Saadet Partisi Konya Kadın Kolları Başkanı Fazilet Bütüner, gündeme ilişkin yaptığı açıklamada Türkiye’de yaşanan sorunların yalnızca ekonomik ya da siyasi krizlerden ibaret olmadığını, daha derin bir toplumsal çözülme yaşandığını ifade etti.
“TÜRKİYE DERİN BİR ÇÖZÜLME SÜRECİNDEN GEÇİYOR”
Değerli basın mensupları, Kıymetli hemşehrilerimiz,
Türkiye bugün birçok sorunla karşı karşıyadır. Ekonomi konuşuluyor, güvenlik konuşuluyor, siyaset konuşuluyor. Ancak şunu açıkça ifade etmek zorundayız: Bu sorunların kalıcı hâle gelmesinin sebebi, insanın, toplumun, siyasetin ve kurumların birlikte aşındığı derin bir çürüme sürecidir.
Bu çürüme bir günde ortaya çıkmamıştır. Geçici bir kriz de değildir. Zamanla biriken, derinleşen ve hayatın her alanına yayılan yapısal bir çözülmeden söz ediyoruz.
“BİREYSEL ÇÖZÜLME TOPLUMA YANSIYOR”
Bu çözülme, önce bireyin içinde başlar. İnsan hayatını bir anlamla ilişkilendiremediğinde, sorumluluk duygusu zayıflar. Hayat; emanet olarak değil, “ne kadar kazanırım, ne kadar tüketirim” sorusu üzerinden yaşanmaya başlar.
Bugün birçok alanda “Doğru mu?” sorusunun geri planda kaldığını, “Bana ne kazandırır?” anlayışının öne çıktığını görüyoruz. Bu anlayış; iş hayatında hakkın yenmesini, kamuda torpilin normalleşmesini, günlük hayatta yalanın sıradanlaşmasını beraberinde getirmektedir.
“AİLE KURUMU BASKI ALTINDA”
Bireysel düzeyde başlayan bu çözülme, kısa sürede toplumsal bağları zayıflatmaktadır. Bunun en açık sonucu ailede görülmektedir.
Aile, değerlerin öğrenildiği ilk yerdir. Ancak bugün aile; ekonomik baskılar, iletişimsizlik ve güvensizlik altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Hükümet 2025 yılını aile yılı olarak ilan etmiş lakin toplumun temel taşı olarak nitelendirilen aile; ekonomik ve sosyal haklar bakımından büyük kayıpların yaşandığı bir yıla dönüşmüştür. Toplumu oluşturan aile kendi başının çaresine bak politikasına kurban edilmiştir.
“SİYASAL ÇÜRÜME TOPLUMU ETKİLİYOR”
Toplumsal çözülme derinleştikçe bu durum kurumlara da yansımaktadır. Liyakat geri plana itilmekte, kayırmacılık yaygınlaşmakta, adalete olan güven her geçen gün daha da zedelenmektedir.
Bu tabloyu derinleştiren en önemli unsurlardan biri de siyasal çürümedir. Siyaset ahlaki zeminini kaybettiğinde hizmet yarışı yerini çıkar mücadelesine bırakmaktadır. Devletin imkânları emanet olmaktan çıkıp rant ve menfaat aracına dönüştüğünde, toplumun tamamı zarar görmektedir.
“KAYIP ÇOCUKLAR KONUSUNDA ŞEFFAFLIK ŞART”
Dünyada son dönemde yaşanan gelişmelerin de küresel ölçekte ahlaki ve toplumsal çürümeyi gözler önüne serdiğini belirten Bütüner, Epstein dosyasında ortaya çıkan gerçeklerin yıllarca sessiz kalan siyaset ve toplum kesimlerini yeniden sorgulanır hale getirdiğini ifade etti.
Tüm bu gelişmeler karşısında somut adımlar atılması gerektiğini belirten Bütüner şu ifadeleri kullandı:
“Vakit kaybetmeden somut ve kararlı tedbirler alınması artık bir zorunluluktur. Atılması gereken ilk adım, kayıp çocuklarımızın nerede olduğu sorusuna açık, şeffaf ve tatmin edici yanıtlar verilmesidir. Çocukların güvenliği, hiçbir siyasi hesaplaşmanın ya da ideolojik tartışmanın gölgesinde bırakılmamalıdır.”
“AHLAKLI SİYASET MÜMKÜNDÜR”
Toplumsal barışı zedeleyen ayrıştırıcı söylemlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Bütüner, ahlaki değerleri aşındıran yayın ve uygulamalara karşı da açık bir tavır alınması gerektiğini söyledi.
Açıklamasının sonunda Saadet Partisi olarak adalet, liyakat ve ahlaki sorumluluk temelinde bir Türkiye hedeflediklerini belirten Bütüner şu ifadeleri kullandı:
“Saadet Partisi olarak; hakkın, hukukun, liyakatin ve ahlaki sorumluluğun egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki; ahlaklı siyaset mümkündür, adil bir düzen mümkündür ve bu ülkenin geleceği yeniden ahlak ve maneviyatla inşa edilebilir.”








