KENT MERKEZİNDE BULUNUYOR
Meram ilçesi sınırları dâhilindeki Abdülaziz Mahallesi, Muzaffer Hamit Sokağı’nda, Konya Lisesinin kuzeyinde yer alan mescit ve türbe, halk arasında Tahir ile Zühre Mescidi olarak anılmasının yanında Arzu ile Kanber ve Dön Baba Mescidi, ayrıca banisine atfen Sahip Ata Mescidi olarak da biliniyor.

HİKAYELERİ BİRÇOK MİLLETE YAYILMIŞ
Tahir ile Zühre, Türk halk hikâyeleri arasında ayrı bir yere sahiptir. Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar birçok millete yayılmış, karagöz ve orta oyununa bile girmiştir. Tahir bâdeli âşık kabul edilmiş, hikâyenin trajik sonu ona kutsiyet kazandırmıştır.
Bugün Konya'da ve Malazgirt'in Banu köyünde onlara ait olduğuna inanılan türbeler vardır. Konya’nın Beyhekim mahallesindeki Tahir ile Zühre Mescidi’nde de iki sandukanın onlara ait olduğu söylenir.

İMKANSIZ AŞK
Hikâyeye göre çocuğu olmayan bir padişah ve veziri, yolda rastladıkları bir dervişten elma alır. Derviş, elmanın yarısını padişaha, yarısını vezire vererek çocuklarının olacağını, kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koymalarını ve onları evlendirmelerini ister.
Aksi halde aşklarının destan olacağını söyler. Nitekim padişahın kızı Zühre, vezirin oğlu Tahir doğar. Birlikte büyüyüp birbirlerine âşık olurlar. Fakat padişahın eşi büyü yaparak padişahı Tahir’e düşman eder. Tahir sürgüne gönderilir, zindana atılır.

TOPRAKTA BİRLEŞİRLER
Zindanda çile çeken Tahir, sonunda idama mahkûm edilir. İdam öncesi iki rek‘at namaz kılar ve canını alması için Allah'a dua eder. Duası kabul olur, orada ruhunu teslim eder. Tahir’in ölümüne dayanamayan Zühre aklını kaybeder. Onun mezarı başında can verir. Böylece Tahir ile Zühre’nin aşkı kavuşamayarak ama aynı toprakta birleşerek son bulur.
TÜRK İSLAM KÜLTÜRÜ MİRASI
Tahir ile Zühre Mescidi, Anadolu Selçuklu mimarisinin günümüze ulaşan örneklerinden biridir. Eser, on üçüncü yüzyılda Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından inşa ettirilmiştir. Tahir ile Zühre Mescidi, mimari özellikleri yanında yüzey çinileriyle de üretildikleri dönemi yansıtan, Türk-İslam kültür mirası örneği olarak öneme sahiptir.
Bu çiniler, sahip olduğu sanatsal ve belgesel özelliklerinin yanı sıra, geçirmiş olduğu pek çok restorasyon uygulamalarıyla da dikkat çekmektedir. Yapıya ilişkin Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü kayıtlarından ve mevcut yayınlardan, yapının farklı tarihlerde birçok kez restore edildiği tespit edilmiştir.

YAPILIŞ TARİHİ BELLİ DEĞİL
Binanın kitabesi bulunmadığı için banisi, tarihi ve mimarına ilişkin kesin bilgiler mevcut değildir. Buna karşın Fatih dönemi Konya evkaf defterlerinde, Sahip Ata’ya ait bir darülhuffaz, mescit ve çeşmeden bahsedilmekte ve bu eserlerin Çeşme Kapısı civarında olduğu yazılıdır.
Mescidin, Konya dış surunun Çeşme Kapısı civarında olması, söz konusu binanın Sahip Ata’ya aidiyetini ortaya koyar. Sahip Ata’nın diğer binaları, ayrıca Konya ve çevresindeki benzer tipteki mescitleri de dikkate alındığında XIII. yüzyılın üçüncü çeyreğine tarihlendirilmektedir.






