SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker
Serhat ÇETİNKAYA

#SUSAMAM

#SUSAMAM
Bu haber 11 Eylül 2019 - 22:50 'de eklendi ve 149 kez görüntülendi.

“Bir ülkenin istiklal marşı korkma ile başlıyorsa o ülkede her zaman korkacak bir şey vardır” diyor gazeteci Cüneyt Özdemir.

Geçtiğimiz perşembe günü Youtube üzerinden, korku iklimini yıkmaya yönelik, protest formda iki tane rap müzik yayınlandı. Birinin ismi “Susamam”. Diğeri ise “Olay”. Her iki klipte kısa sürede milyonlarca kişi tarafından izlenerek trend oldu.

Adamlar, kliplerde Türkiye’de konuşulmayan, konuşulamayan!, sümen altı edilen ya da belli kesimlerde marjinalize edilen ne varsa dile getirmiş. Çevre sorunlarından adalete, kadına şiddetten eğitime, hayvan haklarından yönetime kadar birçok konuda söylemediklerini bırakmamışlar. Türkiye’nin bitmez tükenmez, kangren olmuş meselelerine, birçoğumuzun yaptığı gibi sessiz kalmamışlar. Ağır eleştirmişler.

***

Ülkemizde artık gazeteler, televizyonlar, köşe yazarları görevini yapamadığı ya da yapmadığı için rap, günden güne ülkemizde bir hareket haline gelerek politik bir yapı kazanıyor. Halk müziği, sanat müziği ve arabeskin yerini alan pop müziğinde de ciddi bir içerik ve samimiyet sorunu olduğu için, onun yerini de yayılarak rap alıyor. Biçim yönünden daha çok genç jenerasyona hitap eden rap şarkılar, belli bir yaşın üzerindeki insanlara saçma gelse de, içerik yönünden çok önemli konulara temas ediyor.

Kendilerine modern zamanların ozanları diyen rapçiler, 16. yüzyılda “Benden selam olsun Bolu Beyi’ne” diyen Köroğlu’nun, günümüzde vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkıyor. Olayları ve konuları çok sahici ve farklı anlatıyorlar. Hayata dokunuyorlar ve gerçekleri söylüyorlar. Hal böyle olunca bu iki klip de yüzlerce gazetecinin, televizyonun, köşe yazarının bir araya gelip ortaya koyamadığı gücün çok üzerinde bir güç ortaya koyuyor.

***

Burada ayrı bir parantez açıyorum. Her gün ekranlarda gördüğümüz olayların görüntüleri, yukarıda bahsettiğim kliplerden “Olay” klibinde bir araya getirilerek verilmiş. Yaşadığımız olayları arka arkaya bu klipte izleyince kanım dondu. Biz bu kadar olayı nasıl yaşamışız ve nasıl sindirip unutmuşuz! diye düşündüm.

Bu arada “Olay” klibine bir de +18 yaş sınırı getirilmiş. Yaş kısıtlaması da baya bir ironik olmuş. Her gün ekranlarda gördüğümüz bu görüntülere yaş sınırı getirilmesi nedense anormal geldi bana. Sonuçta her yaştan çocuk bu olayların içerisinde ya da günün her saatinde görsel medyadan bu görüntülere maruz kalıyor. Belki de anormalleşmiş bir ülkede yaşadığımız için normal olan bir durum bana anormal gibi gelmişte olabilir. Sonuçta bu ülkede o kadar çok anormal olay yaşıyoruz ki; alışmışlıktan dolayı hissizleştiğimiz için korkunç şeyler bile bize artık normal geliyor.

***

İnsan şu günlerde, “Biz nereye gidiyoruz böyle?” sorusunu sormadan edemiyor kendine. Okuyanlar George Orwell’in 1984 ve Hayvan Çiftliği kitaplarını bilir. Şu anda ülke olarak Hayvan Çiftliği ve 1984’ü yaşıyoruz. Okumayanlar okusun! Sadece bu kitapları değil, daha yüzlercesini… İnsan okusun ki farkına varsın, sorgulasın, düşünsün. Takım tutar gibi tuttuğu liderlerin ağzından her çıkana tereddüt etmeden inanıp papağanlığını yapmasın. Kendi fikrini üretsin. Dahası yaptığı işi taklitçilikle değil özbenliğiyle yapsın. Kopyasını değil, yenisini üretsin.

***

Son yıllarda ülkemizde korkunç bir de hastalık baş gösterdi. Bu hastalığın adına ister “umursamazlık” deyin, ister “nemelazımcılık” deyin, ister “vurdumduymazlık”. İşin ucu kendimize dokununcaya kadar susuyoruz. Herkes hiçbir şey olmuyormuş gibi davranıyor. Çevremizde olan bitenlere kayıtsız kalıyoruz. Görmezden geliyoruz.

Mesela bir Ahmet Davutoğlu meselesi var. Öyle açıklamalar yaptı ki adam “7 Haziran seçimlerinden sonra defterleri açarsak kimse uyuyamaz.” dedi. Bunu dönemin başbakanı söylüyor. Normal şartlarda ne olması lazım? Ortalığın yıkılması lazım. Ne oluyor? Hiç bir şey.

Yanlış yapılan bir şey varsa bunu kamu oyundan halen gizleyip bir tehdit malzemesi olarak kullanmakta ne kadar samimi ve doğru bir davranış; buda başka bir tartışma konusu. İşte bu kadar kalesiz bir ülke haline geldik. Yetki veriyoruz ama hesap soramıyoruz. Kimse sesini çıkarmıyor. Susuyoruz, susturuluyoruz. Az sayıdaki konuşanlarımızı da sesini çıkaramaz hale getiriyoruz.

***

Bir fizik kuralı vardır. Yanıcı olan barutu ne kadar çok sıkıştırırsan o kadar iyi bir patlayıcı haline gelir. Artık insanlar sıkışmışlığın son safhalarını yaşıyor. Bu kliplerin yayınlandığı gün çok büyük bir ilgi görmesi ve trend olması da bunu kanıtlıyor.

Gördüğünüz haksızlıklar karşısında susmayın. Kendinize “susamam” deyin. Doğayla savaşanlara, dinden menfaat sağlayanlara, hayvanlara işkence edenlere, kadını malı gibi görenlere, yalancılara, hırsızlara, ahlaksızlara, devleti bilerek ya da bilmeden kötü yönetenlere “DUR” deyin. Cesaret bulaşıcıdır, cesaretlenin, cesaretlendirin, korkmayın. Sorunlar susarak değil, konuşarak çözülür.

İnsan bu ülkede sadece konuştuklarından sorumlu tutuluyor. Oysaki sustuklarından daha çok sorumlu. …kendilerine, çevrelerine, geleceklerine karşı… Artık konuşun… Korkmayın!




HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA