Başkan Mehmet Güney ile 2008 Temmuz ayında yapmış olduğumuz röportajı sizlerle paylaşıyoruz
Sarayönü’nün yetiştirdiği önemli isimlerden biri olan Mehmet Güney, siyaset ve ekonomi dışında bu sefer futbolcu kimliğiyle bu satırlarda.
Gol yememe pahasına tekmeye kafa uzatan, yeni arabasını feda edecek kadar futbola ve Sarayönüspor’a gönül veren Mehmet Güney, Sarayönüspor’un her zaman destekçisi olacağına bu satırlardan söz verdi.

Sarayönü’nün önemli isimlerinden biri Mehmet Güney. İş dünyasından siyasete, spordan yardımseverliğe kadar her alanda önemli işlere imza atmış. Sarayönüspor’da ki kaleciliği de iş adamlığı gibi başarılı geçmiş. Muzaffer Evren gibi bir ismi geçerek kaleyi devralmayı bilmiş. Tekmeye kafa koyacak kadar gözü pek performansıyla örnek olmuş. Oynadığı maçlarda kullandığı penaltılarla adı penaltı canavarına çıkmış.

İşte Mehmet Güney’in ağzından spor hayatı:
Futbola nasıl başladınız?
Sarayönüspor’un 1969-1970 sezonunun açılışı var. Tören yapıldıktan sonra futbolcular koşmaya başladı. Düz koşu yapıyorlar. Bende çok fazla kiloluyum. Koşmaya çalışıyorum. Muhsin ve Muhittin amca yanlarına çağırdılar. İkisi de Sarayönüspor yönetiminde. Muhsin
Büyükcengiz ve Muhittin Kart. Onlarla konuştuktan sonra futbolcu oldum. Tabi o kiloyu attık ve Sarayönüspor kalesine geçtik.

İlk maçınız hangisiydi?
Karaman’da bir maç oynuyoruz. Muzaffer Evren’in yedeğiydim. 2-0 veya 3-0 geriye düştük. Maç gitti düşüncesiyle Cevdet amca beni geçirdi kaleye. Ondan sonra bir daha da bırakmadım.
Muzaffer Evren gibi bir ismin arkasında sıra beklemek, kaleye geçmeyi beklemek zor değimliydi.
Ümitsizliğe kapıldınız mı?
Yok tam tersi. Önümde Muzaffer Evren gibi önemli bir kalecinin olması bana hırs yaptı, itici güç oldu. Onun tecrübelerinden faydalandım. Daha iyi şeyler öğrendim.

Sizin oynadığınız dönemde ki takıma Sarayönüspor tarihinin en iyi takımlarından biri diyebilirmiyiz.
Mehmet Ceylan, Ali Osman Turan, amca (Cevdet Uğurlu) gibi saygı değer bu işe gönül veren ağabeylerimiz yöneticiliğimizi yaptı. Onları abi gibi, baba gibi görerek hareket ederdik. O dönemde ki aldığım terbiyenin artılarını hala yaşıyorum. Bizim dönemdeki jenerasyon hem takım olarak hem yönetim olarak olağan üstüydü. Süreyya Çetinkaya, Gültekin Karlı, Ahmet Acar, Zühtü, Halis, Hüseyin, Ümmet…

O dönemde bir çok futbolcu özellikle Konya takımlarından teklif almış.
Evet teklif alan arkadaşlarımız vardı. 4 nolu sahada bir maç oynuyoruz. Hüseyin ve Süreyya’yı Konyaspor izliyor. Bu arkadaşlara önceden izlendiklerini söyledik. Geriye düşünce sinirler gerildi. Tabi bizde eksik kaldık. İzlenen arkadaşlardan biri atıldı. Atılan futbolcu istese yenemeyeceği takım yoktu. Yeter ki maçı 90 dakika tamamlasın.

Hangi hocalarla çalıştınız. Size en fazla kazanım sağlayan teknik adam kimdi?
Tevfik Türkan, Ethem Bilgikarca, Yılmaz Alceylan, Köksal Gürler ve Muzaffer Evren antrenörlüğümü yaptı. 1969 yılından 1985 yılına kadar futbolcu olarak hizmet ettim. Tabi herkeste olduğu gibi bende de Ethem hocanın yeri ayrıdır. Kabri cennet olsun. Yılmaz Alceylan ve Muzaffer Evren hem takım arkadaşımdı hem de hocalığımı yaptı.

Kimlerin yönetiminde yer aldınız?
Mehmet Ceylan ve Cevdet Uğurlu’nun başkanlığında yöneticilik yaptım. Yönetim Kurullarında görev yaptım. Formasını giydiğim takıma yöneticilik yapmak büyük mutluluk oldu benim için. En son yönetim kurulunda görev yaptığımda olaylı bir maç oynandı ve hak mahrumiyeti cezası aldım. Bununla birlikte aktif yöneticiliği bıraktım.

Çalışıyor olmanızın size avantaj veya dezavantajı oldu mu?
Biz bulunmaz nimettik takım için. Çünkü bir işimiz vardı. Bizim futbol oynadığımız dönemde futbol demek iş demekti. Bu yüzden yöneticiler bana iş bulmak zorunda kalmadı.

Peki aileniz nasıl bakıyordu futbol oynamanıza?
Bir keresinde Konya İdmanyurdu-Konyaspor maçı var. Sarayönüspor olarak maçı izlemeye gideceğiz. Takım arkadaşlarımızla toplanıp otobüse bindik. Babam dükkanı bırakmış en arkadan o da binmiş, aklı bende kaldığı için. Tren yolunun oraya varınca yönetici ağabeylerimiz babamı fark etmiş. Yöneticiler, babamı ikna ederek arabadan indirdiler. Ondan sonra maça gidebildik. Biz böyle aşamalardan geçerek Sarayönüspor forması giydik. Onca imkansızlığa rağmen gönül verdik.
Futbolun içerisinde kalıp teknik adam veya yönetici olarak devam etmeyi düşündünüz mü?
İyi bir iş adamı olmasaydım antrenör olurdum. Biz futbolu bırakmak zorundaydık. Çünkü işimiz vardı. Ama faal futbolu bıraktıktan sonra futbol dünyasının içerisinde kalsaydım, farklı yerlerde olabilirdim. Çok iyi bir antrenör olurdum.

Unutamadığınız maç hangisi?
Akşehir’de bir maç oynuyoruz. Bir pozisyonda müdahale etmek için kaleden çıktım. Rakibin tabanı kaşıma geldi. Kendimden geçmişim. Dikiş atılmış. Gözümü hastanede açtım.
Arabanızın yakıldığı anlatılır hep. Bu olayı bir de sizden dinleyebilir miyiz?
Yine deplasmanda bir maç oynuyoruz. O dönemlerde yanlış hatırlamıyorsam yöneticiydim. Renault marka arabamı yeni almıştım. Tabi Renault o dönemin Mercedes’i. Tabi tansiyonu yüksek bir maçtı. Olaylar saha dışına yansıdı. Bizi ve arabayı da bildikleri için tartakladılar. Baya bi hasar olmuştu. Sarayönüspor’u takip ediyor musunuz. Yeniden bir teklif gelse yönetim içerisinde yer alır mısınız? Son yıllarda Sarayönüspor’un antrenörlüğünü yapan Niyazi Kart sayesinde Sarayönüspor’da yeni bir kıpırdanma var. Genç takım şampiyon oldu. Bende hepsini olmasa da bazı maçlarını izledim. Konya’da Sarayönü’nün sesini duyurduğu için kendisine teşekkür ediyorum. Bizim yönetim kurulları içerisinde yer almamıza gerek yok. Biz her zaman desteğe varız. Kendilerine yardımcı olacağımın sözünü buradan veriyorum. Tabi olayın içine girmemiz için bazı şartların oluşması gerekir. Amca döneminde ki gibi düzen, intizam, hedef olursa biz orada oluruz. Şu anda zaten Sarayönüspor emin ellerde.

