Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Eker, çocukların kendilerine ve çevrelerine yönelik zarar verici eylemlerinin altında yatan temel nedenin 'kültür savaşları' olduğunu ortaya koydu. Yıllardır görsel kültürün bilinçaltına yerleştirdiği düşünceler ve kodlar üzerine araştırmalar yapan Eker, bu durumun bebeklikten itibaren başlayan ve çocukluk boyunca maruz kalınan endüstriyel görsel kültürün etkisiyle şekillendiğini vurguladı.

KÜLTÜR SAVAŞLARI VE MANEVİYATSIZLIK
Prof. Dr. Eker'e göre, gençlerin kendine ve topluma zarar vermesinin altında yatan önemli bir faktör de 'maneviyatsızlık'. Dijital çağda, tekno-kültür ile geleneksel inanç sistemlerinin çatışması nedeniyle gençlerin gerçeklik algısında bozulmalar yaşanabiliyor. Eker, "Maneviyat, kadim kültürlere sahip ve Müslüman bir ülke olarak bizim ülkemizdeki gençler üzerindeki pedagojik hedeflerin, çok daha düzenli ve sistematik planlanması gerekliliğini göstermektedir" diyerek, kültürün sosyolojik anlamda öncelikli bir kavram olduğunu ve yok olması halinde geleceğin de tehlikeye gireceğini belirtti. Bu bağlamda, iletişimin büyük ölçüde görselleştiği ve kelimelerin kullanımının azaldığı günümüz dünyasında, kültürün akademik yapılara taşınmasının hayati önem taşıdığını savundu.
EKRANLAR YENİ AKRANLAR, TEKNOLOJİ ÇOCUKLUĞU HIZLANDIRIYOR
Günümüz çocuklarının akranlarıyla değil, ekranlarla iletişim kurduğunu belirten Prof. Dr. Eker, bu durumun kimlik oluşumunda izolasyona ve bireyselliğe yol açtığını ifade etti. Sosyal iletişimin büyük ölçüde ekran üzerinden gerçekleşmesiyle temas ve fiziksel etkileşimin azaldığını, kolektif oyunların yerini bireysel oyunların aldığını söyledi. Bu dönüşümün, moda, eğitim, medya ve tüketim gibi sektörlerin birleştiği küresel bir endüstriyel operasyonun sonucu olduğunu ve çocukların teknolojiyle doğrudan temasının, aile ve sosyal çevre bağlarını zayıflattığını dile getirdi. Ayrıca, teknolojiyle birlikte öğrenme süreçlerinin hızlandığına dikkat çeken Eker, çocukların erken yaşta okuma-yazma ve yabancı dil öğrenmesi gibi durumların, ergenlik ve yetişkinlik süreçlerini de öne çekerek erken hedef kaybı ve geleceksizlik sorunlarını beraberinde getirdiğini öne sürdü. Eker, kaybolan çocukluk saflığına ve doğallığına özlem duyduğunu belirterek, "Keşke çocukluğumuza doğru büyüyebilsek" dedi.







