Komisyon Cumartesi annelerini dinledi: Adalet arayışımız sürecek!

GÜNCEL Yayınlanma : 21 Ağustos 2025 00:12
Komisyon Cumartesi annelerini dinledi: Adalet arayışımız sürecek!
Cumartesi Anneleri, Meclis komisyonu toplantısında yıllardır yaşadıkları acıyı anlattı. Adalet arayışlarını sonuna kadar sürdüreceklerini ifade eden Cumartesi Anneleri’, “Sonsuz bir acıya ve mateme mahkum edildik” dedi

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, ‘Cumartesi Anneleri’ni dinledi. Toplantıya katılan ‘Cumartesi Anneleri’ faili meçhul olan kayıpları ve yaşadıklarını gözyaşları içinde anlattı.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığındaki beşinci toplantısını bugün gerçekleştirdi. TBMM Tören Salonu’ndaki toplantının birinci oturumunda yıllardan bBesna Tosun, Masideyan ve her hafta evlatları için İstiklal Caddesi'nde eylem yapan Cumartesi Anneleri adına Besna Tosun, Maside Ocak Kışlakçı ve İkbal Yarıcı konuştu. Toplantıda ‘Cumartesine Anneleri’ne toplam 30 dakika süre verildi.

İkinci oturum için ise İnsan Hak ve Hürriyetleri ve İnsani Yardım Vakfı (İHH), İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) ile Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı komisyona çağırıldı. Komisyon toplantısını, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş yönetti. Komisyon üyesi 52 milletvekili, komisyonda eksiksiz yer aldı.

"AĞABEYİMİN YAŞAM HAKKI ELİNDEN ALINDI"

Birgün'den Mustafa Bildircin'in haberine göre Cumartesi Anneleri adına ilk söz İkbal Yarıcı’ya verildi. Seneler boyu kayıp kardeşi Hayrettin Eren'i merhum annesini de anlatan Yarıcı, “Yaşam hakkı elinden alınan ağabeyim Hayrettin Eren'in hakkını aramaktır” dedi.

Eren’in 1980’de gözaltına alındığını ve bir daha haber alınamadığını hatırlattı. Yarıcı, yaşanan süreçte ailenin yıllarca adalet aradığını belirterek şunları anlattı:

Eren’in, 21 Kasım 1980'de arkadaşıyla buluşmak üzere Saraçhane’ye gittiğini anlatan Yarıcı, şunları söyledi:

"Buluşmayı öğrenen polis, Hayrettin Eren’i gözaltına alarak karakola götürdü. Ağabeyimin gözaltına alındığını öğrenen annem babam karakola gitti ama onlara, Gayrettepe Emniyet’e götürüldüğü söylenildi. Oysa arabamız Emniyet'in oradaydı. Annem ağabeyimi sormaya gittiğinde defalarca tartaklanarak uzaklaştırıldı. Gözaltı süresinin bitmesini bekledik ama 90 günlük bu sürenin sonunda da ağabeyimizin akıbetini öğrenemedik.

"SAVCI İŞİMDEN OLURUM DİYE DOSYAYI AÇMADI"

Fikri Sağlar, 1986’da milletvekiliyken Hayrettin Eren ile ilgili soru önergesi vermişti, ona da cevap gelmedi. Babam İstanbul Savcılığına başvurdu fakat savcı, ‘Ben bu dosyayı açarsam işimden olurum’ diyerek dosyayı açmadı. Bu psikolojik işkencenin üzerimizdeki yükü düşünmenizi istiyorum. Hayrettin Eren’i hep canlı bekledik, yıllar geçti annem karanfil koyabileceği bir mezara razı oldu.

1995 yılına kadar aile olarak mücadele ettik, 1995 yılında bütün kayıp yakınlarıyla birleştik ve Galatasaray Meydanı’nda mücadelemizi sürdürdük. Annem 2019 yılında iki gözü açık olarak bize veda etti. Annemi ve bütün kaybettiğimiz annelerin bize bıraktığı yerden adalet arama mücadelemizi sürdüreceğiz. Hayrettin Eren bir suç işlediyse kolluğun görevi onu adalete teslim etmekti. Böyle olsaydı yasalar çerçevesinde yargılanır, cezası varsa cezasını çeker ve aramıza dönerdi. Yargılanma hakkı, yaşam hakkı ellerinden alındı.

"HAYRETTİN FAİLİ MEÇHUL DEĞİLDİR, SORUMLULARI AKIBETİNİ AÇIKLAMALI"

Hayrettin Eren kaybolduğunda Şükrü Balcı, Mehmet Ağar ve Tayyar Sever görevdeydi. Ağabeyim faili meçhul değildi. Ağabeyimin akıbetinin sorumlular tarafından açıklanmasını bekliyorum. Devlet, gözaltında kaybolma politikasını sistematik olarak uyguladı ve devam ettirdi.”

komisyon-cumartesi-annelerini-dinledi-adalet-arayisimiz-surecek-2.jpeg

"KORKUT EKEN, MEHMET AĞAR VE TANSU ÇİLLER SORUMLUDUR"

Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak Kışlakçı da kaybedilen ağabeyi Hasan’ın izini yıllardır aradıklarını anlattı.

“Bu kişilerin ifadeleri dahi alınmadı” diyerek Korkut Eken, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in sorumluluğunu söyledi.

Ağabeyinin işkence izleriyle bulunduğunu aktaran Kışlakçı şöyle konuştu:

“Köylüler jandarmaya haber vermişler, jandarma abimi bulduğunda ayakkabı bağcıkları, kemeri yokmuş. Ellerinde parmak izi alınırken kullanılan boya varmış. Tanıklar da zaten abimi gözaltında gördüklerini söylüyordu.

Ağabeyimin izleri, devletin kurumlarından geçirilirken silinmek istenmiş. Dönemin insan haklarından sorumlu devlet bakanı, devlet adına bizden özür dilerken kandırıldığını itiraf etmiştir. Abimin kaybedilmesinde sorumluluğu olanların yargılanması için başvurularda bulunduk. Başvurularımız takipsizlikle sonuçlandı. AİHM, ‘Yaşam hakkı ihlaline’ ve ‘Etkin soruşturma yürütülmediğine’ karar verdi. Abimin soruşturma dosyası halen Beykoz Adliyesi’nde. Yaşananlarda sorumluluğu bulunan Korkut Eken, Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve yöneticilerinin ifadeleri alınmadı.

"İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARA YÖNELİK CEZASIZLIK BARIŞIN ÖNÜNDE ENGELDİR"

Kışlakçı, Cumartesi Anneleri’nin yıllardır sürdürdüğü barışçıl buluşmaların engellendiğini de vurguladı:

"Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdiğimiz barışçıl buluşmalarımız, polis şiddetiyle engellendi. Galatasaray Meydanı, demir bariyerlerle kapatılarak, ağır silahlı polislerin konuşlandığı bir polis noktasına dönüştürüldü. AYM, meydanın derhal açılmasını söylese de Galatasaray Meydanı halen yasaklı bir meydan. AYM kararını tanımayan, yurttaşın hak ve özgürlüklerini kullanmasını engelleyen kamu görevlilerinin tutumu, uluslararası kamuoyunun da tepkisini çekti. İnsanlığa karşı suçlara yönelik cezasızlık, barışın önünde engeldir."

"BEYAZ TOROS'UN ARKASINDAN KOŞTUK, 30 YILDIR DA KOŞUYORUZ"

Cumartesi Annesi Besna Tosun ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadıkları babası Fehmi Tosun’un başına gelenleri ve ailesinin adalet mücadelesini aktardı.

Babasının, evlerinin önünden bir araç ile zorla kaçırıldığını ifade eden Tosun, “Beyaz Toros’un arkasından koştuk ve 30 yıldır halen bu aracın peşinden koşuyoruz” dedi.

Tosun, şunları dile getirdi:

“Polisin sahte dediği plakayı, yıllar sonra İçişleri Bakanlığı’na sorduğumuzda, ‘Özel hayatın gizliliği’ gerekçesiyle bize bilgi verilmedi. Plaka sahte değildi ama devlet, failleri korumayı seçti. Başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Hükümet, etkin soruşturma vaadini yerine getirmedi. Dosyamız, zaman aşımına uğratılıp kapatıldı. İtirazlarımız reddedildi. Böylece, bütün hak arama yolları bizlere kapatıldı. Köyümüz yakıldı, imam olan dedem, seccadenin üzerinde vuruldu. Ben dokuz yaşında buna tanık oldum. Dedem saatlerce can çekişti ve kimsenin ona yardım etmesine izin verilmedi. Köyümüzden sürüldük, evsiz kaldık, yeni bir yaşam bulabilme umuduyla İstanbul’a taşındı. Dedemden sonra bu kez babam, evimizin önünden gözaltına alınarak kaybedildi. Annem, babası öldürüldüğünde 28, kocası öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.”

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.