Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) uluslararası anlaşmalarla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Özdemir, MHP olarak ilgili anlaşmaların tamamına olumlu yönde oy vereceklerini belirtti.
KÜRESEL EKONOMİK SORUNLAR VE TEDARİK ZİNCİRİNDEKİ RİSKLER
Özdemir, Kovid-19 salgını sonrası kapanmalar, tedarik zincirlerindeki aksamalar ve küresel ekonomik sorunların derinleştiğini vurguladı. 2020'de dünya ekonomisinin yüzde 3,3 daraldığını, küresel ticaret hacminin 5,6 trilyon dolar azaldığını, 430 milyon kişinin işini kaybettiğini ve gıda enflasyonunun yüzde 25'in üzerinde seyrettiğini ifade etti. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının 550 milyar dolarlık ticarete uygulanan gümrük vergilerini gündeme getirdiğini, bunun küresel arz zincirlerini etkilediğini ve üretim maliyetlerini artırdığını söyledi. Sıkı para politikalarının merkez bankalarını yüksek faiz uygulamaya mecbur bıraktığını, IMF verilerine göre 65'ten fazla ülkenin politika faiz oranlarını ortalama yüzde 400 artırdığını belirtti. ABD Merkez Bankası'nın 2022'de 11 kez faiz artırımı yaparak oranı yüzde 0,25'ten yüzde 5,5'e çıkardığını aktardı. Bu durumun küresel ölçekte yatırım iştahını azalttığını, gelişmekte olan ülkelerde sermaye akımlarının daralmasına yol açtığını ve küresel ekonomik büyümeyi yavaşlattığını dile getirdi. 2024 itibarıyla dünya genelinde ortalama büyüme oranının yüzde 2,6, gelişmiş ekonomilerde ise yüzde 1,4 seviyesinde kaldığını, küresel doğrudan yabancı yatırımların ise 2021'deki 1,9 trilyon dolardan 2024'te 1,3 trilyon dolara düştüğünü söyledi. İleri nesil teknoloji ürünlerinin üretim ve tedariği ile bu ürünler için gerekli hammaddelerin dahi küresel rekabetin ana unsuru haline geldiğini ekledi.
SİLAHLI ÇATIŞMALAR VE YENİ GÜÇ DENGELERİ
Özdemir, dünyada aktif veya donmuş statüde yaklaşık 60 silahlı çatışma alanı olduğunu ve bu çatışmalardan etkilenen insan sayısının 250 milyonu aştığını dile getirdi. Yüksek teknoloji ürünlerinin üretiminin büyük kısmının sadece 10 ülke tarafından yapıldığını, nadir elementlerde Çin'in yüzde 63'lük paya sahip olduğunu belirtti. Bu durumun enerji ve teknoloji alanındaki bağımlılık risklerini artırdığını vurguladı. Ukrayna-Rusya savaşının enerji fiyatlarını yüzde 40 artırdığını, Ortadoğu'daki istikrarsızlığın petrol arzını tehdit ettiğini, Afrika kıtasındaki siyasi belirsizliklerin ise gıda güvenliğini riske attığını söyledi. Tek kutuplu dünya düzeninin çok kutuplu hâl almaya başlamasıyla bölgesel ve ittifaklara dayalı yeni güvenlik mimarisi arayışlarının hızlandığını, ekonomiyle alakalı alternatif seçenekler oluşturma çabalarının da arttığını belirtti. BRICS ülkelerinin 2024 itibarıyla küresel GSYİH'nin yüzde 31'ini oluşturmasının bu yönelimin en açık göstergesi olduğunu, G7 ülkelerinin payının ise yüzde 29'a gerilediğini ifade etti. Bu durumun yeni güç dengelerinin Asya ve Avrasya merkezli oluşmaya başladığını gösterdiğini söyledi. Doların hâkimiyetinin giderek sarsılması, altın rezervlerinin artırılması ve yeni nesil ticaret ödeme sistemlerinin elektronik ortamda kendisini göstermesi gibi gelişmelerin yeni koşullardaki güncel durumlar haline geldiğini aktardı. 2024 itibarıyla merkez bankalarının toplam altın rezervinin 36 bin tonun üzerine çıktığını, bunun 1970'lerden bu yana görülen en yüksek seviye olduğunu belirtti. Ülkelerin ikili ticarete daha fazla önem vermeye başladığını, hammadde çeşitliliğini sağlamak ve pazarlarını genişletme uğraşı verdiklerini kaydetti. UNCTAD verilerine göre, 2024 yılında ikili ticaret anlaşmalarının sayısının 430'u aştığını, bu sayının 2010 yılındaki 180 anlaşmanın iki katından fazla olduğunu ve bu eğilimin dünya ekonomisinde bölgeselleşmenin artan etkisini çok açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi.
TÜRKİYE'NİN DIŞ TİCARET STRATEJİSİ VE İHRACAT POTANSİYELİ
İsmail Özdemir, makul ve muteber olan ikili ticaret hacmini geliştirme stratejisini Türkiye'nin kararlı biçimde sürdürmesi gerektiğini, böylelikle ticaret potansiyelini geliştirirken, sanayi üretimini de artırarak küresel rekabette güçlü pozisyon alma hedefinin sağlıklı şekilde ilerleyebileceğini vurguladı. Türkiye'nin 2024 yılı toplam ihracatının 257,6 milyar dolar, ithalatının ise 361,8 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirtti. İhracatın yüzde 57'sinin Avrupa ülkelerine, yüzde 19'unun Asya'ya, yüzde 10'unun Afrika'ya, yüzde 8'inin ise Amerika kıtasına yapıldığını aktardı. Sanayi üretim endeksinin yıl genelinde yüzde 3,2 artış gösterdiğini söyledi. Tercihli ticaret anlaşmaları, serbest ticaret anlaşmaları, ortak pazar ve ekonomik birliğe dayalı milli gayretlerin, stratejik ortaklar ve Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere diğer ülkelerle yürütülen ilişkilerin ileri seviyeye taşınması adına Türkiye'nin potansiyelini artırmasını hedefleyen çabalar olduğunu dile getirdi. Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleriyle toplam ticaret hacminin 15 milyar doları aştığını, bu rakamın 2030'a kadar 50 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü belirtti. Türkiye'nin bu yapının lokomotif gücü olarak ekonomik, teknolojik ve lojistik açıdan lider konumda olduğunu vurguladı. İhracat odaklı büyüme politikasının gereği olarak var olan ticaret anlaşmalarının kapsam ve hacminin genişlemesinin ana strateji olması gerektiğini söyledi. Hükümetin sürdürdüğü politikalarda bu anlayışın başarılı bir şekilde yürütüldüğünü görmenin son derece müspet bir gelişme ve memnuniyet verici olduğunu ifade etti. 2024 yılında Türkiye'nin 8 ülke ile ticaret ve yatırım anlaşması imzaladığını, 20 ülke ile de müzakere sürecini başlattığını aktardı. Dünyanın koronavirüs salgını sonrasında toparlanma eğilimi göstermesiyle beraber 2021 yılından bu yana Türkiye'nin toplam 17 çeyrektir kesintisiz bir şekilde büyümeye devam etmesinin, sadece ekonomik olarak değil, dış politika anlamında da başarılı çalışmaların sürdürüldüğünü gösterdiğini söyledi. Ekonominin 2024 yılında yüzde 4,2 oranında büyüme kaydettiğini, kişi başına düşen millî gelirin 13 bin 600 dolar seviyesine ulaştığını ve mevcut durumda 15 bin dolar seviyesinin aşıldığını belirtti. Var olan bölgesel ve küresel risklere karşı, beraberinde gelen fırsatları değerlendirmeyi başaran Türk ekonomisi için ihracatın önem ve katkısının yadsınamaz bir gerçeklikten hareketle, potansiyeli geliştirmeye odaklanan politikaların sürdürülmesinin yerinde olacağını ifade etti. 2024 yılında ihracatın yüzde 42'sinin yüksek katma değerli ürünlerden oluştuğunu, teknoloji yoğunluklu sektörlerdeki payın her geçen yıl arttığını söyledi. Bu durumun Türkiye'nin 'üreten ekonomi' kimliğini güçlendirdiğini, rekabetçi yapıyı pekiştirdiğini ve cari açığın azaltılmasına katkı sunduğunu belirtti. Temennilerinin, Türkiye'nin ikili ticaret girişimlerinde diğer ülkelerle sürdürdüğü anlaşmaların kapsamının genişlemesinin yanında, rekabetçi koşulların yine Türkiye lehine daha da beslenmesini sağlayacak gayretlerin devam ettirilmesi olduğunu söyledi. Bu sebeple, ilgili anlaşmaların tamamına Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu yönde oy vereceklerini belirterek, gazi meclisi sevgi ve saygılarıyla selamladığını ifade etti.









