Konya'da bir gecede kaybolan Eflâtun Mescidinin hikayesi

KÜLTÜR SANAT Yayınlanma : 09 Ekim 2025 03:10 Düzenleme : 09 Ekim 2025 03:13
Konya'da bir gecede kaybolan Eflâtun Mescidinin hikayesi
Bir zamanlar Alâeddin Tepesi’nin zirvesinde yükselen, Bizans’tan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan gizemli bir yapı vardı: Eflâtun Mescidi. Kilise olarak inşa edildi, mescide çevrildi, saat kulesine dönüştü ve sonra bir gecede yok oldu.

Peki, bu yapı neden bu kadar önemliydi? Eflâtun’un (Platon’un) mezarı mıydı, yoksa bir rasathane mi? Konya'nın en eski yapılarından biri nasıl ve neden yıkıldı?

KONYA’DAKİ EFLATUN MESCİDİNİN SIRRI NEYDİ

Selçuklu başkenti Konya’nın kalbindeki Alaaddin Tepesi’nde bulunan Eflatun Mescidi, bin yıla yaklaşan sırlarla dolu öyküsüyle birlikte yaklaşık yüz yıl önce yok edildi…

Eflatun Mescidi’ni Yusuf Yavuz satırlara döktü.

Bir zamanlar Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti olan Konya’nın ünlü Alaaddin Tepesi aslında eski bir höyük. Çatalhöyük gibi dünyanın ilk yerleşimlerinden birine ev sahipliği yapan Konya’nın geniş coğrafyasına yayılmış onlarca höyükten biri…

Bugün Selçuklu sultanlarının yattığı ‘Sultanlar Türbesi’ ve Alaaddin Camii’nin bulunduğu bu eski höyük ve çevresi park ve yeşil alan niteliği ile çay bahçeleri ve dinlence mekanlarını barındırıyor. Konya’nın kalbinde bulunan Alaaddin Tepesinde bir zamanlar Selçuklu sultanlarının köşkü bulunuyordu…

ANADOLU COĞRAFYASININ KİLİT TAŞI KONYA

Eski Yunanca’da ‘İkonion’, Latin dilinde ise ‘İconium’ olarak anılan bu tarihi kent, Roma’nın Anadolu’daki eyaletlerinden biri olduğunda Lykaonia adıyla Pamfilya’dan Kapadokya’ya, Kilikya’dan Galatya’ya kadar Orta Anadolu’nun merkezi oldu.

Bugünkü yaygın imajını bir yana bırakırsak Anadolu coğrafyasının kilit taşı niteliğindeki Konya’nın koynunda sakladığı sırların bir çoğu sıradışı bir tarihsel mirasa işaret eder.

Bugünkü çarpık muhafazakarlık anlayışının biçimlendirdiği kentin dikey betonarmelerinin arasında kaybolup giden köklü kültür mirası, 10 bin yılı aşan bir geçmişin izlerini taşır.

 

EFLATUNPINAR’DAN EFLATUN MESCİDİNE

Beyşehir’e bağlı Sadıkhacı köyündeki Hitit su anıtı Eflatunpınar’ı bir çoğumuz biliriz ancak Konya’nın kalbinde, Alaaddin Tepesi’nde yer alan Eflatun Mescidi’ni bilmeyiz…

Geçmişte var olduğu düşünülen bir tapınağın üzerinde inşa edilen kilisenin, zamanla önce saat kulesi bir dönem de rasathane olarak kullanıldığını belirten kaynaklara göre daha sonra üzerine çeşitli eklemeler yapılarak ‘Eflatun Mescidi’ adıyla mescide çevrilen bu yapı, 1920’lere kadar ayakta kalmış.

ÇATALHÖYÜK’TEN SELÇUKLU’YA UZANAN KÜLTÜR 

Konya’yı ziyaret eden bir çok seyyah ve araştırmacının fotoğrafladığı Eflatun Mescidi’nin 1921’e doğru dönemin belediyesince yıktırıldığı belirtiliyor.

Türkiye'nin önemli Bizans tarihçisi ve sanat tarihi uzmanı Semavi Eyice’nin, İslam Ansiklopedisi’nde yer alan makalesinde, Eflatun Mescidi’nin adının antik çağın ünlü filozofu Platon’la ilişkilendiren tarihi kaynaklara da yer veriliyor.

Yapımı 9. ila 11. Yüzyıllara tarihlenen Eflatun Mescidi’nden geriye bugün yalnızca birkaç kare fotoğrafla, Anadolu’nun binlerce yıldır süregelen zengin kültür tarihinin sırlarıyla anıları kaldı…

 

SELÇUKLU DÖNEMİNDEN BERİ EFLATUN’UN MEZARI SANILIYOR

Semavi Eyice’nin İslam Ansiklopedisi’nde ‘Eflatun Mescidi’ bölümünde verdiği bilgilere göre çeşitli yayınlarda ‘Amphilokios Kilisesi’, ‘Eflâtun Rasathânesi’ ve ‘Saat Kulesi’ gibi adlarla anılan tarihi yapıdan ilk bahseden kişi, Ebü’l-Hasan Ali b. Ebû Bekir el-Herevî’dir (ö. 611/1214-15).

 “Herevî, çağının başlıca ziyaret yerleri hakkında bilgi verdiği Kitâbü’z-Ziyârât adlı eserinde buradan, “Konya şehrinde büyük caminin yanındaki kilisede hakîm Eflâtun’un mezarı vardır” diye bahsetmiştir. Herevî’nin burada gömülü olduğunu bildirdiği Eflâtun ise İlkçağ’ın tanınmış felsefecisi Platon ile aynı kişi gibi görünmektedir. İslâm coğrafyacılarından Yâkut el-Hamevî de kaynak göstermek suretiyle bu bilgiyi MuǾcemü’l-büldân’ında tekrarlamıştır. Böylece bu eski Bizans kilisesi hakkında, aynı zamanda Eflâtun’un da mezarı olduğu yolunda daha Selçuklular zamanında yaygın bir rivayetin bulunduğu anlaşılmaktadır.

 

TÜRKLER PLATON’A, HIRİSTİYANLAR AMPHİLOTHEOS’A BAĞLADI

1465-1466’da Kudüs’e giden Rus hacısı Vasilij dönüşünde Konya’ya uğradığında gördüğü bu kilisenin Türkler tarafından Platon’a, Hıristiyanlar tarafından Amphilotheos’a (doğrusu Amphilokios) izâfe edildiğini belirttikten sonra, “Mezarı, büyük kapı ile sunağa göre kuzeydeki kapı arasında bulunmakta ve bu mezardan günümüze kadar hâlâ kutsal yağ sızmaktadır” kaydını ilâve eder. Amphilokios (ö. 401’e doğru) tanınmış hıristiyan din adamlarındandır. Büyük ihtimalle kilisede mezarı olan kişi bu Amphilokios’tur.

 

BELGELERDEKİ EFLATUN MESCİDİ

Selçuklu döneminde bu kilisenin, Selçuklu sarayındaki Hristiyan asıllı kadınların ibadetlerine tahsis edildiği yolundaki faraziyenin bir dayanağı yoktur. Buranın Eflâtun’un rasathânesi olduğuna dair söylenti de asılsızdır. Mehmed b. Ömer el-Âşıkı, 1005-1006 (1596-1597) yıllarında yazdığı eserinde Konya’dan bahsederken, “Buranın kalesinde Eflâtun’un kabri vardır” demektedir. Fakat Osmanlı idaresinin başlarında şehirdeki bu kilise Eflâtun Mescidi adıyla camiye çevrilmiştir. Nitekim Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki Karaman Eyaleti Defteri’nde 881 yılı Ramazanında (Aralık 1476) yazılan bir kayıtta, Eflâtun Mescidi’nin evkafı olarak iki dönüm arazi ile üç dönüm bağ görülmektedir. Böylece bu eski kilisenin Eflâtun Mescidi adıyla, iç kalede teşekkül eden mahallenin hizmetine tahsis edildiği anlaşılmaktadır. 

1872’DE SAAT KULESİ EKLENDİ

W. Ramsay’in yazdığına göre, XIX. yüzyıl içinde Konya Rumları bu mescidde namaz kılanların öleceğine dair bir söylenti çıkarmışlardı. Bu söylenti bir yana şehrin bu bölgesi zamanla iyice boşalmış, hatta yakındaki Alâeddin Camii’nin bile cemaati azalmış olduğundan Eflâtun Mescidi’nin artık terkedildiği düşünülebilir.

Belki de bu sebeple 1872’de Konya Valisi Burdurlu Ahmed Tevfik Paşa, Eflâtun Mescidi’ni bir saat kulesi haline getirmek için kubbesinin üstüne dört köşe ahşap bir oda yaptırarak bunun da üstüne yine ahşaptan bir kule oturtmuştur. Dört cephesinde birer saat kadranı bulunan bu kule ile altındaki odanın dışarı ile bağlantısı, binanın damından yukarı çıkan ahşap bir merdivenle sağlanmıştı. Böylece yeni bir hüviyet kazanan Eflâtun Mescidi Saathâne olarak adlandırılmıştır.

Binanın mihrap duvarının dış yüzüne Sultan Abdülaziz’in tuğrası, altına vilâyet mektupçusu Hâlet Bey tarafından yazılmış beş beyitlik bir tarih kitâbesi konulmuştu. Bunun son beytinde, “Bu bünyâdgehin tecdîdine Hâlet dedim târîh/Rasadgâh-ı Felâtun’ken yapıldı kulle-i sâat 1289 (1872)” mısraları bulunuyordu. Bu satırlardan, buranın evvelce Eflâtun Rasathânesi olarak adlandırıldığı mânasını çıkarmak mümkündür.

 

ÖNCE GAZ DEPOSU OLDU, ARDINDAN YIKILDI

Tepesine saat kulesi konulduktan sonra Eflâtun Mescidi’nin içi pencereleri örülerek ambar haline getirilmiştir. İ. Hakkı Konyalı çocukluğunda buranın gaz deposu olduğunu bildirir. Daha sonraları B. Pace cephane olduğu için binanın içine giremediğini yazar. I. Dünya Savaşı yıllarında Vali Muammer Bey zamanında yapının üstündeki ahşap oda ile saat kulesi sökülüp kaldırılmış, kubbenin üstü yeniden kiremitle kaplanmıştı.

1921’e doğru da yapı temellerine kadar yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır. Ancak bu tarihî bina tamamen unutulmuşken yıllar sonra gazetelerde Platon’un mezarının bulunduğuna dair haberler çıkmış, bunlara cevaplar verilmiş, arkasından da her şey yeniden unutulmuştur.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.