SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-97

Geçmişten günümüze “Sarayönü”-97
Bu haber 08 Mart 2019 - 21:32 'de eklendi ve 1.269 kez görüntülendi.

KONYA’DA BİR KIRIM TATAR MUHACİR YERLEŞKESİ: SARAYÖNÜ KONAR KÖYÜ-4

Konya civarındaki köy yerleşimlerini değerlendiren Horvath, küçük ve dışarıdan sıvanmış evlerin ortasında bir köy meydanı bulunuyorsa bunun bir Tatar köyü, uzun bir sokakta sağlı sollu dizilen evler varsa burasının bir Çerkez köyü ve eğer evlerin dağılımı düzensiz ise buranın bir Türk köyü olduğunun anlaşıldığını belirtmektedir. Konar köyü sıralı evleri, hemen evlerin bitiminde bir camii ve camiin karşısında, höyüğün üstünde bir mezarlığı, ortada köy meydanı ve köyü çevreleyen farklı yerlerdeki üç su kuyusu ile tipik bir Tatar muhacir köyüydü. Kuzey sınırını Bostan Yeri ve Kırım yeri; güney sınırını Akdoğan Yaylası; doğu sınırını demiryolu, höyük, Kirlikuyu (Topal Osman Kuyusu) ve mezarlık; batı sınırını ise Keçibaş Tepesi, Zekeriya Kuyusu oluşturuyordu. Köy, etrafındaki (höyükle birlikte) küçük tepelerle çevrelenmişti ve kurulduğu yer bir çanağı andırmaktaydı. Köyün ortasından, Ladik dağlarından gelen küçük bir dere akmaktaydı. Bu küçük dere, bahçe tarımı ve hayvancılıktaki su ihtiyacını karşılamakla birlikte, kış mevsiminde çanakta su birikimine sebep oluyor, evler kerpiçten olmasına karşın nem problemi yaşanıyor, hatta oluşan göl kışın buz tutuyordu. Dolayısıyla evlerin inşa edildiği düzlüğün yanlış bir tercih olduğu söylenebilir. Nitekim 1950’lerde köyün içinden geçen derenin taşması ve hanelere zarar vermesi dolayısıyla, köy halkı zaten sürekli nem probleminin yaşandığı ilk yerleşim yerlerinden taşınarak tepe eteklerine yeni kerpiç evler inşa etmişlerdir. Günümüzde Konar’da Sultan Abdülhamid döneminde yapılan muhacir evlerinden sağlam ayakta kalan bulunmamaktadır. Ancak, tarif edilenlere göre bu evler, Selimiye mahallesindeki evlerle ortak mimari özellikler taşımaktaydılar. Kırım muhacirleri için inşa edilen köyün haneleri, fotoğrafta tek sıra halinde dizilen, dereyi takip eden söğüt ağaçlarının bulunduğu mevkideydi. Buranın su baskınlarına maruz kalmasından ötürü, resimde görüldüğü üzere, bir kısım evler derenin batı kısmına bir kısmı da doğu kısmına köy halkının kendi çabalarıyla 1950’li yıllarda kaydırılmıştır. Köyün ortasındaki bu boş arazi, en son 2011 yılında gerçekleştirilen “Tepreş Şenliği”nin düzenlendiği mekândır.

1320 (1904) Yılından Günümüze Demografik Değişim Osmanlı’nın dağılma sürecinde özellikle de savaş sırası ve sonrasında göç eden/etmek zorunda kalan tüm muhacir toplulukların çok zor şartlar altında daimî iskâna dek olan süreci atlattığı, ancak karşılaşılan problemlerin burada bitmeyip yeni yerleşim merkezlerine ve yeni kültür çevresine uyum aşamasında da zorlukların devam ettiği bilinmektedir. Gerçekten de Kırım muhacirleri, yeni iskân mıntıkalarında çoğu zaman ağır ve zor şartlarla karşılaşmışlar, sert ve yabancı iklim ile sıtma, kolera ve diğer salgın hastalıklarla maneviyat çöküşü yüzünden gayet yüksek ölüm oranları görülmüştür. Konar köyüne iskân edilen muhacir nüfusun, yerleşimi takip eden yıllardaki demografik değişimine ve -varsa- bu değişimin sebeplerine dair istatistiksel veriye bu çalışma esnasında ulaşılamamıştır; böyle bir verinin varlığı da zaten şüphelidir. Ancak, Konar’a yerleşimin hemen ardından gerçekleşen nüfus sayımı, en azından gelen nüfusun niteliğine dair ciddi bilgiler sunmaktadır.

7 Teşrin-i Evvel 1320 Rumî, 20 Ekim 1904 Miladî tarihinde gerçekleşen nüfus sayımının12 ilk dikkat çeken noktası, hane sayısının 63 olarak verilmesidir. Kaynaklarda 73 belirtilmesine karşın, 10 adet hanenin sayımlarda var olmaması, planlanandan daha az sayıda göçmen hanesinin inşa edilmiş olduğunu ve/veya iskânın hemen ardından 10 hanenin köyü terk etmiş olduğuyla açıklanabilir. Her iki durum da olasılık dâhilindedir; çünkü Osmanlı resmî kayıtlarındaki bilgilerle (ya da yönetmelik, karar, plan, vb. ile) uygulamada gerçekleşenin çeliştiği durumlar söz konusu olmaktadır. Kezâ akraba birleşimi, sosyal, kültürel, ekonomik sebeplerden ötürü göçmenlerin kısa sürede ilk yerleşim yerlerini terk ettiklerine de şahit olunabilmektedir.




Fakat inşa edilen muhacir hane sayısının gelen göçmen nüfusuyla kıyasla yetersizliği düşünüldüğünde, köyde planlandığından daha az hane yapılmış olduğunun muhacirlerin köyü terk etmesinden daha yüksek bir ihtimal olduğu düşünülmektedir. Nüfus sayımının ikinci önemli noktası, köydeki 63 haneye 159 kadın 150 erkek olmak üzere toplam 309 kişinin iskân edildiğidir. Sayımda hane halkı nüfus ortalaması 4.7 kişidir ki bu rakam muhacir Osmanlı hane ortalamasına yakın bir rakamdır. Ancak, birçok ailenin iki kişiden ibaret olması düşündürücüdür. Hane halkı en kalabalık hane 14 kişi ile (Hane No.20) Beyli Ömer’in hane reisliğini yaptığı nüfus hanesidir.

Sayımda aile reisleri de belirtilmiştir; buna göre 63 hane reisinin 62’si erkek, biri kadındır. En yaşlı hane reisi 1252 (Miladî 1836) yılında doğan (Hane No.47) Kajbori’dir. Sayımda 68 yaşındadır. En genç hane reisi ise 1312 (Miladî 1896) yılında doğan (Hane No.5) Zevalettin’dir. Kırım’a özgü isimlerin varlığıyla dikkat çeken sayımda, deftere bazı hane reislerinin isimleri lakaplarıyla birlikte yazılmıştır. Bu yazım tarzı, aile soyağacını takip etmede yardımcı olmaktadır. Bir diğer önemli husus, ilk iskânın ardından Konar köyüne yeni yerleşimcilerin gelmesinin devam ettiğidir. 1910 yılında hane reisliğini Celal oğlu 1273 doğumlu Abdullah’ın olduğu bir muhacir ailesi Konar’a gelmiş, onları 1911 yılında nüfusa tescil edilen Mehmet oğlu 1287 doğumlu Zevalettin’in hane reisi olduğu aile izlemiştir. Kayıtlara göre 22 nüfus hanesi kapalı kayıt konumundadır; yani günümüzde bu ailelerin sonraki kuşaklarının nerede oldukları, akıbetleri bilinmemektedir. Kayıtlarda var olan ve soyadları belirlen ailelerden 16’sı ise köy halkı tarafından hiç duyulmamıştır. Bu durum, bu ailelerin erken dönemlerde köyü terk etmiş olduklarını düşündürmektedir. Gerçekten de Konar’ın nüfusu yıllara göre aşağıya doğru bir seyir izlemiştir. İlk önce ekonomik sebeplerle başta Konya olmak üzere büyük kentlere iş bulma amacıyla giden aileleri, sonrasında eğitim amaçlı Sarayönü ve Konya’ya göçler takip etmiş, günümüzde ise genç kuşağın köyde yaşamayı tercih etmemesiyle birlikte iç göç kültürel bir boyut kazanmıştır. Arazinin verimsizleşmesi, su kaynağının kesilmesi ve zaten kapalı havza olan bölgenin hızla çölleşme tehlikesi göçün yakın zamanda son bulmayacağının kanıtı gibidir. Köy merkezine gelindiğinde, terk edilmiş evler ve köyde yaşayan yaşlı nüfusun ezici üstünlüğü bunu doğrular niteliktedir. Köyün merkezinde bulunan geniş ve boş alandaki ağaçların ya kuruduğu ya da kurmakta olması da gittikçe artan çölleşmenin göstergesidir.

Tarım ve hayvancılık köyün en baştan bu yana başlıca gelir kaynağıdır. Buğday, arpa, yulaf, soğan, şeker pancarı, patates, baklagiller, elma, armut, üzüm gibi ürünlerin yetiştirildiği Konar’da sığır, koyun ve tavukçuluk da yapılmaktadır. Tuz, Konar’daki muhacirler kadar çevredeki tüm yerleşimciler açısından büyük öneme sahipti. Bölge halkı Cihanbeyli yaylası üzerinden geçerek gittikleri Tuz Gölü havzasından aldıkları tuzu, kervanla Sarayönü’ndeki istasyona, halk arasındaki adıyla “iskele”ye getiriyorlardı. Yakın zamana dek halı tezgâhlarının da bulunduğu köyde, yukarıda sayılan tüm faaliyetler, çok ciddi düşüş içersindedir. Bu düşüşte, iç göçün etkisi çok büyüktür. Nitekim Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) verilerine göre 1997’de 144, 2000 yılında145 olan köy nüfusu, 2007 yılında 36 hanede 144 kişi olarak kayıt altına alınmıştır. 2010 yılında 73 erkek, 50 kadın olmak üzere 123 olan nüfus, 2013 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre 35 hanede köyde toplam 104 kişiye düşmüştür. Tamamı çiftçi ailesi karakterine sahip bu hanelerden 22’si 100 dekara kadar toprak sahipliklerinden ötürü “küçük çiftçi”, 100-200 dekar arası toprağa sahip 5 hane “orta çiftçi”, 250 dekardan fazla toprağa sahip 9 hane ise “büyük çiftçi” kategorisindedir.

 

Araştırma: Tuncay Ercan Sepetçioğlu- Necat Çetin

Kaynak: Sarayönü Sempozyumu Kitabı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA