zamanı.

YAŞLANMAK bir ceza gibi algılanıyor. Vay be!. . ne çökmüş!. . yorumlarını duyunca, kimse yaşlanmayacağını sanıyor. Yaşı ilerlese de, dinç hissedenler yaşam enerjisini yitirmiyor. Kendini daha iyi hissediyor. Gülüyor. Zihnini stresle doldurmuyor.

Hissetmek, sözden daha hızlıdır. Merhamet, vicdan ve vefa duygularına sahip olmak, en büyük zenginliktir. Deneyimler, ilişkiler, başarılar, olumlu ve olumsuz sonuçlarla sürdürülen yaşam, varlığımızın sürecidir.

Duygusal verimimizi doğru kişilerle birlikte çalışınca alırız. Güçlerini birleştirenler kazanır. Her birimiz kendi hayatlarımızın kahramanlarıyız. Kendimize vakit ayırmalıyız. Saygılı duruşlarıyla, davranışlarındaki incelik, konuşmalarındaki sıcaklık, ilişkilerindeki içtenlikle bizleri rahat ettirenler bizleri umutlandırır.

HAYATA dokunma duygusu büyük bir mutluluktur. Mutluluk, sevgiyle, empatiyle ve birbirimizin fikirlerine saygı duyarak gelişir. Hergün tadımızı kaçıracak birşey yaşasak ta, umut hep vardır.

VİCDANİ değerler, hayattan öğrendiklerimizle harmanlanır. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır.

HAYATTA hiçbirşey imkansız değil. Yaşam kalıplarımız tüm mucizelere açıktır. Yeterki, karşımıza çıkan engeller, tehlikeler ve kötülüklerden yılmayıp, o mucizeleri hakedecek başarı azmini gösterelim. Kazanmaya yönelik umudumuzu asla kaybetmeyelim.

RUHUMUZA iyi gelen işimize sevgiyle bağlanmalı. Dinleme ve gözlemi iyi yapmalı. Emeğimizin geçmediği karşılığı almamalı. Yetenek ve çok çalışma değerini buluyor. Dağılmamalı hedeflerimizden çözülmemeli. Geçmişe yapışmadan yeniliklere değişimlere uyum sağlamalı. Her hikâyenin bir başlangıcı vardır. Öğrenmeyi sevmeli…

(YATMA o zaman, KALDIR başını, BİR böcek gibi ezilip, BİR dal gibi kırılıp, BİR sürü gibi güdülüp, BİR toz gibi üfürülüp, BİR ot gibi sökülüp, BİR kuş gibi vurulacağına,  YATMA o zaman… Merhum Bekir Coşkun -Gazeteci)…

İnsanın görebileceği, en nefes kesici ve en romantik manzaralardan birisi gün ışığının son nefesini vermeye başladığı gün batımı anıdır. Göz kamaştıran gün batımında güneş, yavaş yavaş ufuk çizgisine gömülerek yerini karanlığa bırakmaya hazırlandığı anlarda oluşan o muhteşem renk cümbüşü harikadır.

SAYGILARIMLA…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

ASLINDA BİZ BUYUZ

Köşemizde yayınlanan ‘Hayalimiz Oluyor’ başlıklı yazımızda ecdadımızın haksız kazançlı mala karşı hassasiyetini tarla hikayesi ile dile getirmiş, bize bıraktıkları edep ve ahlak mirasını, benimsediğimiz ‘Çünkü bana değmeyen yılan var’ anlayışıyla hovardaca harcadığımızı vurgulamaya çalışmıştık.

Yazımıza ilgi gösteren tüm okurlarımıza sonsuz teşekkür. Sizlerin gönderdiği hikayeler ve yorumlar bizi çok mutlu ediyor.

Alıntı olduğunu belirttikleri hikayelerden bugün de bize gelenlerden ikisini paylaşacağım.

Yorumlar yine size ait olacak.

“O altınlar senin.”

Şehre güzel bir yol yaptıran Vali, yolun hizmete açılmasından sonra, “yoldan
en güzel kim geçecek” diye bir yarışma düzenlemiş.
Yarışma günü kimi at arabası, kimi süslediği bisikletini, kimi en güzel esvabı ile
“en güzel geçen” olmak için yol kenarına gelir ve geçiş işareti ile geçmeye başlarlar.
Nihayet, akşama kadar herkes yoldan geçer.
Yarışmanın sonucu için valinin yanına döndüklerinde yoldan geçenlerin hepsinin tek bir şikayeti vardır.

-“Yolda moloz var. Rahat geçemedik.”

Gerçekten de yolun bir yerinde moloz yığını vardır ve bu yolculuğu hayli zorlaştırır.
Günün sonunda son yolcuda yorgun argın üstü başı toz toprak içinde valinin yanına ulaşır ve elindeki içi altınla dolu torbayı uzatarak şunları söyler.
Yolda insanların geçmesini zorlaştıran moloz yığınını gördüm.
Hz. Muhammed (sav) in: “Rahatsızlık veren bir şeyi yoldan kaldırmak sadakadır” sözünü hatırladım. Ve yolu temizledim. Molozun altında bu altın dolu torbayı buldum. Ahaliden kimsenin bu kadar altını olamayacağına göre bu altınlar size ait olmalıdır diyerek size getirdim.
Vali gülümseyerek cevap verir:
“O altınlar senin.”
Zira yarışmanın galibi sensin.
Yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldırandır”

 

AKLIMDA… ‼️‼️

Erkan ile Selim aynı sınıfta okuyan arkadaşlar.

Zaman zaman aralarında yemeğine lades yarışması yaparlar.

Yine bir gün Selim Erkan’a seslenir. “Yine ladesine girelim mi ”
Erkan tamam der. Ve sorar: “Yine yemeğine mi? ”
Selim de “Evet her zamanki gibi yemeğine. Hadi serçe parmağını uzat o zaman …
Havada bulut sen bu ladesi unut..” diye cevap verir.

Yine büyük ve çekişmeli bir ladesine daha girmişlerdi.
Ve Selim daha ilk dakikalarda “Şu yerdeki senin kalemin değil miydi? ” deyip yerden bir şey alır gibi yapıp, elindeki taşı Erkan’ın avucuna kor ve sevinçten “Laadessss” diye bağırır.

Erkan ise yenilgiyi kabul edip doğru eve gider ve kumbarasını açar, Ancak kumbara da Selime yemek ısmarlamak için yeterli para olmadığını görünce babasının yanına gider ve durumu anlatır.

Babası da kızarak; ” Bu kaçıncı be yavrum. Beceremiyorsan oynama şu oyunu…Bak bu son.
Bir daha yenilirsen asla para vermem sana. Oysa o kadar kolay ki. Hafıza oyunu bu.
Aklında tutacaksın” deyince,
Erkan babasına şöyle cevap verir.

“Selim bana ne verirse versin hep aklımdaydı…Fakat mahallenin en fakir çocuğudur…
Beni evlerine birlikte oyun oynamak için davet etmişti. Acıkmıştık ama evde yiyecek tek bir şey yoktu…Onun da aç olduğu o kadar belliydi ki, asıl aklımdan çıkmayan bu baba.
Gururlu çocuktur.
Parayı direkt versem almaz.
Bu kolay yolu buldum sonunda. Ben kaybetmeliyim ki Selim hep tok olsun…
Lades aklımda değil bu yüzden.

Bizden hikayelere tek cümlelik yorum.

“Biz buyuz aslında.”

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

HAYALİMİZ OLUYOR

Küçüklüğümüzde anlatılan bir hikaye vardı.

Yabancı ülkeler “Türkler nasıl yaşar, bir araştıralım” diye ülkemize vatandaşlarını göndermişler. Gelen vatandaşlar gezmişler tozmuşlar. Aylarca Mahkeme salonlarını takip etmişler. Sadece bir davaya tanıklık etmişler. O dava da ‘Tarlasını satan adam ile müşterisi arasındaki tarla da çıkan altın küp benim değil’ davasıymış.

Tarlanın yeni sahibi tarlada bulduğu altın küpü eski sahibine “Bu benim değil” diye vermek istermiş. Eski sahibi de “Ben tarlayı sattım. O senin hakkın” diye almak istemezmiş.

Hikayenin sonu da; yabancılar ülkelerine dönünce “Bunlarda hak ve adalet var. Harama karşı çok hassaslar. Biz bu milleti yıkamayız” şeklinde söyledikleri sözlerle biterdi.

Aslında hikaye bizi anlatıyordu.

Benim ecdadımı anlatıyordu.

Benim ecdadımın bana bırakmak istediği ‘Ahlak ve edep mirasını’ anlatıyordu.

Sizde böyle yaşayın diye tavsiyede bulunuyorlardı.

Tarlasında bulduğu ve bugünkü değeri ile milyarlarca lira tutarındaki altına “Bu benim hakkım değil” düşüncesiyle sahip olmak istemeyen bir ahlaktan bahsediliyordu.

Hakkı olmayan bir malı sahiplenmenin manevi sonucu olacağı yaşanan örnekleriyle beyinlere zikrediliyordu.

Bunun yanında ‘Devlet malı yetimin malı’ mesajı veriliyordu.

Devletin malına el uzatma diye tembihleniyordu.

Ne mi oldu?

Bir şeyden bir şey olmaz anlayışı türedi.

Çalanın çaldığı yanına kar kaldı.

Bana değmeyen yılan bin yaşasın ahlakı hakim olmaya başladı.

Hep başkaları suçlandı.

İnsanlar duyguları ve değerleriyle kandırıldı.

Belki şifreli olacak ama, ‘Balta sapı’ gibi.

İnsanlar soyuluyor.

Ü kuruşluk mal, bir bahane ile 15 kuruşa satılıyor.

Utanma azaldı. Haya ve edep gericilik yaftasıyla can çekişiyor.

Vurgun vurmak, çalmak, dolandırmak uyanıklık oldu. Elinden evini, tarlasını, ürününü veya arabasını alıp, parasını bankaya yatırırız diyerek garibanı dolandıranlar çoğaldı.

Şimdi yolda bulduğu bir miktar parayı sahibine teslim edene çok sevinir olduk.

Az da olsa, insanlık ölmemiş diye mutlu olduk.

Kim ne derse desin rahat yaşıyoruz.

Vicdanımız hiç rahatsız olmuyor.

Çünkü bana değmeyen yılan var.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

ÇOCUKLAR DEĞİŞİME DUYARLIDIR

Pandemi nedeniyle uzaktan eğitim veren okullar, 6 Eylül 2021 Pt. den itibaren yüzyüze Eğitim ve Öğretime geri döndü. 2021-2022 Eğitim ve Öğretim yılı hayırlı olsun.

Okula yeni başlayan çocuklar için farklı bir ortama girmek, yeni arkadaş ve kişilerle tanışmak, okulla birlikte yeni sorumluluklar almak korku ve tedirginlik sebebi olabilir. Çocukların bu duyguları aşabilmeleri için, ebeveynlere büyük görev düşüyor. Ebeveynler kaygılarını çocuklara yansıtmamalı.

ÇOCUKLAR, anne ve babalarının duygusal tepkilerine karşı duyarlıdır. Okula ait heyecan ifade eden, özendiren paylaşımlar çocukları motive eder. Bu duyguların normal olduğunu, zamanla geçeceğini anlatmalı. Vedalaşma sevgi dolu ve kısa olmalı.

HER ÇOCUK FARKLIDIR. Farklı alanlarda ayrı hızlarda gelişir. Farklı öğrenme yöntemlerine cevap verir. Kendine güvenini pekiştirmeli. Keyifli bir çalışma hazırlamalı. Yüksek beklentiler, fazla ev ödevi okuldan ve öğrenmeden soğutur. Duygusal, sosyal, fiziksel açıdan hazır olmadan okula başlamak başarısızlık ve güvensizlik hissini tetikler. Yardım etmeli.

ÇOCUKLAR sorgulayan yetişkinlerin dünyasına sığmayan canlarımızdır. Çocuklar varsa umut hep var.

ÇOCUKLAR DEĞİŞİME DUYARLIDIR. Doğdukları andan itibaren dünyadan topladıkları bilgilerle büyürler. Çocukların beyin gelişimleri gereği, beden dilini takip etmeleri, değişimi yakalamaları kolaydır. Sesimiz, mimiğimiz, kol ve bacak hareketlerimizin ritmi onların takibindedir. Gerildiğimizde hemen farkederler, keyiflendiğimizde neşeleri yerine gelir.

Çocuklara arkadaşım verdiği sözü tutmadı, o yüzden biraz üzgün hissediyorum. Merak etme biraz sonra geçer diye açıklama yapmalı. Açıklama geldiği için, rahatlarlar. Çocuklar ebeveynlerinden öğrendikleri sakinleşme yöntemini öğrenirler. Günlük hayatta çocuklar birçok deneyim yaşarlar. Deneme cesaretlerine harcadıkları çabaya vurgu yapmalı.

İlgi duymadığı alanda başarısızlık yaşayan çocuk kolay pes eder. Çocukların hangi alana ilgi duyduğunu ve yeteneği olduğunu gözlemlemek gerekir. İstenilen sonuçlara tek seferde, ulaşılamayabilir. Sonuca ulaşmak için farklı yollar denemek gerekir. Çözüme ulaşıldığında sebat etmenin başarılarındaki önemini anlatmalı.

ÇOCUKLARA GÜVENMELİ. Yaş düzeylerine bağlı olarak, zorlanmalarına fırsat tanımalı. Onların yerine sorun çözmeye çalışmamalı. Deneyimler, beklendiği gibi ve planlandığı gibi gitmeyince pes etmek yerine tekrar tekrar denemek çok önemli. Motivasyonlarını sürdürmelerine yardımcı olmaya çalışmalı. Her çocuğun bir potansiyeli vardır.

Bunlar uygun koşullar sağlandığında ortaya çıkar. Aceleye gerek yok. (Öğrenmenin tohumu verimli topraklara ekilirse, zengin bir hasat dönemi sürpriz olmaz … Rudolf Steiner Ünlü Felsefeci) …

Günümüzde çocuklar akademik başarı hızıyla çocukluklarını yaşamaktan mahrum bırakılıyor.

Çocuklar ne kadar küçük olurlarsa olsunlar iletişime ihtiyaç duyar. İletişimi öğrenme şansını kaybetmesin. Erken dönem deneyimleri geleceği şekillendirecek güce sahiptir. Yetişkin olduklarında ve kişisel yaşamlarında mutlu bir hayat sürmelerinin kilit noktalarından biri olabilecek güce sahip olurlar.

ÇOCUK oyun içinde kişilik kazanır. Oyun oynayan çocuklar mutlu ve heyecanlıdır. Meraklı yüzlerle oyun oynarlar. Oyun oynarken hayata ve kendilerine dair, her şeyi öğrenirler.

Çocuklara oyun oynarken eşlik etmeli. Onlara bu yolculuklarında verebileceğimiz en büyük destek olur. Çocukların hayal güçleri çok geniş. Çocuk için oyun, öğrenmenin en kalıcı, en zevkli halinin yaşandığı bir yolculuk.

ÇOCUKLARIN hareket ihtiyacı yüksektir. Okul, bu enerjilerini atmalarına uygun yerdir. Okulların açılmasını büyük bir motivasyonla beklediler. Birbuçuk yıldır okullardan uzak kalan öğrenciler, okula dönüşle uyum sürecinin iyi yönetilmesinin önemi büyüktür.

Öğretmenler, öğrenciler için rol modeldir. Öğretmenlerin, ebeveynlerin her zamankinden daha fazla sabırlı, hoşgörülü, anlayışlı, iyimser, duyarlı, neşeli olmaları çocukları olumlu etkiler. Maske, mesafe ve temizlik, havalandırma çok önemli. Anne ve baba ortak ve tutarlı bir tutum sergilemeli.

Eğitime devam etmelisin. Bir arada olmasak ta, sen benim hep kalbimdesin eve geldiğinde seni dinlemek istiyorum…  demek çocuğu çok rahatlatır…

Başarılı bir Eğitim ve Öğretim yılı olması dileklerimle…

SAYGILARIMLA …

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

SARAYÖNÜ AĞIZLARI, SÖZLÜĞÜ – 10

*Dam : Evin çatısı. İkamet edilen ev. Örnek : Allah’a şükür, başımızı sokacak bir damımız var.

*İşcimen: İş yapma kabiliyeti olan, becerikli, maharetli kimse. Örnek: Abamın(abla) pek işcimen bi gelini var, her işin hakkından gelir.

*Mırık : Çamur. Örnek :Mırıklı yolda traktörün tekeri mırığa saplandı galdı.

*Okkabaz : Numaracı. Örnek :Amaann bacıımm, O avradın oyunundan geçilmez, pek okkabaz.

*Singil singil durmak : Düşkün düşkün durmak. Örnek:Nöriye(Nuriye), ne singil singil kenarda durun gıı, sen de sokul şu sufraya(sofraya).

*Sumsuklamak : Yumruklamak. Örnek :Anam bu gız atmaca gibi maşaallah, pek hünerli. Bir goca ileğen ekmek hamurunu sumsuklaya sumsuklaya işi bitti, hemen oğluma bu gızı isteyecem.

*Tavatır : Bir haberin ağızdan ağıza geçerek yayılması, söylenti, tevatür. Örnek : Eğer bu tarla için bu kadar tavatır olmasaydı, satın almayacaktım.

*Usukturmak : Çocuğun ağıdını kesmek, ihtiyaçların bir kısmını karşılamak. Örnek : Ağrısından sabaha kadar ağlayan körpe yavru, karnına masaj yapınca en sonunda usuktu.

*Uyuntu : Oyalanan, geciken, tembel kişi. Örnek :Nirden buldun bu uyuntu ameleyi Aamett Ağa?Adamın bağrını yarar bu gaç.

*Zılmak : Ortalıktan kaybolmak. Örnek :Irazzıya gıı, gomşunun uşak iki şinik buğday aşırınca babasının zopasından gücün zıldı.

*Zobu : İri yarı insan. Örnek :Mahalleye yeni gelen komşunun zobu gibi bi gocası var.Gapıdan eve sığmıyor.

*Zontul : Eğitimsiz, yobaz, kaba insan. Örnek :Nedir memleketin bu zontullardan çektiği? Bezdik bunlardan iyice.

Sarayönü Bedduaları :

Boyu batasıca, Boyu devrilesice, Ocağı sönesice, Ansızına uğrayasıca, Soyu-sopu guruyasıca, Sırtı yere gelesice… gibi.

Bazen dua, hayır, iyilik anlamı içeren deyimler de vardır:

*Evine buğday yağasıca : Evinin bereketi bol olsun, anlamındadır.

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

KALMADI

Gelin geçmişleri hayal edelim

Gerçeğe şahitlik yapan kalmadı

Ahmet Turan yazar sözleri tarih

Mezarda menzilde kıymet kalmadı

 

Okurlar okusun yazara baksın

Allah’ı bilmeyen kendini yaksın

Baba evladına iyi isim taksın

İslam’da ar, edep, namus kalmadı

 

Bu millet uyansın gerçeğe dönsün

Allah’a yalvarsın bu ataş sönsün

Hazar’da seferde tarihte önsün

Büyükte küçükte saygı kalmadı

 

İnsan suratına nışkat buldular

Yapılan suçlara bakıp durdular

Suçlu suçsuz hiç demeden vurdular

İnsanda merhamet vicdan kalmadı

 

Albayrak ebedi Türk’ün kalacak

Onu tanımayan eller yanacak

Yezidin hakkından ordu gelecek

Suçu kabullenen insan kalmadı

 

Şair Edibiyim düşünüp durdum

Erzurum vilayet Oltu’dur yurdum

Vatan hayırına bir soru sordum

Düşündü aklında cevap kalmadı

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

MALAZGİRT VE SAKARYA

  1. Sultan Alparslan

1299 Osman bey

1921 Mustafa Kemal Paşa

Türk Milleti.

Müslüman Türk’ün devletleri.

Ya devlet başa, ya kuzgun leşe.

Anadolu’ya kapıların açıldığı 1071 yılında ecdadımızın yaptığı Malazgirt Meydan Muharebesinde ruhumuza bir bakın.

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma;

Gün doğmadan evvel İklim-i Rûm’a,

Bozkurtlar ordusu geçti hücûma…

Yeni bir şevk ile gürledi gökler:

Ya Allah… Bismillah… Allahüekber… sözleriyle, şair ne güzel anlatmış. Marşın İlk kıtasında Türk milletinin ruhunu anlatan şair, son kıtasında da;

 

Yiğitler kan döker, bayrak solmaya;

Anadolu başlar vatan olmaya…

Kızılelma’ya hey… Kızılelma’ya…

En güzel marşını vurmadan mehter:

Ya Allah… Bismillah… Allahüekber…

‘Kızılelma’ya hey Kızılelma’ya diyerek gençliğe hedefini göstermiş.

Müslüman Türk milletine düşman olanlar, Malazgirt’te kalmamışlar. Girdiğimiz kapıdan atmak için Bilecik’te, Bursa’da, Konya yakınlarında (Miryokefalon), Mohaç ta, Çanakkale’de, Sakarya’ da hep önümüze çıkmışlar.

O gün Sultan Alparslan, yiğitlerine “Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım; ya da şehit olarak cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler, takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler, gitsinler! Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zira bugün ben de sizlerden biriyim. Sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini yüce Allah’a adayarak şehit olanlar, cennete; sağ kalanlar gaziliğe kavuşacaktır. Ayrılanları ise, ahirette ateş, dünyada da rezillik beklemektedir.” derken, Sultan Fatih, “Ya İstanbul beni alır. Ya da ben İstanbul’u alırım.” Mustafa Kemal Paşa da “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır” diyerek ecdadın gösterdiği hedefe yüründüğü tüm dünya ya gösterilmişti.

Malazgirt’te açılan kapı, Sakarya da düşmanın suratına kapatıldı.

Anadolu’yu vatan yapan ecdadımız asırlarca düşmanla çarpışırken, İstiklal Harbi’nde de vatanımızdan düşmanı atmak için kadın, çoluk, çocuk hep birlikte yıllarca, düşmanla savaşmıştır.

Hatta Sakarya’da; yeni bir Malazgirt destanı yazmıştır.

Ne demiş şair.

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm-büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur

Bize şanlı zaferleri yaşatan ecdadımdan Allah’ım razı olsun. Mekanları cennet olsun.

En güzel marşını vurmadan mehter:

Ya Allah… Bismillah… Allahüekber…

‘Kızılelma’ya hey Kızılelma’ya.

Hedefimizi unutmadık, unutmayız.

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

SARAYÖNÜ AĞIZLARI, SÖZLÜĞÜ – 9

*Cart – Curt : Anlamsız, boş şeyler. Örnek : Omar’ın uşak anca cart – curt işlerle uğraşıyor.

*Galgımak : Eşyaların üzerinde devinmek, atlayıp zıplamak. Örnek : Gomşunun uşakları evin her yirinde galgıdılar, tozu dumana gattılar.

*Gök görmedik : Daha önce sahip olmadığı şeyleri sonradan sahip olunca olumsuz davranışlarda bulunan kimse, sonradan görme. Örnek: Görgülü kişiler gördüğünü işler, gök görmedik kişiler ne görsün ki ne işler?

*Gubuz : Kendini beğenmiş, ukala. Örnek :Şavka gıı,öteğennek Zayide:”-Gelin gızım pek gözel.” diye gubuz gubuz gonuşuyordu.

*Güdük : 1- İçi yağlı, üzeri susam, haşhaş, çörek otu kaplı yağlı, lezzetli küçük,kısa ekmek. 2-Kısa boylu insan veya eşya. Örnek :Nenem tandırda ekmek bişirince ardından güdük de yapardı.

*Hakbayram sanmak : Sevinmek. Örnek :Hay yavrım,bu garının aklı pek kıt, yüzüne gülen herkesi iyi diye hakbayram sanıyor.

*Hödük : Kaba, saygısız, cahil, nezaketsiz, zarafetsiz, erkek veya kadın. Örnek :Ak bacım Bediriye, Miyase’nin herif de pek hödük. Ankara’dan gelen misafirleri, mesarif(masraf) çıkaracaklar diye başından aşırmış.

*Irzı gırık : Başkasının namusuna göz diken kimse. Örnek : Televizyonlar, telefonlar çıkınca ırzı gırıklar o kadar çoğaldı ki, yalnız gezmeye korkuyoruz.

*İmanı gırık : Sarayönü’nde aşağılayıcı bir ifade olarak kullanılır. “İmanı zayıf” manasında bir hakaret sözüdür. Örnek :İmanı gırıklar yüzünden bet bereket kalktı.

*Mıcığını sallamak: İstenmediği halde bir yerde durmak, verilmek istenmediği halde bir şeyi almak için beklemek. Örnek : Düğün evine davet idilmediği halde gelip, yimek yiyecem diye mıcığını salladı oturdu yüzsüz.

*Yanıgara : Domates gibi sebzelerin, elma, armut gibi meyvelerin toprağa değen kısmının çürümesi. Örnek : Bahçadaki domatalar (domates) yanıgara olmuş hay guzum, seleye toplayıvir.

*Zımman : Tamamen. Örnek : Sular zımman kesildi.

*Zımzırlak : Hiçbir şeyi yok, bomboş. Örnek :Eldeki paraları bitince zımzırlak galagalmışlar.

 

 

 

 

 

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

Önemli günlerin geçmişi anlayıp geleceğe güvenle ilerlemede büyük yararları vardır. Tarihsel olayların önemi çok büyüktür.

Osmanlının son dönemindeki bitmek bilmeyen savaşlarda, dillere destan Çanakkale Savaşında, canını siper eden, yüzlerce canımız Kurtuluş Savaşının tüm cephelerinde, kanları canları sayesinde alnımızın akıyla çıktığımız tüm savaşlar…

Ve son olarak Büyük Taarruz…

CEPHEDE nasıl tek ruh, hatta tek beden olup birbirlerinin elleri, kolları, gözleri oldular. Biz bu kadar savaşı birliğimiz sayesinde kazandık. Tüm şehitlerimizin mekanları cennet olsun.

BASTIĞIN yerleri “toprak”diyerek geçme, tanı

DÜŞÜN altındaki binlerce kefensiz yatanı

SEN şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı

VERME, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

(Mehmet Âkif ERSOY İstiklâl Marşı 6. kıta)…

BAŞKOMUTAN Gazi Mustafa Kemal Paşa 26. Ağustos. 1922 cuma sabahı, Büyük Taarruz emrini vermiştir. Yanında Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Batı Cephesi Kumandanı İsmet İnönü vardı.

Muharebeyi yakından izlemek için, Kocatepedeki gözetleme yerine çıkmışlardır. Tarihi Büyük Taarruz burada başlamıştır…

(Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak, Kocatepe’den, Afyon ovasına atlayacaktı. Nazım Hikmet. )

Savaş birkaç gün içinde başarıya ulaştı. 30 Ağustos 1922 günü, Başkomutan tarafından yönetilen çok önemli.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonucunda, Yunan ordusunun büyük kuvvetleri yok edildi. 31 Ağustos günü, Mustafa Kemal Atatürk, “Ordular!ilk hedefiniz Akdenizdir İleri!. . emrini verdi.

Böylece Yunanlılar, cephenin her yanından, hızla kovalanmaya başlandı. Türk Ordusunun bu hızı karşısında onbinlerce Yunanlı teslim olurken, kaçabilenler dehşet verici eylemlerini sürdürüyorlardı.

Sonunda, 9 Eylülde İzmir, 11 Eylülde Bursa kuşatıldı. Yunan Donanmasının, Ege Denizindeki boşuna çabaları, yarar vermedi. 18 Eylülde Anadolu’da tek Yunan eri kalmadı. Böylece Büyük Taarruz, akıllara durgunluk verecek bir hızla, çok üstün başarıyla sonuçlandı.

Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Ulusuna, vatanın düşmandan kurtarıldığı müjdesini verdi. BU SAVAŞ, mazlum bir ulusun şahlanışıydı.

BU SAVAŞ, saldırgan bir düşmanın ezilişiydi. Böylece vatan toprakları düşmandan temizlenmiş oldu. Bağımsızlık kazanıldı.

30 AĞUSTOS,  tarihsel günlerimizin en önemlilerindendir. Varoluşumuzun özgürlüğümüzün büyük simgesidir.

30 AĞUSTOS,  tüm ülkenin seferber olduğu bağımsızlık mücadelesinin, vatan sevgisinin tüm dünyaya yayıldığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir. 30 AĞUSTOSUN en güzel yorumunu, bugünü yaratan Komutan ve sonradan Devlet Adamlığının da en iyi örneğini vermiş olan, ATATÜRK yapmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramımızın 99. yılı kutlu olsun. Bu mutlu, gururlu yıldönümlerine tekrar kavuşmak dileğiyle.

Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları ve şehitlerimizi dua ve saygıyla anıyoruz…

SAYGILARIMLA…

Kategoriler
KÖŞE YAZILARI

GÜL DEMEZ

 

Bu yalan Dünyada neden gülmedim

Talihime sordum kader gül demez

Her gelen Dünyaya ben gibi insan

Kaderime sordum felek gül demez

 

İnsanca yaşamak benim de hakkım

Bütün ziyan oldu gençliğim tahtım

Her geçen günüme dönüp de baktım

Kurduğum hayaller bana gül demez

 

Aklıma geldi de oturup yazdım

Şairin elinde bir kuru sazdım

Zalim ihtiyarlık canımdan bezdim

Yalancık dostlarım bana gül demez

 

İstedim gündüzler gece olmasın

Acılar sitemler beni bulmasın

Sana kötü diyen murad almasın

Geceler gündüzler bana gül demez

 

Boncuk boncuk yaşlar döktüm gözümden

Aradım aslımı sordum özümden

Candan bıktım münafığın yüzünden

El ve ayaklarım bana gül demez

 

Şair Edibi’nin tükenmez derdi

Sen gibi bulunmaz güzelin merdi

Vurdu acı poyraz yerlere serdi

Talihim kaderim bana gül demez