SarayMedya
Torku Jelifest Yumuşak Şeker

Gazanfer AKÇİN: UYANMA ZAMANI (1)

Gazanfer AKÇİN: UYANMA ZAMANI (1)
Bu haber 07 Şubat 2018 - 0:04 'de eklendi ve 1.044 kez görüntülendi.

Bazen şer denen bir meselede hayır olur, hayır denilen şeyde ise şer olur denilir.

İslam coğrafyasında yüz yıl boyunca emperyalistlerin, Siyonistlerin kan ağlattıkları ve sömürdükleri bir gerçeğin taa kendisi olup, Müslümanların, büyük bir kısmı kafalarını kuma gömerek, bir kısmı taht ve baht rehavetinin vermiş olduğu zevk ve sefa bir kısmı ise bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın gafletiyle islama ve hürriyetlerine verdikleri zararın farkında bile değillerdi.

İngilizlerin devir ve değiştir taktikleri ile yüzyıllar halifelikle bu coğrafyalarda yaşayan insanlara hürriyet bekçiliği yapan yüce Türk milleti İslamın muzaffer kılıcı olarak haçlı seferlerinin önünde durmuşlardı.

Lakin değişen dünya sisteminde siyasetin propagandaya ve yalana dayalı olduğu felsefesi Türk ve İslam sentezine uygun görünmüyordu. Birde bunlara ilaveten para ve altın devreye girivermesi asaleti, nübüveti, hikmeti, terki diyar ettiriyordu.

Hani bizde bir söz vardır parayı veren düdüğü çalar diye tıpkı İslam coğrafyasına uyuyordu.

İlahi kelimatullahı bırakıp altının, paranın peşine koşanlar, manevi değerler için mücadele eden Türk milletini ve Mehmetçiği emperyalistler arkadan vurmaya başlamışlardı.

Ne zaman bu coğrafyadan el çektirildi, aşiretler arasında ki taht kavgası ile farkında olmadan altlarından yer altı zenginlikleri, alındıkça fitne, fesat kazanı bitmez tükenmez duruma getirilmişti.




Türk milletinin hayır ve duasının, mukaddes beldelere ulaşmaması için kendi içlerinde yaratılan fitne kazanının buğusunu Anadolu topraklarına da serptirmeye çalışıyorlardı.

Güçleri yetmedi mi bu kez emperyalist güçler devreye girerek Anadoluyu, demokrasi ve özgürlük havalarıyla oyalıyorlardı.

Bir ülke mazlum milletleri sömürerek onların güya koruyuculuğunu yapar görünerek binlerce kilometre ötelerden gelerek mazlum milletleri çeşitli fırıldaklarla tesirsiz hale getirebiliyorlardı.

Getirirlerken adını da demokrasi diyerek, hem de cilalı ojeli bir şekilde koyuyorlardı.

Gerçekten demokrasi geliyor muydu?

Ne gezer adamlar malı götürüyorlar, götürdükçe de iştahları kabarıyordu.

Bir taraftan sosyalist düşüncenin kıskacında inim, inim inilerken diğer taraftan kapitalizmin homurtulu ağına düşürülüyorlardı.

Bu kapitalistler Afganistan’ın İslami yapısını çok iyi incelerken bir yandan NATO’yu diğer yandan birleşmiş milletleri çok iyi kullanırken islamı da amaçları doğrultusunda nasıl kullanacağını pentegon karargahında stratejik planlar hazırlamış.

Afgan halkını ilk önce Rusya’ya karşı şartlandırmış ve İslam inancını bu konuda ileriye çıkartırken Asya ve Afrika kıtalarında kullanacağı terörist el kaideyi oluşturmuş bu oluşumu da kendisine düşman olarak dünya kamuoyuna lanse edilecek şekilde hazırlamıştı.

Taliban ve El Kaide stratejik yumurtlaçlı örğüt olmalıydı nihayetinde öylede oldular.

İkiz kuleleri El Kaidenin vurduğunu dünyaya anlatırken diğer taraftan islamı terörle özdeşletmek için elinden gelen gayreti gösteriyordu.

Buradaki temel amaç İslam coğrafyasına uyuşturarak, böl parçala yönet idealini gerçekleşmek olduğu ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Ne var ki İslam coğrafyasındaki hiçbir ülke tavır koyma cesaretinde bulunmuyor aksine Libya gibi, Suudi Arabistan, Irak, İran gibi petrol zengini ülkeler kendilerini güçlü sanıyorlar, Mısır gibi bazı ülkeler ise Arap milliyetçiliği ekseninde çalışmalarla İslam aleminin bölük pörçük kalmasıyla Amerikan çıkarlarına hizmet ediyorlardı.

Türkiye’miz ise istiklal savaşından bu yana ayağa kalkmamamızın için emperyalist ülkelerin cümlesi ellerinden geleni yaparken ABD müttefik ülke ayağından Türk silahlı kuvvetlerini hep kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyordu.

Türk milleti demokrasiyi, hürriyeti, endüstriyel, sanayileşmeyi, kalkınmayı bir an önce hayata geçirmeyi arzu etmekte bunun için çok partili sistemi arzulamaktaydı.

Çünkü cumhuriyet esasına dayalı çok partili sistem ile arzulanan hedefe daha çabuk varılacağı, tarih ve tecrübeleriyle dünya milletlerine ispat etmeyi arzulamaktaydı.

Ancak dost görünümlü emperyalistler içte ve dışta durmak bilmiyorlardı. Her ihtilalın bir dış tasarrufunu görmek mümkün olurken, iç demokrasiyi iç siyaseti dizayn etmesi gerekenler bir türlü milli mutabakat, dayanışmada buluşmasını beceremiyorlardı.

Ülkemiz her türlü istihbaratın nerdeyse karargahı olmuş dost görünümlü, aşırıcı kimselerin bir anda karar vericileri durumunda bulunmaktaydı. Türk milletinin narkozlu hayatı ziyadesiyle memnun ederken mazlum milletler bu şebeklerin sömürü düzenlerini gerçekleştiriyor, tahta getirdikler krallar, şeyhler biraz yıpranmaya başladı mı hemen demokrasiyi getirme babından kendi içleriyle kendilerini vuruşturarak kendilerine tabi olacak kimseleri yeniden başa getiriyorlardı.

Diğer tarafta ise buna karşı Rusya kendi ideolojisi doğrultusunda başka bir sistemle halkın kurtuluşu adına tuzaklar kurarak sömürü düzeninin demir yumruğuyla demir yumruğuyla devam ettirmekteydi.

Yazının devamı haftaya.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT


YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA