SarayMedya
Ruşeymli Torku Ürünleri

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-89

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-89
Bu haber 04 Ocak 2019 - 22:09 'de eklendi ve 424 kez görüntülendi.

TANZİMAT’TAN CUMHURİYET’E SARAYÖNÜ HAVALİSİNDE NÜFUS HAREKETLERİ – 4

Rumeli Muhacirlerinin Yerleştirilmesi
Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başlarında Tuna’yı geçen Rusların sivil Müslüman halka karşı katliam başlatması üzerine, binlerce Rumeli Türkü can havliyle yollara dökülmüş ve bu göç savaştan sonra da yıllarca devam etmişti. Fakat bazı yıllarda oldukça azalmış, bazı senelerde de Türklerin mülklerine el konulması, Müslümanların askere alınması veya Bulgaristan iç politikasında görülen istikrarsızlıklar gibi nedenlerle yükselmişti.

Rumeli’den ilk yıllarda gelen göçmenler daha çok Batı Anadolu’da iskan edilirken, 1890’lara doğru Batı’da muhacir yerleştirilecek boş arazi kalmadığından İç Anadolu’ya gönderilmeye başlanmıştır. 1890-1892 yılları arasında Konya vilayetine belli aralıklarla 381 hane Rumeli muhaciri gönderilmiş ve bunlardan iki ayrı grup halinde bulunan 62 hanesinin Sarayönü havalisinde iskan edilmesi kararlaştırılmıştır. Bahsi geçen muhacirlerin, 1887-1894 yılları arasında ülkesini demir yumrukla yöneten Başbakan Stambolov’un baskıcı rejiminden kaçtıkları anlaşılmaktadır.

Sarayönü havalisine gönderilen gruplardan 32 hanede 158 nüfus Hazergrad muhaciri için, önce Kadınhanı nahiyesi civarında bazı boş araziler gösterilmiştir. Fakat muhacirler, bu arazilerden hiçbirini beğenmemişlerdir. Nihayet Sarayönü’nün 6 km kadar güney batısında kısmen engebeli ve ormanlık bir mevkii olan ‘Zengi Yayası’nda yerleştirilmeyi kabul etmişlerdir. 1892 yılına doğru Zengi mevkiinde Hazergrad muhacirlerinin kurmuş oldukları köye, ‘Mesudiye’ adı verilmiştir.




Sarayönü havalisine gönderilen 36 hanede 185 nüfusluk ikinci kafilenin ise önce Ladik’te yerli ahalinin arasında yerleştirilmesi düşünülmüştür. Ancak bu kafileden 3 hane dışında, diğerleri yerli ahali arasında iskan olunmayı kabul etmeyerek, Sarayönü’nün 20 km kadar batısında ‘Şahören’ mevkiinde yerleştirilmişlerdir. Ne var ki buraya intibak edemediklerinden birkaç sene sonra evlerini sökerek Sarayini köyüne gelmişler ve kendi imkanları ile ‘İnli’ mevkiinde yerleşmişlerdir. Daha önce Ladik’te yerleştirilen 3 hanenin de bir müddet sonra buraya taşındıkları görülmüştür. Fakat tamamıyla kendi imkanları ile yerleştiklerinden, muhacirler tarafından kurulan bu yerleşim yerine uzunca bir müddet mahalle statüsü verilmemiştir. Yakınlarında bulunan bir inden dolayı, halk arasında ‘İnli Mahalle’ ismiyle anılmaya başlanmıştır. Nihayet aynı mahalleye, 1905 yılında Kırım muhacirlerinin yerleştirilmesinden sonra ‘Selimiye’ adı verilmiştir.

Mahalle sakinlerinden aldığımız bilgilere göre, İnli mevkiinde yerleşen muhacirlerden çoğu Şumnu’ya bağlı köylerden gelmişlerdir. İçlerinden 5-6 hanesinin ise Silistre, Tutrakan ve Eski-Cuma civarından oldukları bilinmektedir. Muhtemelen İnli’den evvel başka yerlerde iskan edilmişler, fakat oralara intibak edemediklerinden yolları Sarayini’ne çıkmıştır. Maddi yardım haklarını ilk iskan mahallerinde kullanmış oldukları için, Sarayini’ne geldikleri zaman kendilerine her hangi bir devlet katkısı yapılmamıştır. Bu nedenle, arşivlerde bunlarla ilgili bir yazışmaya rastlanılmamaktadır.

Öte yandan 1908 ilkbaharında Konya’ya gelen Rumeli muhacirlerinden yaklaşık 75 hanenin, Sarayini köyünün 8 km kadar kuzeyinde Karatepe mevkiinde yerleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Bunlardan çoğu, 1904-1905 yılları arasında memleketlerinden çıkmışlar ve Trakya ve Afyon civarında epeyce dolaştıktan sonra Konya’ya gelmişlerdir. Daha Konya’ya gelmeden önce fukara düştüklerinden, kendilerine verilecek olan evlerin devlet tarafından ihale ile yaptırılması kararlaştırılmıştır. Kasım ayına doğru inşaatların tamamlanmasından sonra, daimi iskanları tamamlanmıştır. 75 hane Rumeli muhacirinin Karatepe mevkiinde kurmuş oldukları köye “İttihadiye” adı verilmiştir. Kuruluş tarihi 31 Mart Olayı’ndan hemen sonraya rastlayan bu köye, dönemin siyasi geleneklerine uyularak İttihat ve Terakki Fırkası’nın adına izafetle İttihadiye ismi verilmiş olmalıdır.

Köy sakinlerinden derlediğimiz bilgilere göre, Konya’dan önce Tekirdağ tarafına gelen muhacirler, burada uzunca bir müddet bekletilmelerine rağmen, uygun bir yer bulamadıklarından iskanları mümkün olamaz. Tekirdağ’ından sonra geldikleri Afyon’un Susuz köyünde de birkaç ay kalırlar. Fakat yerleşmek için burada da uygun bir arazi bulunulamayınca Konya’ya sevk edilirler.

Kendilerine teklif edilen yerlerden Sarayini köyünün 8 km kadar kuzeyindeki Karatepe mevkiini beğenirler. Çünkü Karatepe yakınlarında bir Fransız vatandaşına ait olan Belfa Çiftliği’nde çalışmayı düşünürler. Hatta daha evlerinin inşaatı başlamadan önce, içlerinden bazıları bu çiftlikte iş başı yaparlar. Diğerleri ise evlerinin inşaatı bitene kadar, Kadınhanı ve köylerine geçici olarak dağıtılırlar. İlk etapta Karatepe’de 28 hane iskan edilir. Kadınhanı ve köylerine gönderilenlerin de geri dönmesiyle, iskan olunan muhacirlerin sayısı 75 haneyi bulur. Bu köyde yerleşen muhacirler, uzun yıllar Belfa Çiftliği’nde yevmiyeci olarak çalışırlar.

10 sene kadar Karatepe mevkiinde kalırlar. Fakat yakınlarında bulunan sazlıklardan gelen sivrisineklerden rahatsız olduklarından, Karatepe’deki evlerini sökerek ilk yerleşim yerlerinin 4 km kadar kuzey doğusuna taşınırlar. Tamamen kendi imkanları ile taşındıkları yeni yerleşim yerlerinde köyün ismi değişmez. Karatepe’de iskan olunan muhacirlerin hepsi aynı köyden gelmemişlerdir. Karma bir köy olup, Kuzey Bulgaristan’ın muhtelif köylerinden göç etmişlerdir. Çoğunluğu Güney Dobruca bölgesinde Hacıoğlu-Pazarcık’ın Kisecik, Sarınebiler ve Salman köyleri ile Silistre’nin Usul köylerinden gelmişlerdir. İçlerinden birkaç hanesi ise Deliorman bölgesinin merkezi olan Şumnu civarından göç etmiştir.

Sonuç
XVI. yüzyılda oldukça yoğun bir nüfusa sahip olan Sarayönü havalisinde, aynı yüzyılın sonlarından itibaren köyler dağılmaya başlamıştır. 1584 yılında mevcut olan 20 kadar yerleşim yerinden Ladik ve Sarayini dışında XIX. Yüzyıla ulaşan olmamıştır. Fakat iskan bakımından Sarayönü havalisinin kaderi, 300 yıl aradan sonra tekrar değişmeye başlamıştır. XVI. yüzyıldan beri soğuk giden iklim şartları, XIX. yüzyıl ortalarından itibaren düzelmeye başlamıştır. Artık 1816 yılı gibi, yazsız geçen seneler çoktan geride kalmıştır. Özellikle 1896 yılında Bağdat Demiryolu Hattı’nın bölgenin tam ortasından geçmesi ve Sarayönü’nde bir istasyon binasının açılması, Sarayönü havalisini bir çekim merkezi haline getirmiştir. Ayrıca demiryolu inşaatı sırasında açılan küçük bir kanal ile koca bir sazlığın kuruduğu görülmüştür. Belfa Çiftliği gibi mümbit araziler ortaya çıkmaya başlamıştır.

Daha önceki yüzyılların aksine, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren nüfus yoğunluğu artmaya başlayan Sarayönü havalisi, bu tarihlerden itibaren dışarıdan nüfus çekmeye başlamıştır. 1890’lardan sonra Kırım, Kafkasya ve Rumeli’den gelen muhacirler, özellikle demiryolu hattının iki yakasında bulunan boş arazilerde yerleştirilmişlerdir. Bu arazilerden çoğu, sazlık veya bataklıklara yakın olduklarından yüzyıllardan beri boş kalmış topraklardır.

Sarayönü havalisinde yerleştirilen muhacirlerden her biri, kendi gelenek ve kültürleriyle gelmiştir. Mesela Kırım muhacirleri, Tatar arabaları, ekin biçme makineleri ve tekerlekli demir pullukları getirmişlerdir. Kısa sürede Konya sancağındaki Tatar köylerinin lideri konumuna yükselen Kirlikuyu’da, her sene Kırım’da olduğu gibi, bir tür bahar bayramı olan Tebreş kutlanmaya başlanmıştır. Keçibaşı tepesi önünde düzenlenen Tebreşte, Kırım Türklerinin milli yemekleri olan köbete ve çiğbörekler yenilmiş, yaşlı bir kadının bayırdan yuvarladığı köbetenin duracağı şekle göre o senenin kıtlıkla mı, bereketle mi geçeceği tahminleri yapılmıştır. Çok coşkulu geçen Tebreş’in sonlarına doğru, âdeta gelin arabası gibi süsledikleri at arabalarına binerek buğday tarlalarına doğru gitmişlerdir. Ekinlerinin başlarında toplanan Tatarlar, o senenin bereketli geçmesi için topluca dualar etmişlerdir. Keza kendi evlerini yapan Kırım Tatarları, Konya havalisine ilk defa balıksırtı çatı sistemini getirmişlerdir.

Çürüksu ve Başhüyük’te yerleşen Kafkas muhacirleri, Kafkas kıyafetleri ve çay semaverleri ile gelmişlerdir. Kendilerine özgü gelenek ve görenekleri ile bölgede bir farklılık yaratmışlar ve ilk yıllarda yerliler tarafından pek iyi anlaşılamamışlardır. Mesela Çürüksu’da anlatılan bazı rivayetlere göre, köyün önünden geçen derenin kenarında semaverlerini yakıp cam kupalarda çay içerken, derenin karşısındaki çalıların arkasından merakla izleyen Kurşunlular, ‘Vay kafir Çerkesler, yine şarap içiyorlar’ diye homurdanmışlardır. Keza yedi göbeğe kadar evlenme yasağı olan genç kız ve erkeklerin köy içinde kendilerini kardeş gibi gördüklerinden, doğal olarak birbirlerinden kaçınmamaları veya akordeon ve mızıka gibi Kafkas çalgıları eşliğinde yapılan düğünlerde kadın ve erkeklerin aynı ortamda eğlenmeleri, ilk yıllarda yerli halk tarafından yadırganan konulardan olmuştur.

Sarayönü havalisinde yerleştirilen Rumeli muhacirleri, sanki Deliorman havalisinin kültür elçileri olmuşlardır. Yine Deliorman havalisinde olduğu gibi, oldukça sessiz ve sakin hareket eden ve sanki ağır çekimdeymişçesine yavaş konuşmaya devam eden muhacirler, çok tertipli ve planlı olan iş hayatlarını burada da sürdürmüşlerdir. Tıpkı Rumeli’deki gibi ferace giyip, kareli bezler (şal) örtünen muhacir kadınları, ne yerli kadınlar gibi tarlaya, davara gitmişler, ne de Çerkes kadınları gibi düğünlerde erkekler ile aynı ortamda eğlenmişlerdir. Hatta düğünlerde ayrı bir mekanda def eşliğinde oyun oynarken, erkekler tarafından izlenmeyelim diye dört bir tarafa nöbetçiler koymuşlardır. Potur pantolonları, işlemeli cepkenleri ve geniş kırmızı kuşakları ile tanınan muhacir erkekleri, ilk yıllarda yapılan düğünlerde yerliler gibi el kaldıramamışlardır. Çünkü Rumeli kültüründe, ancak kadınlar ve köçekler el kaldırır. Gelenekleri çiğneyerek kadınlar gibi el kaldıranlara kız verilmez. Davul-zurna çalmak çingenelere, oyun oynamak kadınlara mahsustur.

Teknik gelişmeleri daha yakından takip etmeye meyilli olan Rumeli muhacirlerinin getirdikleri yeniliklerden en dikkat çekeni at arabaları olmuştur. Çevrede muhacir arabası olarak bilinen bu arabalar, Tatar arabalarından çok farklıdır. Çok zarif görünen muhacir arabalarının kasaları düz ve süslü, tekerleklerinin etrafı ise lastik halka ile kaplıdır. Yolda giderken gerek sessizliğinden, gerekse kasasının şekli ve süslü olmasından hemen anlaşılır. Tekerleklerinin etrafında demir çember bulunan Tatar arabaları ise kilometrelerce öteden duyulacak şekilde yüksek ses çıkarırlar. Ancak süssüz olan kasaları, iki tarafa doğru yayvan ve yüksek olduğundan ot ve saman gibi hafif yükleri taşımakta daha kullanışlıdır.

Kırım ve Rumeli muhacirlerinin avlularda kurdukları küçük fırınlar çok meşhurdu. Genelde Tatarların fırınları daha büyük, Rumeli muhacirlerinin fırınları ise daha küçük ve yuvarlaktı. Her ikisi de ekmek yapmak için saç kullanmayı bilmezlerdi. Tatarların tavada kızartılmış çiğ böreklerine karşı, Rumeli muhacirlerinin fırınlarda pişirdikleri tepsi börekleri çok meşhurdu. Yine daha çok Rumeli üzerinden Anadolu’ya giren kuru fasulye ve kırmızıbiber muhacirlerin vazgeçilmez yemeklerindendi. Duvarlara asılan kırmızıbiberler, muhacir evlerinin süslerindendi. Sarayönü havalisine yerleşen muhacirlerin intibakı hiç de kolay olmamıştır.

Her üç grup da, uzun süre kapalı toplum özelliği göstermişlerdir. Örf ve adetlerini uzun süre korumaya çalışmışlar ve bu nedenle dışarıya kız vermemeye çalışmışlardır. İntibakları ancak üçüncü kuşakla mümkün olabilmiştir. Kırım ve Kafkas asıllı muhacir köylerinde, hâlâ intibak problemleri yaşanır. Mesela Sovyetlerin dağılmasından sonra içlerinden bazılarında, anavatana geri dönüş arayışları görülmüştür. Veya atalarının memleketlerinden getirdikleri bir semaver, fincan ya da başka bir eşyayı, bir nevi anavatandan kutsal emanetmiş gibi korurlar. Birbirlerine karşı daha tutkundurlar. Yerli halka nazaran bu tutkunluk, kendilerine daha örgütlü bir toplummuş hissini vermektedir.

İçlerinden yükselip, önemli mevkilere gelenler, geride kalan hemşerilerini kollarlar. Bu kollama sırasında yetenek ve liyakata bakılmaz. Bu nedenle 1990’lardan önce bile, göçmen köylerinde sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunmayan birisine kolay kolay rastlanılmazdı.

Sonuç olarak, 1890’lardan itibaren dışarıdan nüfus çekmeye başlayan Sarayönü havalisinde, boş araziler kısa sürede dolmuştur. 1896’da istasyon binasının açılmasına kadar bölgenin merkezi Ladik köyü iken, bu tarihten itibaren merkez Sarayini köyüne doğru kaymıştır. İlk yıllarda kaynaşamayan yerli halk ile göçmenler, zamanla birbirlerini daha yakından tanımaya başlamışlardır. Hiç farkında olmadan göçmenlerin bazı örf ve adetleri yerli halka, yerli halkın bazı gelenekleri de göçmenlere geçmiştir. Artık Rumeli muhacirlerinin torunları düğünlerde Konyalım havası eşliğinde yerliler gibi el kaldırırken, Tatar sofralarında da çiğ böreğin yerini yerel tat olan etli ekmek almaya başlamıştır. Ancak günümüzün en büyük sorunu, köy ve kasabalardan şehre doğru başlayan göçtür. Bu gün muhacir köylerinde, hafta sonları dışında, üç-beş emekliden başka kimseyi bulmak çok zordur. Maalesef aynı sorun yerli köylerinde de başlamış olup, birçok köy yakın gelecekte yok olmakla karşı karşıyadır. Sebepler farklı da olsa, sanki yüzyıllar sonra Sarayönü havalisinin iskan tarihi, bir kere daha tekerrür edecekmiş gibi gözükmektedir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA