Değerli Sarayönü Manşet Gazetesi ve Saraymedya okuyucuları;
Öncelikle tüm okurlarımıza saygılarımı sunarım. Herkese sağlık ve esenlik dolu günler diliyorum. Bu haftaki yazımızda sizlere tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’de yaşanan insanlık dramından ve uluslararası hukukun nasıl ayaklar altına alındığından bahsetmek istiyorum.
1945 yılında sona eren İkinci Dünya Savaşı dünya genelinde çeşitli milletlerden yaklaşık 75 ile 80 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu ölümlerin büyük çoğunluğunu sivil kayıpların oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Tüm dünyada derin izler bırakan bu yıkıcı savaşın ardından galip çıkan büyük devletlerin liderliğinde oluşturulan bir dünya teşkilatı olan Birleşmiş Milletler (BM), 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan savaşların ve barışa yönelik tehditlerin tekrarını önlemek ve uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulmuştur. Fakat günümüzde bu ilkelerinden tamamen uzaklaşmış ve etkisini yitirmiş durumdadır.
İkinci dünya savaşında Nazi Almanya’sı rejiminin başını çektiği ve Holokost olarak adlandırılan Yahudilere yönelik soykırım politikasında yaklaşık 6 milyon Yahudi’nin öldürüldüğü iddia edilmektedir. Her türlü mecrada kendilerine uygulanan soykırımı en yüksek sesle dile getiren bir toplumun çocukları halihazırda açık hava hapishanesine çevrilmiş Gazze’de yüzbinlerce insanın acımasız bir şekilde katledilmesine sebep olmaktadır.
Son açıklamalara göre Filistin Sağlık Bakanlığı Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılar sonucu 62 bin 622 kişinin şehit olduğunu ve 157 bin 673 kişinin ise yaralandığını açıklamıştır.
21. yüzyılda, kameralar önünde bir halk sistematik olarak yok edilirken, Gazze’deki insanlık dışı bu yıkım yalnızca binaları değil, insan onurunu da enkaz altında bırakıyor. Peki uluslararası hukukun temsilcileri bu tablo karşısında neden bu kadar sessiz?
Dünya derin bir sessizlik içerisinde. Kameralar açık, görüntüler canlı, veriler elimizde… Ama adalet hâlâ ortada yok. Gazze’de aylar boyunca süren bombardıman, abluka, açlık, ilaçsızlık ve susuzluk artık sadece bir çatışmanın değil; sistematik bir yok etmenin resmi hâline geldi. Uluslararası hukukun temsilcileri ve insan hakları savunucuları ise ekran başında sadece izlemekle yetinmekteler.
Soykırımın tanımı gerek Birleşmiş Milletler antlaşmalarına gerekse Türk Ceza Hukuku’na göre nettir. 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubu tamamen ya da kısmen yok etmeye yönelik her türlü eylem, soykırım suçunu oluşturur. Bu eylemler arasında öldürme, ağır bedensel ya da zihinsel zarar verme, yaşam koşullarını sürdürülemez hâle getirme, doğumları engelleme ve çocukların zorla başka gruplara nakledilmesi de açıkça sayılmıştır.
Yine aynı sözleşmenin 4. maddesinde soykırım suçunu işleyenler anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler de olsa cezalandırılır demektedir.
Bugün Gazze'de yaşananlar, bu tanımın her bir maddesiyle maalesef tek tek örtüşmektedir.
İsrail’in aylardır süren saldırılarında yüzbinlerce çocuk ve sivil hayatını kaybetti. Okullar, göç yolları, pazarlar, hastaneler ve mülteci kampları doğrudan hedef alındı. Uluslararası hukukun ve insan haklarının en temel ilkeleri olan yaşama hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, kişi dokunulmazlığı ve sivillerin korunması açıkça ihlal edildi. Gazze'de insanlar yalnızca bombalarla değil; suyun, elektriğin, gıdanın kesilmesiyle; insani yardımın engellenmesiyle, yaşam koşullarının sistematik biçimde yok edilmesiyle öldürülüyor. Bu durum iki topluluk arasında gerçekleşen çatışma değildir. Bu, uluslararası hukukun kendi ilkelerine ve insan haklarının barbarlığa karşı kaybettiği bir savaştır.
Üstelik mesele yalnızca İsrail’in eylemleriyle sınırlı değildir. Uluslararası toplumun çifte standartları, bu suça fiilen ortak olmamış gibi görünse de en büyük desteği susarak veriyor. Ukrayna için tüm imkanlarıyla seferber olan Batılı ülkeler, Gazze için yalnızca "endişeli" kalmayı tercih ediyor. Hukukun evrenselliği ilkesini hatırlamak istemeyenler, onun güvenilirliğini ve saygınlığını da ayaklar altına alıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail’in üst düzey yetkilileri hakkında savaş suçu ve soykırım suçları kapsamında soruşturma başlattı. Uluslararası Adalet Divanı ise Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başvurusu sonrasında İsrail’e karşı açılan soykırım davasında ihtiyati tedbir kararları verdi. Peki sonuç? Gazze’de hâlâ çocuklar ölüyor, insanlar göç yollarında can veriyor.
Bir hukukçu ve din kardeşleri şehit edilen bir Müslüman olarak söylemek zorundayım ki: Eğer bu tablo karşısında bile "soykırım" kelimesini kullanmaktan çekiniyorsak, o zaman bizler sadece hukuku değil, vicdanı da kaybetmişiz demektir.
Bugün Gazze’de ölen sadece insanlar değil; insanlık onuru, adalet duygusu ve uluslararası hukukun itibarıdır. Unutmayalım: Hukuk, zulme karşı insanlığın son sığınağıdır. Ve o sığınak çökerse, hepimiz altında kalırız.
Tüm okurlarımıza esenlikler diler ve şükranlarımı sunarım. Sağlıcakla kalın.


