Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Meryem Seçen Yazıcı, otizmin bir hastalık olmadığını vurgulayarak, 'Otizmi aslında beynin dünyayı işleme biçimindeki bir farklılık olarak tanımlayabiliriz' dedi. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Dr. Yazıcı, otizm spektrum bozukluğunun, çocuğun sosyal iletişim kurma şeklini, çevresiyle etkileşimini ve davranış örüntülerini etkileyen nörogelişimsel bir durum olduğunu belirtti. Spektrum ifadesinin, belirtilerin her çocukta aynı yoğunlukta görülmemesinden kaynaklandığını ve bazı çocuklarda erken fark edilirken, bazılarında daha hafif ve geç anlaşılabildiğini ekledi.
İlk Belirtiler ve Ailelerin Sezisi Önem Taşıyor
Dr. Yazıcı, otizmin ilk belirtilerinin genellikle iletişim ve sosyal etkileşim alanlarında kendini gösterdiğini sıraladı. İsmiyle çağrıldığında dönüp bakmama, sosyal gülümsemenin sınırlı olması, göz teması kurmaktan kaçınma, ortak dikkat geliştirme davranışının azlığı veya çocuğun sanki kendi dünyasındaymış gibi görünmesi gibi durumlar en erken sinyaller arasında yer alıyor. Ayrıca, akranlarıyla ilgilenmeme, konuşmanın gecikmesi, tekrarlayıcı hareketler (ellerini çırpma, kendi etrafında dönme gibi), rutinlere aşırı bağlılık ve duyusal hassasiyetler de dikkat çeken unsurlar olarak belirtildi. Ailelerin sıklıkla dile getirdiği 'bir şeyler farklı' hissine mutlaka dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Erken Tanı ve Müdahalenin Kritik Önemi
Son yıllarda otizm tanısı alan çocuk sayısındaki artışa dikkat çeken Dr. Yazıcı, bu artışın sadece otizmin arttığı şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirtti. Gelişen tanı yöntemleri, artan farkındalık, ailelerin ve hekimlerin belirtileri daha erken tanıması ve eğitim/sağlık sistemlerindeki taramaların yaygınlaşması gibi faktörlerin de bu artışta önemli rol oynadığını söyledi. Erken tanının, çocuğun gelişim seyrini belirleyen en güçlü faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Yazıcı, 'Bekle ve gör' devrinin kapandığını ve en ufak bir belirti varsa fark edip harekete geçme zamanı olduğunu ifade etti. Özellikle ilk iki yılın, beyin gelişiminin en esnek olduğu altın dönem olduğunu ve bu dönemde başlanan müdahalelerin, iletişim, sosyal etkileşim ve davranış becerilerinde belirgin kazanımlar sağladığını belirtti. Otizmin, ilaçla tedavisi olmayan, yönetilebilir bir nörogelişimsel durum olduğunu ve doğru destekle çocukların iletişim becerileri, sosyal uyumu, akademik işlevselliği ve bağımsız yaşam kapasitesinin belirgin şekilde gelişebileceğini sözlerine ekledi. Teknolojinin (tablet, telefon vb.) kontrolsüz kullanımının, özellikle küçük yaşta beynin en esnek olduğu dönemde, sosyal gelişimi yavaşlatabileceği ve mevcut belirtileri belirginleştirebileceği konusunda uyarıda bulundu. Otizmle ilgili yaygın yanlış inanışların başında aşılar veya soğuk ebeveyn tutumlarıyla ortaya çıktığı inancının geldiğini belirten Yazıcı, bunun bilimsel bir karşılığı olmadığını ve otizmin doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılık olduğunu vurguladı. Son olarak, otizmli çocukların eksik değil, farklı gelişen bireyler olduğunu ve toplum olarak onlara erişilebilir ve saygılı bir alan açmanın sorumluluğumuz olduğunu belirtti.








