28 Şubat sürecinde başörtüsü yasağı nedeniyle yaşadığı baskılar sonucu bir bebeğini kaybeden Nuraycan Songür, o günleri ve sonrasını anlattı. Songür, "Suçsuz olduğum yıllar sonra anlaşıldı ama kayıplarım geri gelmedi. Bir çocuğumu kaybettim, Türkiye’deki hayatımı kaybettim" diyerek yaşadığı acıları dile getirdi.

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE GÖZALTILAR
İstanbul Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenciyken yaşanan başörtüsü yasağıyla karşılaşan Songür, okulda uygulanan ayrımcı tavırlardan bahsetti. Başörtülü öğrencilerin isimlerinin başına 'T' harfi konulduğunu, final sınavında kağıt alamadığını ve hocasının kendisini tehdit ettiğini anlattı. Yaşanan tartışma sonrası polislerin sınıfa girdiğini ve kendisinin sekiz saat boyunca bir karakolda hücrede tutulduğunu söyledi. Yargılama süreci boyunca neredeyse her hafta hakim karşısına çıktığını ve başörtüsüyle sınıfta ısrar ettiği için sorgulandığını belirtti.
HAMİLEYKEN YAŞADIĞI TRAJEDİ
Yargılama devam ederken evlenen ve ikiz bebeklerine hamile kalan Songür, dört buçuk aylık hamileyken tekrar gözaltına alındığını anlattı. Bir kargaşa sırasında sivil polisler tarafından gözaltına alındığını ve karakolda yaşanan arbede sırasında 'hamileyim' diye bağırmasına rağmen müdahale edildiğini belirtti. Gözünü hastanede açtığında bir bebeğinin kalp atışının durduğunu, diğerinin ise risk altında olduğunu öğrendiğini söyledi. Doktorların hayati tehlikesi olduğunu belirtmesine rağmen serumlarının söktürülerek mahkemeye çıkarıldığını ifade etti. Yıllar sonra yurt dışındayken beraat ettiğini öğrendiğini belirten Songür, yaşadığı kayıpların geri gelmediğini vurguladı.
'28 ŞUBAT SADECE GÜÇ KAYBETTİ, BİTMEDİ'
28 Şubat sürecinin tamamen sona ermediğini düşündüğünü belirten Songür, o dönemin kalıplaşmış bir kesimin kendilerini diğer insanları yönetmeye yetkili görmesiyle yaşandığını söyledi. Ancak milli değerlere dönüş ve atılan adımlarla büyük bir dönüşüm yaşandığını ekledi. Yaşadıklarının hayatında derin izler bıraktığını, bir annenin evladını kaybetmesinin ve bir insanın ülkesinde yaşama hakkını kaybetmesinin tarif edilemez acılar olduğunu vurguladı. Bu tür mağduriyetlerin bir daha yaşanmaması gerektiğini dile getirdi.







