Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi’nin düzenlediği Kültürel Etkinlikler serisinde bu hafta, Türk edebiyatı ve düşünce tarihinin iki önemli ismi Ahmet Hamdi Tanpınar ile Yahya Kemal Beyatlı’nın fikir dünyasındaki kesişme noktaları ele alındı.
TYB Konya Şubesi D. Mehmet Doğan Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen “A. Hamdi Tanpınar: Yahya Kemal’le Kesişen Yollar” başlıklı panelin düzenleyiciliğini Prof. Dr. Murat Ak üstlendi. Programa konuşmacı olarak Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu ile Doç. Dr. Hüseyin Çil katıldı.
TANPINAR’IN DÜŞÜNCE DÜNYASINA DİKKAT ÇEKTİ
Programın açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Murat Ak, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Türk edebiyatındaki yerinin yalnızca romancılık ve şairlikle sınırlı olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatı ve düşünce tarihinin özgün ve derinlikli figürlerinden biridir. Bugün onu bu yönleriyle anıyoruz. O, sadece bir romancı ve şair değil; aynı zamanda bir mütefekkir ve kültür filozofu derinliğine sahip bir şahsiyettir.
Kendi okumalarımdan hareketle, belki bir ölçüde şahsi ve spekülatif bir değerlendirme olarak görülebilir; ancak benim alanım olan Türk-İslam edebiyatı çerçevesinde Tanpınar’ı sürekli devamlılık ve değişim kavramları üzerinden okudum.
Onun eserlerinde mazi, hâl ve istikbal arasında kurulan ilişkiyi, devamlılık ve değişim ekseninde değerlendirmek gerektiği kanaatine ulaştım.
Tanpınar’dan bana kalan en önemli izlenim, onun geçmişi bir yük olarak gören bir düşünür olmadığıdır. Aksine o, geçmişi bugünü inşa eden bir hafıza olarak değerlendirmektedir.”
YAHYA KEMAL VE TANPINAR ARASINDAKİ FİKRİ BAĞLAR ANLATILDI
Panelin ilk bölümünde konuşan Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu, Yahya Kemal’in Tanpınar üzerindeki etkisine dikkat çekerek iki ismin Türk edebiyatının zirve şahsiyetleri olduğunu ifade etti.
Kahramanoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Yahya Kemal ve Tanpınar, Türk edebiyatının iki zirvesidir. Bunu Nobel ödüllü Orhan Pamuk da söyler. İstanbul üzerine yazılarında sürekli Tanpınar ve Yahya Kemal’e atıfta bulunur. Hatta bir yazısında defalarca şu görüşü tekrar eder:
“Türk edebiyatının en büyük şairi Yahya Kemal’dir, en büyük romancısı ise Tanpınar’dır.” Bundan hiç çekinmez; çünkü kendisi de bir Tanpınar hayranıdır. Bu iki üstadı, yani Türkiye’nin en büyük romancısı ile en büyük şairini bir arada konuşmak bu bakımdan oldukça anlamlıdır.
Yahya Kemal’i Yahya Kemal yapan şey, “kökü mazide olan âti” anlayışıdır. Bir taraftan moderndir, fakat geçmişle bağını koparmamıştır. Bu anlamda Yahya Kemal, Osmanlı’yı bir medeniyet olarak görür. Tanpınar’ın maziyle olan kopukluğunu gideren kişi de aslında Yahya Kemal olmuştur.
Hatta denilebilir ki, Yahya Kemal olmasaydı Tanpınar’ın hangi yöne savrulacağı pek belli değildi. Bu elbette bir ölçüde spekülasyondur; ancak Yahya Kemal, Tanpınar için adeta bir baba figürü olmuştur. Tanpınar’daki mazi sevgisi, Osmanlı sevgisi ve klasiğe duyduğu ilgi, biraz da Yahya Kemal’in etkisi ve onunla yaptığı geziler sayesinde gelişmiştir."
TANPINAR’IN SOSYOLOJİK MUHAYYİLESİ ELE ALINDI
Panelin ikinci bölümünde söz alan Doç. Dr. Hüseyin Çil, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sosyolojik bakış açısını değerlendirdi. Tanpınar’ın toplumla ve tarihle kurduğu ilişkinin eserlerine yansıdığını belirten Çil, şu ifadeleri kullandı:
"Sosyolojik muhayyile dediğim şey özünde şudur: İncelediğimiz, üzerinde durduğumuz bir konuyu; bir edebiyatçı için bu, çoğu zaman romanının merkezine koyduğu bir birey, bireyler ya da bir kurum olabilir; o kişi veya kurumu, içinde yaşadığı tarihle birlikte değerlendirebilme melekesidir.
Bu bir melekedir ve zamanla edinilir. Üstelik diploması olan herkeste de bulunmaz. Bana göre Tanpınar, sosyoloji diploması olmamasına rağmen bu melekeyi, ben de dâhil olmak üzere birçok sosyologdan çok daha iyi edinmiş bir isimdir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'da ise, kendi şiirinde ifade ettiği şekliyle, zamanın içinde yaşama durumu söz konusudur. Bu, sosyolojik muhayyilenin ilk şartıdır aslında: Zamanın içinde yaşamak. Yani tarihe basmak, ayaklarını tarihe sağlam bir şekilde yerleştirmek.
Ben, Tanpınar'ın hiçbir romanında bireyi geliştirilmesi, değiştirilmesi ve eğitilmesi gereken zayıf bir varlık olarak tanımladığını görmedim. Türk toplumunu da bu şekilde değerlendirdiğine hiç rastlamadım. O, yaşadığı toplumla barışıktır. İşte bu barışıklık hâli, bence sosyolojik muhayyileye sahip olmak dediğimiz şeydir.
Tanpınar'ı romanlarında böylesine güçlü bir analizci yapan da budur. Sosyolojik muhayyile denilen şey, aslında yabancılaşmanın panzehiridir. Tarihle barışık olmaktır, yaşanılan zamanla barışık olmaktır, Osmanlı ile barışık olmaktır.
Çünkü Ahmet Hamdi için yaşanılan zaman, aynı zamanda Osmanlı'nın da bir parçasıdır; fakat bununla birlikte Cumhuriyet'in de bir parçasıdır.”
PROGRAM HATIRA FOTOĞRAFIYLA SONA ERDİ
Panel sonunda katılımcıların soruları yanıtlandı. Ardından Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu’na katılım beratını Baro önceki dönem başkanı Hasip Şenalp, Doç. Dr. Hüseyin Çil’e ise Prof. Dr. Mehmet Kırbıyık takdim etti.
Program, konuşmacılar ve katılımcıların birlikte çekildiği toplu hatıra fotoğrafıyla sona erdi.








