Kayseri'de, Anadolu tarihinin başlangıç noktası olarak kabul edilen ve 6 bin yıllık geçmişe ışık tutan Kültepe-Kaniş-Karum Ören Yeri'ndeki kazılar, geçmişin iklim koşulları hakkında şaşırtıcı bilgiler ortaya koyuyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, yaklaşık 5 bin yıl önce bölgede zeytin, incir ve enginar gibi, günümüzde daha çok Ege ve Akdeniz bölgelerine özgü ürünlerin tarımının yapıldığını belirtti. Bu durumun, o dönemdeki iklimin bugünkünden çok daha sıcak ve nemli olduğunun önemli bir kanıtı olduğunu vurguladı.

TARİHİ ÜRÜNLERİN İZİ
78 yıllık kazı geçmişiyle Türkiye'nin en uzun soluklu arkeolojik çalışmalarından biri olan Kültepe'de elde edilen bulgular, bölgenin binlerce yıl önceki verimliliğine işaret ediyor. Prof. Dr. Kulakoğlu, özellikle zeytinin bölgede doğal olarak değil, bilinçli bir tarım faaliyetiyle yetiştirildiğini gösterdiğini aktardı. Bu durum, o dönemdeki iklimin zeytin yetiştiriciliğine uygun olduğunu, nem oranının yüksek seyrettiğini ve yeterli su kaynaklarının bulunduğunu kanıtlıyor. Kültepe tabletlerinde farklı kalitelerde zeytinyağından bahsedilmesi, zeytin üretiminin o dönemde önemli bir ekonomik faaliyet olduğunu da ortaya koyuyor. Zeytinin yanı sıra nar ve incir gibi meyvelerin de yetiştirildiğine dair kanıtlar, iklim değişikliklerinin tarih boyunca tarımsal faaliyetleri nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.
İKİM DEĞİŞİKLİKLERİNİN ETKİSİ
İklim değişikliklerinin sadece tarımı değil, hayvancılığı da etkilediğini belirten Prof. Dr. Kulakoğlu, Kültepe tabletleri ve arkeolojik buluntuların, keçi, koyun ve sığırın yanı sıra ceylan, geyik gibi av hayvanlarının da bölgede tüketildiğini gösterdiğini söyledi. Bölgenin doğal yapısının büyük ölçüde korunmuş olması sayesinde, bitki örtüsü, hayvan varlığı ve beslenme kültürünün önemli bir bölümünün günümüze kadar ulaştığını ifade etti. Günümüzde tüketilen birçok temel gıdanın, geçmişte de bu coğrafyanın insanlarının beslenmesinde kilit rol oynadığına dikkat çekti. Ayrıca, Kayseri'nin 300'den fazla endemik bitkiye ev sahipliği yapması, bölgenin tarihi boyunca zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunun altını çiziyor.







