SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-88

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-88
Bu haber 27 Aralık 2018 - 0:33 'de eklendi ve 693 kez görüntülendi.

TANZİMAT’TAN CUMHURİYET’E SARAYÖNÜ HAVALİSİNDE NÜFUS HAREKETLERİ

Nüfus Hareketleri
….. İstanbul’daki yüksek okullarda okuyan Karaçaylı gençler, Rusya’nın Mançurya’yı işgalinden sonra, Kafkasyalı gençlerin askere alınıp cepheye gönderileceklerinden şüphelendiklerinden, Hariciye Nezâreti’ne başvurarak, Karaçay ahâlisinin Osmanlı topraklarına göçleri için izin isterler. Saray’da görevli Kafkas asıllı bazı memurların da araya girmesi ile Nezâret, Şam havalisine göç edebileceklerini bildirir. Elburuz eteklerindeki Teberdi nahiyesinde yaşayan Karaçaylardan yaklaşık 800 hane, Rus makamlarına başvurarak göç için gerekli evrakları çıkartırlar. Ramazan Bayramının birinci günü (27 Kasım 1905), bayram namazını kıldıktan sonra eşyalarını kağnı ve at arabalarına yükleyerek, Labinsk’e doğru yola çıkarlar. Oradan da trenle Novorosisky iskelesine giderler. Buradan bindirildikleri vapurlar ile 1 Ocak tarihinde Anadolu Kavağı’na çıkarlar. Bu sırada, Padişah II. Abdülhamid’e şükran duygularını arz etmek için, İstanbul’da bulunan talebeler vasıtası ile Saray’dan izin isterler. Topluca Yıldız Sarayı’na giden Karaçaylar, tepeden tırnağa silâhlı olduklarından bahçe kapısından içeriye alınmazlar. Fakat içlerinden seçtikleri Osman Hacı, Karabaşların Tuvgan, Ebubekir ve Ramazan Efendiler, silâhlarından arındıktan sonra Padişah’ın huzuruna çıkarlar. II. Abdülhamid, ‘Size Şam ile İstanbul arası serbest, fakat siz Kafkasya’dan geldiniz, Şam havalisi çok sıcaktır, Anadolu’ya gidin’ der. Bu söz üzerine Şam’a gitmekten vazgeçerek Yalova’ya gelirler.

Bu sırada aralarından seçtikleri üç kişilik vekilleri Anadolu’yu dolaşırlar. Sonunda Müslümanlık kavidir diye, Mevlâna diyârı Konya’da karar kılarlar. İçlerinden 30 hane Yalova’da, 150 hane de Afyon’da kaldıktan sonra, diğerleri trenle Konya’ya gelirler. Geçici olarak yerleştirildikleri Konya’nın kenar mahallelerinden Araplar’da iki seneye yakın kalırlar. Bu sırada Konya’nın havasını beğenmeyenlerden bazıları başka vilayetlere giderler. Mahallî idâre, Ermenek’te yer gösterir. Fakat burası çok uzak ve dağlıktır diye kabul etmezler. Kadınhanı ve Sarayönü civarında kendilerinden önce gelen Kuban Çerkeslerini görünce, onların yakınlarında yerleşmek isterler. Çünkü aslî vatanlarında iken aralarında kavga-niza eksik olmamakla beraber, yedi göbeğe kadar kız alıp vermediklerinden, mecburen yeni komşuları Çerkeslerden kız alıp vermeyi düşünürler. Sözlü olarak nesilden nesile aktarılan bu rivayette, II. Abdülhamit dışında anlatılanların büyük ölçüde gerçek olduğu düşünülmektedir. Muhtemelen tarih hataları da mevcuttur. Ancak bu rivayet, son göçün Rusların baskılarından çok, Karaçayların II. Abdülhamid’e karşı duydukları engin güven ve sevgiden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Hiç şüphesiz yurtlarında karşı karşıya kaldıkları azınlık psikolojisinin etkisiyle, çocuklarının geleceklerini garanti altına alma düşünceleri de etkili olmuştur. Nitekim göç sırasında henüz 5 yaşlarında olan (Rumi 1315 doğumlu) Hacı İshak Bağcı, göç sebeplerini anlatırken “Müslüman memlekette yaşayalım diye muhacir olduk… Ruslardan da bir zorluk görmedik” demektedir. Ayrıca Bağcı gibi, bu göçün diğer görgü şahitlerinden hiçbiri, zulüm ve şiddetten bahsetmemektedirler.

Öte yandan dönemin gazeteleri taranmış ve Yıldız Sarayı’nda geçtiği söylenilen ziyaret ile ilgili bir habere rastlanılamamıştır. Muhtemelen bu ziyaret, bir nevi lobi faaliyetinde bulunmak maksadıyla Karaçaylar arasından seçilen küçük bir heyet olsa gerektir. Yine kendilerini karşılayan kişi de Saray’da görevli bir subay veya memur olmalıdır. Fakat Saray’ın, bu tür faaliyetlerden pek hoşnut olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim 16 Ekim 1906 tarihinde Sadaret’ten Muhacirin Komisyonu’na yazılan bir tezkirede, Konya’da bulunan 172 hane Karaçay muhacirinin sızlanmalarına meydan verilmeden bir an evvel iskan edilmeleri ve içlerinden İstanbul’a gelmiş olanların da başkentte ikametlerine izin verilmeyerek, derhal Konya’ya geri gönderilmeleri istenmektedir.




İki sene kadar Araplar mahallesinde geçici iskana tabi tutulan yaklaşık 400 hane Karaçay muhacirinden önemli bir kısmı, kendilerine gösterilen yerlerden Sarayönü civarında Başhüyük mevkiini beğenmişlerdir. Daha evvel de kaydedildiği gibi, burayı tercih etmelerinin en önemli sebebi, kendilerinden önce Başhüyük’e yakın sayılabilecek yerlerde Kafkasya’dan komşuları olan Kuban Çerkeslerinin yerleştirilmiş olmasıdır. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yer alan bir habere göre ise bunun nedeni, İstanbul-Bağdat Demiryolu civarında bulunan Başhüyük’ün, Konya’ya şimendiferle üç, Sarayini’ne yaya olarak bir saatte mesafede bulunması ve havası gayet güzel, arazisi ve suyunun bol olmasıdır.

Yerleşim yeri olarak Başhüyük’ün seçilmesinden sonra, Karaçayların iskanı için oldukça hızlı hareket edilmiştir. Aynı anda bir toprak komisyonu kurularak muhacirlere dağıtılacak olan araziler tespit edilirken, diğer taraftan da ihtiyaç duyulan kereste ve malzemeler satın alınarak inşaat için ihale açılmıştır. Ancak bu sırada Başhüyük’ün havasını ve suyunu beğenmediklerini ileri süren yaklaşık 160 hane, Bolvadin civarındaki Miri Çayırı’nda yerleşmek üzere Konya’dan ayrılmıştır.

Başhüyük’teki evlerin inşaatları 1906 sonbaharına doğru tamamlanmış ve Ekim ayında yapılan gösterişli bir tören ile hak sahibi muhacirlere dağıtılmıştır. Bu tören, Karaçayların yanı sıra, Konya’da bulunan askerî ve mülkî erkanın Konya tren istasyonuna gelmesiyle başlamıştır. Karaçaylar ve mülki erkan tarafından oluşturulan kortej, önce bayraklarla süslenmiş bir trene bindirilerek, Başhüyük’ün 2 km kadar güneyinde Kirlikuyu’ya gelmiş ve buradan yaya olarak Başhüyük’e gidilmiştir. Nihayet kurdele kesildikten sonra, daha önce her birine birer numara verilmiş olan haneler kura ile dağıtılmıştır. Yılsonuna kadar Başhüyük’te yerleştirilenlerin sayısı 240 haneye ulaşmış ve bunların kurmuş oldukları köye Sultan II. Abdülhamid’in adına nispetle “İmran-ı Hamidî” adı verilmiştir. 1907 Şubatı’nda köyün sınırlarını gösteren krokinin tamamlanmasından sonra, daha evvel muhacirlere verilmesi kararlaştırılan arazilerin taksimatı yapılmıştır. Ayrıca bu sırada 117 haneye çift hayvanı ve edevatı dağıtılmış ve bu sayı Nisan ayında 219 haneye ulaşmıştır.

Kırım Muhacirlerinin Yerleştirilmesi
1853-1856 Kırım Savaşı sırasında Osmanlı ordusuna lojistik destek veren Kırım Müslümanları, savaşın sona ermesinden sonra Rusya’nın iç kesimlerine sürgün edileceklerinden korktuklarından Osmanlı topraklarına göç etmeye karar vermişlerdi92. Osmanlı Hükümeti de savaş sırasında hizmetleri görülen Tatarların, arzu ettikleri takdirde Silistre eyâletine göç edebileceklerini duyurmuştu. Önceleri stratejik maksatlarla Anadolu’da göçmen yerleştirmek istemeyen Osmanlı, Rumeli’de bu iş için elverişli arazilerin azalması üzerine tutum değiştirerek, 1858 sonlarından itibaren Anadolu’ya göçmen sevk etmeye başlamıştı. İlk göç dalgası 1860’lara doğru sona ermiş olmakla birlikte, 1890’lardan sonra küçük gruplar halinde peyderpey devam etmişti. 1900 yılında Çin’de çıkan “Boxer” ayaklanmasını bahane eden Rusların Mançurya’yı işgali sırasında, Uzakdoğu’ya gönderdikleri Tatar gençlerin epeyce zayiat vermesi, Kırım’da yeni bir tedirginliğe sebep olmuştur. 1902 yılından itibaren bu durumu protesto eden binlerce Müslüman Tatar, göç için hazırlıklara başlamıştır. 1903 Martı’ndan itibaren, deniz yoluyla İstanbul’a gelmeye başlayan göçmenler, Haydarpaşa istasyonundan trenle doğrudan doğruya Eskişehir, Konya ve Adana’ya sevk edilmişlerdir Tercüman-ı Hakikat gazetesine göre, Ağustos ayı ortalarına kadar Konya’ya ulaşan muhacirlerin sayısı 1.025 haneye ulaşmıştır. Bunlardan zanaat erbabı olan 100 hanenin Konya merkezinde, diğerlerinin ise kırsal alanlarda yeni kurulacak olan köylerde iskan olunmaları kararlaştırılmıştır. Ancak barış döneminde geldiklerinden, dönemin mevzuatı gereğince kendilerine yardım yapılmaması gerekirken, bunlardan çoğunun 1880 yılından beri Kırım’da hüküm sürmekte olan kuraklık nedeniyle fukara düşmüş kimseler olduklarından, kendilerine inşaat malzemeleri verilerek evlerini inşa etmeleri istenmiştir. Fakat bunların iskan mahallerinin tespiti ve kendilerine verilecek inşaat malzemelerin temini uzunca bir zaman almıştır. Bu nedenle, geçici iskanlarının bir kaç seneyi bulduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan 1903 yılında Konya’ya gelen muhacirlerden 135 hanenin Sarayönü civarında iskan edilmesine karar verilmiştir. Bunların kendilerine gösterilen yerlerden Sarayönü havalisini tercih etmelerinin en önemli sebebi, bölgeden geçen demiryolu hattı olmalıdır.

Sarayönü havalisine gönderilen Kırım muhacirlerinin, iki ayrı kafile halinde geldikleri anlaşılmaktadır. 62 haneden oluşan ilk kafile, 1905 yılına doğru Sarayini köyünün İnli mevkiinde iskan edilmiş ve bunların kurdukları mahalleye “Selimiye” adı verilmiştir. Soyadlarından yola çıkan mahalle sakinleri, Kırım’ın Karasupazar kazası ile bu kazaya bağlı Tamak, Nakış ve Örnek köylerinden geldiklerini ifade etmektedirler .

73 haneden oluşan ikinci kafile ise, Sarayini köyünün 7 km kadar doğusunda Kirlikuyu mevkiinde iskan olunmuş ve bunların kurdukları köye Konya Vilayet Meclisi tarafından ‘Mecidiye’ adının verilmesi teklif edilmiştir. Fakat bu teklif son onay makamı olan Saray tarafından, Konya civarında aynı adla birden fazla köy bulunduğundan postada bir takım karışıklığa yol açacağı gerekçesi ile reddedilmiş ve köyün adının Sultan II. Abdülhamid’in ismine izafeten ‘Hamidiye’ olması uygun görülmüştür. Ne var ki bu değişiklik ile daha büyük bir yanlışlığa düşülmüştür. Çünkü 2 km kadar kuzeylerinde Karaçay muhacirleri tarafından kurulan İmran-ı Hamidi köyü, halk arasında Hamidiye adıyla anılmaktadır. Bu nedenle halk, Başhüyük’e Büyük Hamidiye, Kirlikuyu’ya da Küçük Hamidiye demeye başlamıştır.

Köy sakinlerinden Ferruh Çelik’ten aldığımız bilgilere göre, Keçibaşı tepesi ile demiryolu hattı arasında, kısmen sazlık ve çayırlık bir mevki olan Kirlikuyu’da yerleştirilen muhacirler, Akmescid’in Baksan ve Kongrat isimli birbirine yakın iki komşu köyünden gelmişlerdir.

Kafkas muhacirleri gibi, Kirlikuyu ve İnli’de yerleştirilen Kırım muhacirlerine, piyasadan satın alınan 135 takım çift hayvanı, damgalandıktan sonra kura ile dağıtılmıştır. Fakat bu kadar hayvanı bir anda temin etmek mümkün olmadığından, 1906 yazında başlayan dağıtım işlemleri 1907 sonbaharına kadar sarkmıştır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA