SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-95

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-95
Bu haber 20 Şubat 2019 - 20:00 'de eklendi ve 904 kez görüntülendi.

KONYA’DA BİR KIRIM TATAR MUHACİR YERLEŞKESİ: SARAYÖNÜ KONAR KÖYÜ

Klasik yazılı tarihin bu teknikleri kullanılırken, onun bıraktığı boşluklar ise sözlü verilerle doldurulmaya çalışılmıştır. 18-21 Eylül 2014 tarihleri arasında bir alan araştırası yapılmış, gözlem, katılımcı gözlem ve mülakat gerçekleştirilmiştir.

Köyün coğrafî sınırları, ilk nerede, nasıl iskânın gerçekleştiği, neden ilk yerleşim yerinin terk edildiği, terk edildikten sonra nerelere nasıl evlerin inşa edildiği ve ilk kurulumdan kalan eserler bu şekilde tespit edilmiştir. Sarayönü ilçesi merkezi sınırlarındaki Selimiye mahallesindeki Kırım göçmenleriyle de görüşülmüş, buradaki muhacir hanelerde ölçümler yapılarak -anlatımlara göre büyük benzerlik gösterdikleri- Konar köyündeki göçmen evlerinin boyutu belirlenmeye çalışılmıştır. Kaynak kişilere toplumsal bellekte kalmış olma ihtimali bulunan Kırım’daki yaşama, göç sebeplerine, göç yollarına, geçici iskâna, kalıcı iskân aşamasına ve sonrasındaki uyum sürecine dair bir dizi soru yöneltilmiştir. Tüm görüşmeler ses kayıt cihazına alınmış ve bölgede fotoğraf çekimleri yapılmıştır. Böylelikle bir etnotarih çalışması olarak değerlendirilebilecek bu bildiride, tarih ve antropolojinin araştırma teknikleri birlikte kullanılmış ve bunlar, tarihsel kronoloji ile aktarılmıştır. Yakın tarihin önemli bir sosyal ve toplumsal hareketliliğine örnek teşkil edecek bu çalışmada bir takım problemler ele alınmıştır. Bunlar:

  1. Konar köyüne gelen göçmen nüfus niçin Kırım’dan göç yollarına düşmüş, hangi vasıtalarla, ne şekilde Anadolu’ya ulaşmıştır?
  2. Konar köyünün bulunduğu mevki neden iskân bölgesi olarak belirlenip buraya bir köy konuşlandırılmış, bu köy nasıl inşa edilmiştir?
  3. Köyün kuruluşundan itibaren geçirmiş olduğu sosyo-ekonomik ve demografik değişimler nelerdir? Bu değişimlerde hangi faktörler etkin olmuştur?
  4. Konar köyü, Kırım muhacir kültürü ve kimliği açısından önemi nedir?
  5. Kırım muhacir kültürü açısından değer ifade eden bu yerleşim yerinin bu özelliğinin korunması ve gelecek nesle aktarılması için hangi tedbirler alınmalıdır?

Kırım’dan Anadolu’ya Göçler
Göç sosyo-ekonomik, siyasî ve kültürel boyutları bir tarafa bırakıldığında, teknik bir tanım olarak “insanın coğrafî hareketliliği; bu hareketliliğin yol açtığı nüfus dinamiği” şeklinde açıklanabilir. Ancak elbette göç meselesi sadece insanların yer değiştirmeleri ve gittikleri yerlerde iskân edilmelerinden ibaret basit bir olay olmayıp, bir devlet için sosyal, malî, idarî, hukukî, iktisadî, siyasî ve kültürel bakımlardan çeşitli yönleri bulunan büyük bir hadisedir.




Kırım ve çevresinin 18. yüzyılın son çeyreğinde tamamıyla Rusya kontrolüne geçmesiyle birlikte sistemli şekilde uygulanan bir Rus politikasının, Tatar göçlerinin ana nedenini oluşturduğu söylenebilir. 19. yüzyılın hemen başında başlayan kütlesel göç, 1853-56 yıllarındaki Kırım Harbi ile büyük ivme kazanmış, 93 Harbi ile de en tepe noktasına ulaşmıştır. Ancak sonrasında da göçler kesilmemiş, 20. yüzyılın başında -eskisi kadar yoğun olmasa da- devam etmiştir.

Çarlık Rusya’nın yürütmüş olduğu Kırım politikası çerçevesinde Kırım, jeopolitik olarak Rusya için (günümüzde olduğu gibi geçmişte de) son derece önemli bir bölgeydi. Dolayısıyla buranın “Slavlaştırılması” üzerine geniş zamana yayılan bir strateji uygulamıştır ve bu stratejinin temel noktası da Kırım Müslüman nüfusunun erimesi esasına dayanmaktadır. Kırım Tatarlarının Müslüman olmayan bir idare altında yaşamak istemeyişleri göçün içsel bir sebebi olmasına karşın, Rusya Çarlığınca yürütülen sürgün ve katliamlar, toprak ve vergi adaletsizliği, dini baskılar, zorla kültürleme müdahaleleri ve asimilasyon faaliyetleri ile devlet ve yerel yöneticilerin göçe teşvikleri neticesinde Kırım’daki demografik yapı Slavlar lehine değişmeye başlamıştır. Tüm bunlara, kıtlık, açlık ve eşkıya faaliyetleri ile askerlik meselesi de eklenince, 20. yüzyılın başına gelindiğinde, -bir önceki asra göre ivme kaybetse de- Kırım’dan Osmanlı’nın iç bölgelerine yönelik göçler aralıksız devam etmiştir.

Kırımlıların kendi vatanlarından göç etmelerinin belki de Osmanlı Devletine yönelik ilk Müslüman göçü olduğunu belirten Karpat, 1783-84 yılında yaklaşık 80 bin Tatarın Besarabya ve Dobruca’ya ve ardından Anadolu’ya yerleşmesiyle bu nüfus hareketinin başladığının, 1812 Türk-Rus Savaşından sonra yoğunlaşma olduğunun, fakat 1856 senesi sonrası Rusların azınlıklara karşı resmî tutumu dolayısıyla zorunlu tahliyenin artık devlet politikası haline geldiğinin altını çizmektedir. Kırım’dan göçler 19. yüzyıl boyunca artarak devam etmiş, ancak 20. yüzyıla gelindiğinde, (1902 yılında yine bir hareketlilik olduysa da) Kırımlı milliyetçi eğitimci ve Tercüman Gazetesinin yayımcısı İsmail Gaspıralı’nı başını çektiği aydınlar grubunun etkisiyle göç sınırlı kalmış ve Kırım Müslüman cemaati kendilerini ekonomik ve kültürel olarak geliştirme yolunu aramış, fakat yine de 1904-1905 Rus-Japon Savaşının gerçekleşmesi ve o bölgeye yollanan Kırımlı gençlerin de büyük zayiat vermesi, eskisi kadar olmasa da yeni bir göç dalgasının başlamasına sebebiyet vermiştir.

Osmanlı Devleti topraklarına toplamda ne kadar Tatar muhacirin göç etmiş olduğu konusunda çeşitli ve farklı görüşler bulunmaktadır: Gözaydın (1948) Kırım’da 1774’ten 1914 yılına kadar, Osmanlı Devleti’ne yapılan göçler sonucu 1.5 milyonluk nüfustan ancak 238 bin kişinin kaldığını belirtirken, 1783-1922 yılları arasında toplam 1.8 milyon Kırımlının göç ettiğini, Firuzoğlu ise 1 milyona ulaştığını ifade etmekte, Saydam da 1 veya 1.2 milyon arası olduğunu ileri sürmektedir. Ruslar ise bu sayının sadece 500 bin olduğunu yazmaktadırlar.

Göç Yolları, Ulaşım ve İskân
Osmanlı idaresi, topraklarına yönelik Müslüman toplulukların göçünü başta dinî ve manevî nedenler olmak üzere, onlarla nüfusunu ve tarımsal üretimini arttıracağı düşüncesiyle -göçü teşvik etmemekle birlikte- olumlu yaklaşmıştır. Ayrıca muhacirlerin iskân edilecekleri yerlerdeki aşiretleri devlet otoritesi altına almada yardımcı olabilecekleri ve yine Gayrimüslim nüfusa ve yabancı devletlere karşı onların bir denge unsuru olma ihtimalleri bu toplulukların Osmanlı yönetimince benimsenmesini sağlamıştır. Fakat özellikle 93 Harbi sonrası milyonları bulan ve ardından aralıksız devam eden kütlesel göçün bir düzen içinde seyretmesi ve muhacirlerin en uygun şartlar altında, bir an önce ve zahmetsiz şekilde iskânlarının gerçekleşmesi ve muhacirlerin (yeme-içme, barınma ve sağlık gibi) temel ihtiyaçlarının karşılanması için Osmanlı idaresi bir dizi önlem almıştır. Belirtilen bu işleri organize edecek Muhacirin Komisyonları gibi bir birimin kurulması, alınan tedbirlerin en önemlisidir. Bu komisyonun gelen nüfusu tespit etmek, geçici olarak barındırmak, onların iaşelerini sağlamak, daimi iskân mıntıkalarını boş, kullanılmayan veya devlete ait arazileri tespit ederek belirlemek, göçmenleri bu yerlere güvenlikle nakletmek, gerekirse ve imkânlar dâhilinde onlar için ev bark inşa edip köyler ya da mahalleler kurmak, ihtiyaç sahiplerine yevmiye bağlamak, kışlık yakacak, tohumluk ve tarım aleti vermek gibi görevi olduğu kadar yeni yerleşim yerlerinde uyumu sağlamak ve doğacak ya da doğmuş problemleri çözmek gibi bir dizi sorumluluğu da bulunmaktaydı. Yayınlanan İskân-ı Muhacirin Talimatnamesi, Osmanlı topraklarına gelen muhacirlere halî, mirî veya mevkuf araziden hane başına 20-60 dönüm arazi verilmesini öngörmekte, kalıcı yerleşmelerine kadar halî arazilerin muhacirler dışında başkalarına verilmesini yasaklamakta, muhacirlerin konut ihtiyaçlarının yerel makamlarca karşılanacağını karara bağlamaktaydı. Hatta inşa edilecek konutların yapısına ve masrafına değin ifadeler bu talimatnamede yer almaktaydı. Örneğin, konutlar iki ya da üç odalı olması planlanmış ve bu durumda maliyetinin 250 kuruş olacağı hesap edilmişti. Kereste ihtiyaçları ise, herhangi bir ücret ve vergi alınmaksızın mirî ormanlardan karşılanacak, kasaba ve köylerdeki terk edilmiş evler tamir edilerek göçmenlere verilecekti. Fakat tüm bu maddelerin harfiyle, tüm yurtta ve her bir göçmen grubunu kapsayacak biçimde düzgün ve adaletli bir şekilde uygulandığını iddia etmek mümkün değildir. Nitekim göçmen yerleşim birimlerine dair gerçekleştirilecek arşiv taraması ve buralarda yapılacak bir alan araştırması da uygulama farklılıklarını, eksikliklerini, hatalarını gözler önüne serebilmektedir.

Kırım’dan 18. yüzyılın sonlarından itibaren süregelen göçler içinde, 93 Harbi sonrası ve 20. yüzyılın başında Anadolu’ya gelenler bu uygulama dâhilinde işleme tabi tutulmuşlardır. Bu göçmenlerin büyük kısmı ilk önce kara, deniz ve demiryolu ile ulaşabildikleri İstanbul’da geçici olarak ikamet etmişlerdir.

İmparatorluk içersinde belirlenen daimî ikamet yerlerine ise sonrasında gönderilmişlerdir. Bu aşamada da 19. yüzyılın sonlarında yapımına başlanan ve hızla çeşitli güzergâhlarda hizmet veren demiryolu ulaşımı özellikle tercih edilmiştir. Dolayısıyla demiryolu güzergâhındaki bölgeler, Osmanlı’ya sığınan sırf Kırımlı değil diğer tüm muhacirler için en uygun iskân mıntıkaları olarak belirmiştir.

 

Araştırma: Tuncay Ercan Sepetçioğlu- Necat Çetin

Kaynak: Sarayönü Sempozyumu Kitabı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA