Gazeteci yazar Aslan Değirmenci'nin yapay zekanın medyaya etkilerini tartışmalı bir şekilde ele alan 'Sentetik Medya' adlı yeni kitabı, Çıra Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitap, dijital dönüşümün medya sektöründe yarattığı kırılma noktasını hem teknolojik hem de sosyolojik açılardan kapsamlı biçimde inceliyor.
MEDYANIN DÖNÜŞÜMÜ VE YENİ SINIF
Değirmenci'nin çalışması, medyanın tarihsel gelişimini, internet teknolojilerinin evrimini ve günümüzde yapay zekanın etkisini detaylı şekilde ele alıyor. Kitap, internet televizyonunun geleneksel yayıncılık üzerindeki etkilerini somut verilerle ortaya koyarken, 2020'lerden itibaren hızlanan platformlaşma sürecinin bireysel yayıncılık, influencer ekonomisi ve yapay zeka tabanlı içerik üretimiyle birleşerek 'yeni medya sınıfı' oluşturduğunu belirtiyor.
MEKANSIZ İÇERİK VE KATILIMCI KULLANICI
Yazar, artırılmış gerçekliğin haber, belgesel ve spor yayıncılığında veri katmanlarını görünür kıldığını, sanal gerçekliğin ise içerik üretiminde 'mekansız stüdyo' anlayışını ortaya çıkardığını vurguluyor. Bu dönüşümle birlikte kullanıcının artık uzaktan izleyen değil, içeriğin içine giren, etkileşim kuran ve kendi akışını belirleyen bir katılımcıya dönüştüğü ifade ediliyor.
DEEPFAKE TEHLİKESİ VE KÜRESEL ETKİLER
Kitabın önemli bölümlerinden biri, içerik güvenliği, deepfake ve sentetik medya üçgenine odaklanıyor. Değirmenci, Çin başta olmak üzere bazı ülkelerde yapay spiker ve otomatik haber merkezlerinin rutinleştiğine dikkat çekerek, bu durumun hem fırsat hem de manipülasyon riski taşıdığını belirtiyor. Çok uluslu şirketlerin bu alana yoğunlaşması da kitapta yer alan konular arasında.
TERÖR ÖRGÜTLERİNİN YAPAY ZEKA KULLANIMI
Değirmenci, yapay zeka ve sentetik medyanın terör örgütleri tarafından propaganda, psikolojik harp ve algı yönetimi amacıyla kullanıldığına dair uyarılarda bulunuyor. Deepfake videolar, yapay zeka destekli sahte konuşmalar ve otomatik içerik üretim ağlarının bu amaçla kullanıldığına işaret eden yazar, sentetik içerik ile gerçek bilgi arasındaki ayrımın artık sadece teknolojik değil, etik, hukuki ve güvenlik temelli bir mesele haline geldiğini vurguluyor. Devletler, medya kuruluşları ve küresel teknoloji şirketleri arasında geliştirilecek ortak doğrulama mekanizmalarının toplumsal güvenin korunması ve dijital terörle mücadele açısından kritik öneme sahip olduğunun altını çiziyor.








