Zarifoğlu’nun adıyla, çocukların kalbine dokunan şenlik

KÜLTÜR SANAT Yayınlanma : 16 Haziran 2025 14:18
Zarifoğlu’nun adıyla, çocukların kalbine dokunan şenlik
TYB Konya Şubesi’nin düzenlediği 15. Cahit Zarifoğlu Çocuk Şenliği, edebiyat ve eğlenceyi bir araya getirerek çocuklara unutulmaz bir gün yaşattı. Dijital çağda çocuk edebiyatının sorunları, velilerin rolü ve kültürel miras konuşuldu.

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi tarafından, çocuk edebiyatının önemli isimlerinden Cahit Zarifoğlu anısına bu yıl 15’incisi düzenlenen Çocuk Şenliği, çocukları ve ailelerini edebiyat etrafında buluşturdu. Karatay Belediyesi Ali Ulvi Kurucu Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte eğlence ve eğitim bir araya geldi. Şenliğin organizasyonunu Fatma Tutak üstlenirken, programın sunuculuğunu ve meddahlığını ise Osman Bozdemir yaptı.

Bozdemir, önceki şenliklerde olduğu gibi bu yıl da etkinliğin başında, ortasında ve sonunda çocuklara ve ebeveynlerine yönelik oyunlar, danslar ve interaktif gösterilerle programa renk kattı. Katılımcılar, şenlik havasında geçen bu etkinlikte hem eğlendi hem öğrendi.

Panelde Çocuk Edebiyatı Masaya Yatırıldı

Etkinlik kapsamında düzenlenen panelde, karikatürist ve çocuk edebiyatı yazarı Çağrı Cebeci ile yazar Abdurrahman Ekin, günümüz çocuk yayıncılığının sorunlarına değindi. Velilerin çocuklara ne tür kitaplar okuttuğu, dijital çağda kitaplara olan ilginin nasıl dönüştüğü, yerli kültürün korunması ve çocukların görsel algılarına uygun eserler üretilmesi gibi pek çok konu panelde dile getirildi.

Çağrı Cebeci, dijitalleşmenin çocukların okuma alışkanlıklarını nasıl etkilediğini şu sözlerle ifade etti:

“Bundan 15 sene önce, 2011 yılında çıkardığımız ‘Sessiz Sakin’in Gürültülü Maceraları’ adlı 180 sayfalık kitabımız Türkiye çapında 1.200.000 civarında sattı. Her sayfasında bir karikatürle metni desteklemiştik. O dönem sosyal medya ve dijital yayınlar bu kadar yaygın olmadığı için çocuklara 180 sayfayı okutabiliyormuşuz. Fakat şu anda, her sayfasında karikatür bile olsa 180 sayfalık bir kitabı çocuklara okutmanız mümkün değil. Çünkü hepsinin elinde tabletler, telefonlar var ve gündem neyse onu tüketiyorlar. Artık 64 sayfalık, bol çizimli ve mizah dolu yayınlara yöneldik. Anladık ki 180 sayfayı okutamıyorsak, 64 sayfayı okutabilirsek ne mutlu bize. Modumuz bu.”

Cebeci, çocuk edebiyatında en büyük sorunlardan birinin ebeveynlerin bilinçsizliği olduğuna da dikkat çekti:

“En büyük problemlerden biri de velilerin çocuklarına ne okutacağını bilmemeleri. Maalesef 'Çocuğum okusun da ne okursa okusun' mantığı var ve bu çok yanlış. Fuarlarda görüyoruz, popüler kültür ekranda ne sunuyorsa çocuklar ona yöneliyor. Cafcaflı kapaklarda Messi’nin, Ronaldo’nun fotoğrafını görünce çocuk gidip onu alıyor. Ebeveyn de ‘Oğlum veya kızım kitap okuyor’ diye seviniyor ama ne okuduğunun farkında değil. Oysa çocuk edebiyatı, dili ve yönlendirmesiyle çok hassas bir alan. Orada kurulan yanlış bir cümle, çocuğun hayat felsefesi haline gelebilir. Velinin kitabı önce kendisinin okuması, içeriğini araştırması lazım. Bu yapılmadığı için yanlış yönelimler ortaya çıkıyor.”

Kültürel Baskınlık ve Yerli Değerler

Cebeci, konuşmasında yabancı kültürlerin medya ve çizgi filmler aracılığıyla çocuklara nasıl etki ettiğini de çarpıcı bir örnekle dile getirdi:

“Yıllarca bize Ninja Kaplumbağalar çizgi filmini izlettiler. Bu dört kaplumbağa pizzayı çok seviyordu. Animasyonu ülkemize sokmak için önce pizza dükkanlarını açtılar, sonra filmleri bedavaya verdiler. Tek kanallı dönemde TRT'de izlediğimiz bu çizgi filmle bize pizza kültürünü aşıladılar. Oysa bizim lahmacunumuz var kardeşim! Bir Türk insanı lokantaya gittiğinde pizza değil, lahmacun ister. İşte popüler kültürün yansımaları bunlar ve maalesef yabancılar bu işi bizden çok daha iyi yapıyor. Biz Keloğlan’dan Nasrettin Hoca’ya kadar binlerce karaktere sahip bu verimli topraklarda yaşıyoruz. Bu karakterleri çocuklarımıza anlatarak onları Amerikan kültüründen ve diğer yabancı etkilerden kurtarabiliriz.”

Görsel materyallerin önemine de dikkat çeken Cebeci, çizginin gücünü şu sözlerle ifade etti:

“Kitaplardaki yazının içeriği kadar, o yazının çizgi diliyle nasıl aktarıldığı da çok önemli. 7 yaşındaki bir çocuk da 70 yaşındaki bir yetişkin de önce görsele bakar, sonra altındaki yazıyı okur. Yayıncılar da artık bu gerçeğin farkında. Eskiden ikinci planda olan çizerler, şimdi projenin en başında aranıyor. Bir eser geldiğinde yayıncının ilk sorusu ‘Bunu kime çizdirelim, görsel dünyası nasıl olmalı?’ oluyor. Bu, biz çizerler için sevindirici bir gelişme. Çünkü mizahla ve güçlü çizimlerle harmanlanmış bir edebi eseri çocuklara ulaştırmak çok daha etkili. Fuarlarda çocuklar bir kitabı eline aldığında hemen sayfalarını hızla çevirir, içinde bol çizim varsa ‘Aa ne güzelmiş!’ deyip ona yönelirler. Bu da çizginin ne kadar önemli olduğunu bize anlatıyor.”

Ekin: “Edebiyat Edebiyattır”

Yazar Abdurrahman Ekin ise konuşmasında edebi niteliklerin ideolojik kaygılardan üstün tutulması gerektiğini vurguladı. Edebiyatın nitelikle var olduğunu belirten Ekin, dünyaca ünlü “Matilda” kitabı üzerinden önemli bir örnek verdi:

“Roald Dahl'ın 'Charlie'nin Çikolata Fabrikası', 'Matilda' gibi eserleri, çocuk edebiyatının modernist dönemdeki en büyük örnekleridir. Matilda'yı okurken, psişik güçleri olan bu kız çocuğuna 'olumlu' öğretmen karakterinin söylediği şu cümleyle karşılaşırsınız: ‘Sen herhalde İsa'dan sonra mucizeyi gerçekleştiren ilk insan olabilirsin.’ Yine aynı öğretmen bir başka yerde, ‘Biz yeryüzünde İsa'nın haçlı ordularıyız’ der. Bu kitap, bu cümlelerle birlikte dünyanın bütün ülkelerine ulaştı, Türkiye’de on binlerce sattı ve hiçbir veli bu ifadelerden rahatsız olmadı. Neden? Çünkü Cahit Zarifoğlu gibi, Mevlana İdris gibi büyük yazarların sığındığı tek şey niteliktir. Edebiyatın kendi niteliğinin ardında ideolojik kaygılar aramayız. Yazarın kimliği vardır ama çocuğumuza bir kitap sunarken, o ideoloji artık niteliğin ardında kalır.”

Türk çocuk edebiyatının tarihsel olarak öğreticilik baskısı altında şekillendiğini belirten Ekin, bu durumun estetik kaygıların ihmal edilmesine yol açtığını söyledi:

“Tanzimat döneminde Batı’nın kendi ahlakını ve eğitim anlayışını dikte ettiği bir ortamda, bizim çocuk edebiyatı ürünlerimizin ilk odaklandığı şey ‘yangından mal kaçırmak’ oldu. Yani ateşe atılan bir toplumda çocuklara bir şeyler öğretmek dışında estetik kaygıları gündeme getiremezsiniz; estetik ikinci planda kalır. Bu durum Milli Edebiyat döneminde de devam etti. 1980'lere, 90'lara kadar bir şeyi ‘öğretme’ kaygısıyla, bir şeyi ‘estetikle öğretme’ kaygısı arasındaki savaşı taşıdık. Nitelik hep biraz geride kaldı.”

Ekin, günümüz çocuk algısında da önemli bir eksiklik olduğuna dikkat çekti:

“Bu işe ilk başladığımda, akademik kaynaklarda çocukların sadece güldürülmesi, asla korkutulmaması gerektiğini söyleyen pek çok cümleyle karşılaştım. O zaman haklı olarak sormuştum: Bir çocuğun dünyasında sadece güldürü ögeleri mi var? Allah bir insanı yaratırken onda korkuyu, şefkati, nefreti, umudu, umutsuzluğu da yaratmıyor mu? Bize bu bedeni veren Yüce Varlık, bu duygularla içimizde bir denge kurmamızı beklemiyor mu? Maalesef günümüz insanına bunu anlatamıyoruz.”

Panelde son olarak, “çocuk edebiyatı” ve “yetişkin edebiyatı” ayrımına da karşı çıktı:

“Bugün kitapçılara gittiğimizde çocuklar için üretilmiş eserlerin sayısının çok fazla olduğunu görüyoruz. Çünkü en hassas noktamız çocuklarımız. Onlar için her şeyin iyisini isterken, konu kitaba gelince ‘iyi kitap’ yerine ‘kitap okusun yeter’ anlayışıyla hareket ediyoruz. Ben bu ayrımdan nefret ediyorum; yetişkin edebiyatı ya da çocuk edebiyatı diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Edebiyat edebiyattır. Siz sadece hangi sınıfa seslenmek istediğinizi belirlersiniz. Eğer bu ayrımı yaparsanız, dilden ve nitelikten yoksun bir ürün ortaya çıkarırsınız. Sabahtan beri anlatmaya çalıştığım temel mesele bu.”

Katılımcılara Hediyeler Verildi

Etkinlik boyunca çocuklarla oynanan oyunlar ve çeşitli eğlenceli aktivitelerle şenlik havası devam etti. Karatay Belediyesi desteğiyle programa katılan tüm çocuklara sırt çantası, boyama kitabı, not defteri ve çocuk kitapları hediye edildi.

TYB Konya’dan Teşekkür

Programın sonunda TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu, Konya’da çocuk şenliklerinin 32 yıl önce Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatıldığını, ancak bu geleneksel etkinliklerin zamanla sona erdiğini hatırlattı. O dönemki şenliklerin ana sloganının “Her çocuk bir dünyadır” olduğunu ifade eden Köseoğlu, etkinliğe katkı sunan Fatma Tutak, Osman Bozdemir, Çağrı Cebeci ve Abdurrahman Ekin’e katılım beratlarını takdim etti.

Etkinlik, hem çocuklara hem de çocuk ruhunu taşıyan büyüklere keyifli anlar yaşattı ve Cahit Zarifoğlu’nun edebi mirasını yaşatmaya devam etti.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.