SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker

Geçmişten günümüze Sarayönü-99

Geçmişten günümüze Sarayönü-99
Bu haber 23 Mart 2019 - 23:02 'de eklendi ve 628 kez görüntülendi.

ÇEŞMELİSEBİL’DE LAKAPLAR VE 1934 LAKAP KANUNU

İnsan içtimai bir varlıktır. İnsanın yaratılışı bireyselliğe değil müşterek yaşamaya müsaittir. Birlikte yaşamanın bir gereği olarak fertlerin birbirinden tefrik edilmesini sağlamak için adlandırma uygulaması yapılmaktadır. Her insanın kendine ait bir adı vardır. İnsan kimlik sahibidir. Kişiler kimliklerini sosyal ortamlarda farklı şekillerde ifade etmek isterler. Kişi, sahip olduğu adın dışında kimliğini tezahür ettirecek vasıflar da kullanır. İşte bu vasıflardan birisine lakap denilmektedir.

Lakap bir kimseye, bir aileye kendi adından ayrı olarak sonradan takılan, o kimsenin veya o ailenin bir özelliğinden kaynaklanan ad olarak tanımlanmaktadır. İlk örneklerini destanlarımızda gördüğümüz lakaplar ilgili kişinin temayüz eden yönüne dikkat çekerek tanınmasını sağlar. 1934 yılında çıkarılan bir kanunla lakaplar yasaklanmıştır. Ancak bu yasak toplum tarafından kabule şayan bulunmamış ve çok kısa bir süre uygulama alanı bulduktan sonra toplum nazarında kıymet ifade etmemiştir. Lakap, yukarıda da ifade edildiği gibi kişiye verilen adın dışında ve daha sonra takılan bir sıfattır. İsim ile lakabın temel farkı; isim, kişiye kendi iradesi dışında tamamen başkasının tercihiyle verilir.

Lakap ise başkası tarafından verilmekle birlikte kişinin, davranışı veya fizikî özelliği dikkate alınır. Bu yönüyle lakapların sosyal tefrik yönü öne çıkar. Homojen bir toplum düşünülemez. Her yönüyle eşit bir toplum olamaz. Fertler akıl, fikir, fizik, davranış, huy vs. yönden birbirinden farklılık arz eder.

Toplumda farklılaşma sosyal seyyaliyeti hızlandırır. Dünyada milletler müşterek yönleriyle diğer milletlerden tefrik edilirler. Ancak bu müşterek özellik ferdî özellikleri ortadan kaldırmaz. İşte bu ferdî özelliklerin başkaları tarafından adlandırılmasına lakap denilmektedir.




Unvan ve vasıf lakabın alt başlıklarıdır. Mesela ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa, hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi kavramların ayrı ayrı birer unvan ve vasıf olmakla lakaptırlar. Kişi çalışarak unvan sahibi olur. Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen kişiye “hafız” denir. Cömertlik yönü öne çıkan veya çok mal varlığına sahip kişiye “ağa” denir. Osmanlı askeri sisteminde subaya da “ağa” denirdi. Öğretici konumunda kişiye “hoca”, toplumda saygı duyulan veya davranışı beğenilen erkeğe “beyefendi” kadına “hanımefendi” , hacca giderek Kâbe’ye yüz süren Müslüman’a “hacı”, büyük ilim sahibine “molla” denilir. 19. yüzyıla kadar “molla” lakabı toplumda yüksek seviyede ilim ve ahlak sahibi zatlara verilirken daha sonraki dönemlerde medrese talebelerine bu lakap verilmiştir. Paşa lakabının üç farklı anlamı olmuştur. Öncelikle ağırbaşlı ve sözü dinlenen insanlara verilen bir sıfattır. İkinci olarak Osmanlı döneminde üst seviyedeki bürokratlarla üçüncü olarak da albaylıktan sonra gelen askeri rütbelere bu unvan verilmiştir. Cumhuriyet döneminde bu sıfat 1934 yılına kadar generalin karşılığı olarak kullanılmıştır. Görüldüğü gibi lakapların ortaya çıkmasında ilgili kişinin bir müktesebatı vardır. Bir davranış, huy, çalışma vs. lakabın verilmesinde temel etkendir.

Konya ve Civarında Lakaplar
Lakaplar merkezden taşraya gidildikçe artan bir özellik göstermektedir. Ermenek Üzümlü’de kişinin boyu küçük olduğundan dolayı “gilik” lakabı kullanılmıştır. Bazı lakaplarda ilgili kişiye karşı örtülü bir tepki vardır. Mesela bir kişi gereğinden fazla tasarruf yaptığı düşünüldüğünden giydiği kıyafeti uzun süre kullanmasına kinaye olarak “Eski” lakabı kullanılmıştır1. Dikkat edilirse “eski” lakabının kullanılmasıyla ma’şeri şuurun ince bir istihzası görülmektedir. Ermenek’in Karapınar köyünde de benzer şekilde lakaplar kullanılmıştır. Mesela kişinin zayıf olduğuna kinaye olarak “Kuru üzüm”, aynı aileden olan iki kişiyi birbirinden ayırmak için daha genç olana “Yeni”, kişinin bir ayağında sakatlık olduğundan dolayı “Topal” lakapları kullanılmıştır2. Bu tür örnekleri artırmak mümkündür.

ÇEŞMELİSEBİL’DE LAKAPLAR

1. Çeşmelisebil’in Tarihçesi ve İlk Yerleşenler
Çeşmelisebil (Çeşmeli Zebir) köyü 1883 yılında Kara Tekelilerin yerleşmeye başlamasıyla kurulmuştur. Kara Tekeliler 1875’de Aydın bölgesinden Şam (Suriye) istikametine giderken yol güzergâhında olan Çeşmelisebil yaylasına uğramışlar ve burada kısa bir süre kalmışlardır. O tarihte burada hayvanlar için otluklar geniş ve mükemmeldi. Suyu boldu. Faal olan iki çeşmesi vardı. Bu çeşmelerin birisi günümüzde belediye binası olarak hizmet veren binanın yerinde, diğeri de Karakoyunlu Yusuf Ünlü’nün evinin önündedir. Kara Tekeliler Şam’da üç sene kaldıktan sonra Adana’ya geldiler. Burada da üç sene kaldıktan sonra 1883’de Çeşmelisebil’e intikal ettiler. Burada yerleşik hayat 1906 yılına kadar gerçekleşmemiştir. Bu tarihten sonra Çeşmelisebil köyünün yerleşim birimi olarak ortaya çıktığı görülmektedir3. Köyde bulunan aşiretlerden öne çıkanlar aşağıda verilmiştir.

Kara Tekeliler
Çeşmelisebil’e ilk yerleşen Kara Tekeli aşiretidir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bu aşiret Aydın’dan gelmiştir. Merkezleri İzmir torbalı Zaladın köyüdür. Bu aşirete mensup belli başlı aileler aşağıda verilmiştir. Günümüzde kullanılmakta olan soy isimler parantez içinde belirtilmiştir.

Şamlı Osman Efendi,
Şamlı Ademoğlu Hacı Ahmet Ağa,
Hasan Ali Ağa (Özadam),
Hacı Abdul Gaffaroğlu Ali (Aydın),
Kara Tekelilere ait olan ailelerin lakapları şunlardır. Günümüzde
kullanılmakta olan soy isimler parantez içinde verilmiştir.
Hacı Gaffarlar (Aydın, Demirci, Zeybek, Şahin, Doğanlar)
Geçiciler (Adam, Özadam, Büyük Adam)
Şamlılar (Şamlıoğlu, Tekelioğlu, Canlı)
Teslime Oğulları (Ceran)
Böştürlüler (Yılmaz, Temel, Okka)
Ayrancılar (Ayrancı)
Şelleliler (Saçma, Çolak, Kaya),
Hacı Musalılar (Kan, Akkan)
Zekeriyalılar (Uğurlu, Sığırlı, Ekiz)
Çürük Veliler ((Çörekçi)
Hacı Aliler ((Ateş)
Kara Hüseyinler (Sarı,Yüksel)
Çoban Oğulları (Çoban)
Abdiller (Koçak)
Çanaklar (Çanak)
Deştivanoğlu (Taşdöğen),

Sarı Keçililer
Sarı Keçililer 19. yüzyılın ortalarında Aydın ilinin Kılı köyünde ikamet etmekteydiler. Aileler arasında çıkan bir anlaşmazlık üzerine oradan ayrılarak Çumra’nın Okçu köyüne yerleştiler. Burada bir süre kaldıktan sonra 1890’da Çeşmelisebil’e geldiler. Sarı Keçili aileler ve lakapları şunlardır. Günümüzde kullanılmakta olan soy isimler parantez içinde verilmiştir.

Meserler (Dal)
Hacı Veli Ağalar (Polat, Kan)
Meryemler (Küçük, Kök, Kırboyun)
İnce Mehmetler (İnce)
Karabacaklar (Karabacak, Dal)
Curalar (Cura, Büyükcura, Yalçın, Ülker, Koyuncu, Parlak)
Hoca Oğulları (Gümüş, Uygur)
Kara Musalar (Kara).

Kara Koyunlular
Kara koyunlular 19. yüzyılın ikinci yarısında Antalya ve Adana taraflarından gelerek Çeşmelisebil’e yerleşmişlerdir. Bu aşiretin önde gelen ailelerin lakapları aşağıda zikredilmiştir. Günümüzde kullanılmakta olan soy isimler parantez içinde verilmiştir.

Hacı İbrahim Ağa.
Kuşcular (Yardım)
Manavlar (Manav)

Honamlılar ve Bolacalılar
Honamlılar 19. yüzyılın ortalarında Antalya tarafından gelerek Çeşmelisebil’e yerleşmişlerdir. Bu aşirette öne çıkan isim Yaparlı Hacı Ali Ağa’dır. Bolacalılar da aynı tarihlerde Mersin civarından gelerek Çeşmeli Zebir’e yerleşmişlerdir.

Lakapların Tasnifi
Çeşmelisebil’de saha çalışması neticesinde tespit edebildiğimiz kadarıyla lakaplar üç grupta toplanmaktadır.

  1. Uzun süre ve geniş bir topluluğu ifade eden lakaplar. Bu lakaplar ilgili aşiret tarafından genel kabul görmüştür. Bu tür lakaplarla ilgili olarak yukarıda örnekler verilmiştir. Kara Tekeliler, Sarı Keçililer gibi.
  2. Birinci gruptaki kadar yaygın değil ama mensup olduğu topluluk tarafından kabul edilen lakaplar. Bu hususta da yukarıda örnekler verilmiştir. Mesela Hacı Gaffarlar ve Hacı Musalar gibi.
  3. Kişiye mahsus lakaplar. Bu gruptaki lakaplar dar kapsamlıdır. Bu tür lakaplar münferit olabildiği gibi dar bir grubu da içine almaktadır. Mesela Kuyruksuz, Sürtük, Tilki, Kolağası, Dana, Kelâ gibi.

Bilindiği gibi lakaplar kişinin bir özelliği dikkate alınarak verilmektedir. İlgili kişinin fizikî özelliği veya huyu ya da temayüz etmiş olan bir yönüyle ilgilidir. Mesela her ortama intibak edebilen, herkesle arkadaş olabilen bir kişiye “sürtük‛ lakabı takılmıştır. Küçük yaşlardayken (1960’lı yıllar) giymiş olduğu elbisesinin (fistan deniliyor) arka kısmı olmadığından “kuyruksuz‛denilmiştir5. Küçük yaşta takılan bu lakap artık o kişinin ömrü boyunca sürmüştür.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA