SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-96

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-96
Bu haber 28 Şubat 2019 - 19:12 'de eklendi ve 823 kez görüntülendi.

KONYA’DA BİR KIRIM TATAR MUHACİR YERLEŞKESİ: SARAYÖNÜ KONAR KÖYÜ

1903 yılının Mart ayından itibaren başlayan göçle gelenler, İstanbul’dan Adana ve Eskişehir’e gönderilmekle birlikte asıl olarak Konya Vilâyeti’ne iskân edilmişlerdir. Sivastopol limanından Rus gemilerine binen muhacirler, İstanbul’a varmışlar; oradan da demiryolu ile iskân mahallerine gönderilmişlerdir. Osmanlı Arşivinde bulunan belgeler, İstanbul’daki geçici iskân üzerine bir takım bilgiler sunmaktadır: Muhacir kafileler, Rus gemileriyle Sivastapol’dan gelmiş ve Sirkeci iskelesinde iskân mıntıkalarına sevklerini beklemişlerdir.8 Zaten İstanbul’da geçici olarak camiler başta olmak üzere resmî binalarda muhacirler konaklatılmış, resmî binaların yetersiz kalması nedeniyle de, Büyük ve Küçük Ayasofya ile Yenicami havalisine çok sayıda geçici barakalar inşa edilmişti.

Osmanlı hükümeti, İstanbul’da bu gibi geçici tedbirler alıp, bir an önce daimî iskân mıntıkalarına muhacirleri gönderme yoluna gitmiştir. İşte bu daimî merkezlerden biri de Konya Vilayetidir. Sınırları çok geniş olan Konya Vilayeti, burada tarıma elverişli verimli toprakların bulunması ve nüfusun seyrek ve yetersiz olması nedeniyle göçmen iskânı sırasında her zaman. aranılan bir vilayet konumundaydı. Bu yüzden göçmen iskânı için arazi aranırken Konya’dan defalarca söz edilmekte, Konya’nın göçmen akınına uğradığı kaynaklarda sürekli geçmektedir. Ancak bu durum, hayli kalabalık göçmen nüfusunun daimî iskânlarına dek sıkıntılar yaşamalarına da sebebiyet vermiştir. 1913 yılından örnek veren Macar Türkolog Horvath da Konya hükümet konağının koridor ve merdivenlerinde bekleşen insanlarla karşılaştığını, çoluk çocuk ortada kalan bu muhacirlerin kendilerine yerleşecek toprak gösterilmesini beklediklerini, şehrin bu göçmenlerle dolu olup, bunların istasyon çevresinde, resmî binalarda, avlularda ve meydanlarda konakladıklarını anlatmaktadır. Dolayısıyla bir göçmen vilayeti olan Konya, birçok göçmen yerleşim birimine ev sahipliği yapmaktadır. Bu göçmen grupları arasında, Kırım’dan gelenler de hayli önem arz etmektedir. Günümüz Konya ilinde Ağılbaşı (Mandıra), Ahmediye (Yıkık), Boğazören (Köstengil), Dokuz, Erdoğdu, Fethiye, Kırkkuyu, Köklüce (Kaha/Mâmûretü’l-Hamid), Seçme, Seydahmetli, Süleymaniye (Susuz), Tursunlu (Mecidiye), Yağlıbayat ve Konar (Kirlikuyu) olmak üzere on dört Tatar ve Nogay köy yerleşimi bulunmaktadır. Bu yerleşim birimlerine il ve ilçe merkezlerindeki mahalleler (örneğin Sarayönü Selimiye mahallesi) dâhil değildir. Kaldı ki Osmanlı dönemi idarî taksimatında Konya Vilayetinin, günümüz Aksaray, Karaman, Antalya gibi illerini de kapsadığı düşünüldüğünde bu yerleşim sayısı artmakta ve vilayetin Kırım muhacirleri için ne denli önem arz ettiği daha açık anlaşılmaktadır.




Konya Vilayetine gelen Kırım göçmenlerinin Kırım’ın neresinden, hangi sebeplerle ve hangi tarihte yola çıktıklarını, hangi vasıtayla Anadolu’ya ulaşıp ne şekilde vilayete vardıklarını, ne kadarının bu vilayette ve hangi koşullarla iskân edildiğini net olarak verebilmek oldukça güçtür. Ancak arşiv kayıtları, ikinci el kaynaklar, 1320 (Rumî) nüfus sayımı ve sözlü tarih çalışmasıyla Konar köyüne iskân edilenler hakkında bir çıkarım yapma olanağı bulunmuştur: Köy halkı günümüzde de Çöl şivesi ağırlıklı Kırım Tatarcası konuşmaktadır. Bu da onların Kırım’ın kuzeyindeki step bölgelerinden geldiklerini göstermektedir. Bu bölgedeki Tatarlar, en ağır şartlarda topraksızlaşma ve sömürüye maruz kalanlar, çoğunlukla kuzeydeki step bölgelerinde yaşayan Kırım Tatar köylüleriydi.

Nitekim “Çöl Tatarları”nın Türkiye’ye göç etmelerinin sebebi de buydu. Dolayısıyla Konar’daki Tatarlar da diğer birçok sebeple birlikte, ama asıl olarak Rusya’nın topraksızlaştırma politikası ve hayli güç ekonomik şartlar neticesinde Kırım’ın Akmescit ilçesinin Argın nahiyesine bağlı Baksan, Kaynaut ve Konrat köyleriyle, Bahçesaray’ın içinden ve Karasubazar havalisinden gelmişlerdir. Geldikleri kent ve köy isimleri, şaşırıcı derecede hafızalarda canlılığını korumaktadır. Bu durumda, Soyadı Kanununda birçok ailenin (diğer Tatar köylerinde olduğu gibi) geldikleri yörenin adlarını, soyadı olarak almalarının büyük katkısı bulunmaktadır. Bu kadar farklı bölgelerden gelmiş olmaları, onların birbirlerinden farklı zamanlarda, farklı gemilerle Kırım’dan ayrılmış olmalarını ve vardıkları İstanbul’da, ayrı merkezlerde ayrı koşullarla geçici olarak konaklamış olduklarını düşündürmektedir. Nitekim Konar köyündeki Kırım Tatarları da 20. yüzyılın tam başında Kırım’dan İstanbul’a geldiklerini belirtmekte ancak İstanbul’un neresinde, ne kadar süre ve hangi koşullarda kaldıklarına dair ayrıntı verememektedirler. Bir süre İstanbul’da kalan muhacirler, Anadolu yakasındaki Haydarpaşa Garından trenlerle Anadolu’ya aktarılmışlardır. Haydarpaşa’dan kalkan tren Eskişehir üzerinden iki günde Konya’ya ulaşmıştır. Aynı yolla Konya’ya ulaşan Horvath da iki gün süren tren yolculuğunu onaylamakta ve Anadolu’da trenlerin sadece gündüz hareket halinde olmaları nedeniyle bir gece Eskişehir’de konaklanılması gerektiğini belirtmektedir. Konya’ya bu şekilde varan göçmenler, önce Küçük İhsaniye (Garipler) Mahallesinde, muhtemelen Konar’daki muhacir konutları tamamlanıncaya dek, geçici iskâna tabi tutulmuşlardır. Sonrasında da Sarayönü’ne gönderilmişlerdir. Muhacirler, bir tren istasyonunun olduğu Sarayönü’ne ise (bu hususta yazılı ve sözlü bir doğrulama olmamasına karşın) yüksek ihtimalle yine demiryolu ile gelmişlerdir.

Sarayönü, Kırımlılardan önce de sonrasında da verimli ve boş durumdaki geniş arazileri nedeniyle göçmenler için tercih edilen bir bölge olmuştur. Sarayönü’nün yaylası olan “Kirlikuyu” adındaki bir mevki ise Kırım muhacirleri için oluşturulması planlanan köye uygun görülmüştür. Tatarlar gelmeden önce tamamen boş durumda olan Kirlikuyu, çok daha önceki bir zaman diliminde önemli bir yerleşkeydi ve Sarayönü’nün başka yörelerinde olduğu gibi burada da bir höyük bulunmaktaydı. Buraya inşa edilmesi planlanan köy için II. Abdülhamid döneminde Osmanlı’nın muhacir köyü inşasında genel olarak uyguladığı bir takım aşamaların aynen uygulandığı görülmektedir: Osmanlı’nın genelde uygulamaya koyduğu iskân yöntemine bakılacak olursa, ilkin Padişah’ın köy inşası için buyruğunun; ikinci olarak iskân bölgesinin belirlenmesinin; üçüncü olarak köy haritasının çıkartılıp ve konutların inşasının; son aşamada ise yerleşim yerine isim verilmesinin gerçekleştiği görülmektedir.

Bu sıralamaya Konar Köyünde de uyulmuştur. Saideli Nahiyesi dâhilindeki “Kirlikuyu” mevkiine 73 hane iskân olunarak oluşturulan karyeye “Mecidiye” adı mahallî idare tarafından uygun görülmüş olsa da bu adla Konya ve çevresinde daha başka köyler olduğundan, Sadaret tarafından reddedilen bu ad yerine, Sultan Abdülhamid’e atfen “Hamidiye” adı verilmiştir. Ancak, köyün adı sonraki kaynaklarda hep Kirlikuyu olarak geçmektedir. Bunun nedenine dair bir belgeye rastlanılmamış olmasına karşın (başka muhacir köylerinde örnekleri görüldüğü üzere) bu adın II. Meşrutiyet döneminde 1909 sonrasında değiştirilmiş olma ihtimali yüksektir.

Köyde yapılan alan araştırmasında, “Hamidiye” adının belleklerde muhafaza edilmediği görülmüştür. 1969 yılında ise Kirlikuyu adı, dönemin Sarayönü Kaymakamı tarafından köydeki en yaygın soy isim olan Konar’a çevrilmiştir. Osmanlı kayıtlarında, yapımı gerçekleştirilen 73 adet hanenin yanı sıra, 1906-1907 yıllarında 73 çift öküzün (yani hane başına bir çift öküz), tarımda kullanılmak üzere köylülere dağıtıldığı belirtilmektedir. Ayrıca, küçük ve büyükbaş hayvancılığı ve ziraat yapmaları için aile başına 110 dekar verilmişti. Muhacir evlerinin hemen doğu yanına da ahşap ve kerpiçten bir cami yapılmıştır. II. Abdülhamid dönemi muhacir köylerine genel bir bakış atıldığında, antik yerleşkelerin yeni köyler için zaman zaman tercih edilmiş oldukları görülmektedir. Bunda şüphesiz, muhacir evlerinde yapı malzemesi olarak devşirme taşların kullanılma isteği bulunmaktadır. Ancak Konar örneğinde, devşirme malzemenin hane inşaatında kullanılmadığı anlaşılmış olsa da höyükten elde edilen kilin, kerpiç yapımında kullanışmış olduğu, hatta günümüzde dahi kullanılıyor olduğu tespit edilmiştir.

Muhacirlere dağıtılan 73 adet ev kerpiçten yapılma, bir oda bir holden ibaret iki gözlüydü. Tek sıra halinde, birbirlerine dayanan ve ortak duvarlara sahip, iki küçük penceresi bulunan düz tavanlı evlerdi. Temellerinde taş bulunmuyor, onun yerine “hatıl” dedikleri tahta yer alıyordu ve zeminleri topraktı. 3.5 m x 5 m ebadındaki büyük odada, “dilme” adını verdikleri kalaslardan 14 adet, 2.70 cm x 3 m. olan diğer odada ise 9 dilme bulunuyordu. Yapım malzemesi olarak özellikle kerpiç tercih edilmişti. Çünkü kerpiç yörede kolaylıkla elde edilebilen, yerinde üretilebilen, taşıma zahmeti ve masrafı olmayan, zamandan tasarruf edilen, sıva ihtiyacı duymayan, bölgenin iklimine uyumlu ve ısı yalıtım değerine sahip bir malzemedir. Bitki örtüsünün çok fakir olduğu, karasal iklim özelliği gösteren ve yaz aylarının çok sıcak, kış aylarının ise sert ve soğuk geçtiği yöreye de hayli uyumludur. Hanelerin ilerleyen yıllardaki tamiratında ve ek oda, kiler, dam, kümes gibi diğer binalar inşa edildiğinde kerpicin kullanılmasına bu yüzden devam edilmiştir.

Araştırma: Tuncay Ercan Sepetçioğlu- Necat Çetin

Kaynak: Sarayönü Sempozyumu Kitabı

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA