Uzman isimden kuraklığa çözüm önerisi: Su kanunu bir an önce çıkarılmalı

TARIM-HAYVANCILIK Yayınlanma : 29 Ocak 2026 15:05 Düzenleme : 29 Ocak 2026 15:14
Uzman isimden kuraklığa çözüm önerisi: Su kanunu bir an önce çıkarılmalı
Ziraat Yüksek Mühendisi Çalış, Türkiye’de ve Konya’da derinden hissedilen kuraklık krizine karşı hazırladığı raporla çözüm sundu. Çalış, su yönetiminin doğru yapılması ve krizin çözümü için su kanununun şart olduğunu söyledi

Türkiye kuraklık tehdidi altında geçirdiği 2025 yılının ardından yağmur ve kar yağışlarıyla nefes aldı. Ancak baraj ve göllerin yeterli düzeyde dolmaması riskin devam ettiğini gösteriyor.

Kuraklık haritasında ilk sıralarda yer alan Konya’da yetkililer suyun tasarruflu kullanımı konusunda sık sık uyarılarda bulunurken Ziraat Yüksek Mühendisi Celil Çalış, Türkiye'nin su karnesini açıkladı. Çalış, “Türkiye’nin Su Yönetimi Sınavı: Temel Sorunlar ve Gelecek İçin Çözüm Yolları” başlıklı makalede, suyu neden etkili kullanamadığımızı irdeledi.

2025 yılındaki nüfusun beslenmesi için tarımsal üretimin 2 katına çıkarılması gerektiğini vurgulayan Çalış, sosyal refahın temelini oluşturan en stratejik kaynağın ise su olduğunu kaydetti.

Artan nüfus ve iklim değişikliği baskısıyla Türkiye'nin su kaynaklarını akılcı olarak yönetmek zorunda olduğunu belirten Çalış, "Kişi başına düşen yıllık yaklaşık 1300 metreküp kullanılabilir su potansiyeli ile uluslararası standartlara göre 'su azlığı çeken bir ülke' kategorisinde yer almamız, bu konunun aciliyetini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bu rakam, bizi mutlak bir su fakiri yapmasa da mevcut kaynaklarımızı ne kadar verimsiz ve dağınık yönettiğimizi gözler önüne seren kritik bir eşiktir. Asıl sınavımız suyun yokluğu değil, yönetim aklının eksikliğidir" dedi.

SUYUN BÜYÜK KISMI TARIMSAL SULAMADA KULLANILIYOR

Türkiye’nin su karnesini rakamlarla anlatan Çalış, şunları söyledi:
“Mevcut durumda ülkemizde yıllık toplam kullanılabilir su miktarı 112 milyar metreküp, kullanım Oranı ise yüzde 48’dir. Yani potansiyelimizin yarısından azını kullanıyoruz.

Geri kalanı ise denize akıyor veya sınır aşıyor. Bu oranda tarımsal sulama payı yüzde 75.    Kullandığımız suyun dörtte üçü tarım için harcanıyor. Bu, en büyük kullanım alanıdır.

Ekonomik sulanabilir arazi 8,5 milyon hektar. Mevcut sulanan alan 6,8 milyon hektar Barajlardaki doluluk oranı ise ~%30. İklim değişikliği ve yağış azlığı nedeniyle depolama kapasitemizin oldukça altında.

Bu rakamlar, Türkiye’nin suyunun büyük bir kısmını tarım için kullandığını ancak aynı zamanda iklimsel baskılar nedeniyle depolama alanlarının kritik seviyelerde olduğunu göstermektedir.

Peki, bu kadar büyük bir potansiyele ve tarımsal ihtiyaca rağmen suyu ne kadar verimli kullanabiliyoruz? İlk büyük sorunumuz burada başlıyor.

TÜRKİYE SUYU NEDEN ETKİN KULLANAMIYOR?

Türkiye’nin su yönetimindeki temel zorlukları üç ana başlık altında toplayabiliriz. 

Sorun 1: “Kayıp ve Kaçak”- Verimsiz Altyapı ve Yanlış Uygulamalar

Su kaynaklarımızın en büyük düşmanı, tarlaya ulaşamadan kaybolan sudur. Bu yapısal sorunun temelinde iki ana neden yatmaktadır:

Eski Altyapı: Özellikle sulama kooperatifleri ve birlikleri tarafından yönetilen sulama alanlarındaki altyapılar eskimiş durumdadır. Bu durum, suyun iletimi sırasında ciddi sızıntılara ve kayıplara yol açmaktadır.

Verimsizlik: Teknik olarak “Sulama Randımanı” adı verilen bir kavram vardır. Bu, su kaynağından alınan suyun ne kadarının bitkinin köküne ulaştığını gösteren bir verimlilik ölçüsüdür.

Türkiye’de bu oranın ortalama %50’nin altında kalması, yani barajdan çıkan iki kova sudan sadece birinin bitkinin köküne ulaşması demektir. Diğer kova ise yolda sızdıran kanallarda, buharlaşarak veya salma sulama gibi ilkel yöntemlerle heba olmaktadır.

Fiziksel altyapıdaki sorunlar kadar, suyu yöneten kurumsal yapıdaki karmaşa da verimsizliğin bir diğer önemli nedenidir.

SU YÖNETİMİNDEKİ SORUNUN SEBEBİ ÇOK BAŞLILIK

Sorun 2: “Kaptan Kim?” – Kurumsal Yetki Karmaşası

Türkiye’de su yönetimi, ne yazık ki “çok başlı” bir yapıya sahiptir. Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım Orman Bakanlığı içerisinde Devlet Su İşleri (DSİ) ve Su Yönetimi Genel Müdürlüğü gibi birçok farklı kurumun su üzerinde yetkisi bulunmaktadır. Bu yetki çakışmaları, kaçınılmaz olarak üç kritik sonucu doğurmaktadır:

Kaynak İsrafı: Farklı kurumların benzer görevleri üstlenmesi, mükerrer projelere ve kamu kaynaklarının boşa harcanmasına neden olmaktadır.

Karar Almada Gecikme: Her kurumun kendi sorumluluk alanını koruma refleksi, bütüncül kararların alınmasını engellemektedir.

Bunun en somut örneği, su yönetimini tek bir çatı altında toplaması hedeflenen “Su Kanunu” taslağının 2012’den beri yasalaşamamasıdır.

Bu gecikme, sorunun teknik değil, tamamen kurumsal direnç ve siyasi iradeyle ilgili olduğunun en net göstergesidir.

Bütüncül Planlama Eksikliği: Su konusunu düzenleyen 30’dan fazla dağınık kanun, su yönetimini bir yapbozun parçaları gibi ele alır.

Bu parçalı yapı, havzaları bir bütün olarak gören ve suyun nereden gelip nereye gideceğini planlayan bir ‘Milli Su Planı’ oluşturmayı imkânsız hale getirir.

Mevcut organizasyon sorunları çözülmeye çalışılırken, tüm bu sistemi daha da kırılgan hale getiren bir başka büyük baskı unsuru daha var: iklim değişikliği.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SU KAYNAKLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR

Sorun 3: “Isınan Dünya, Kuru Topraklar”- İklim Değişikliğinin Baskısı

İklim değişikliği artık teorik bir tehdit değil, Türkiye’nin su kaynaklarını doğrudan etkileyen somut bir gerçektir. Etkileri iki alanda yoğunlaşmaktadır:

Azalan Yağışlar: Yağış rejimindeki değişimler ve kuraklığın artması, su depolama alanlarımızı vurmuştur.

Ülke genelindeki göl, gölet ve barajlardaki doluluk oranı ortalama %30 seviyelerine kadar gerilemiştir. Bu durum, gelecekteki su arz güvenliğimiz için ciddi bir alarmdır.

Artan Belirsizlik: İklim değişikliği ne zaman ne kadar yağış düşeceğini tahmin etmeyi zorlaştırmakta ve su miktarı üzerindeki belirsizlikleri artırmaktadır.

Bu da uzun vadeli planlama yapmayı zorlaştırmakta ve su güvenliğini bir krize dönüştürme riski taşımaktadır.

SU KAYNAKLARINI GÜVENCE ALTINA ALMAK İÇİN 3 TEMEL ÇÖZÜM

3. Geleceğe Bakış: Çözüm İçin Atılması Gereken Adımlar

Karşılaşılan bu ciddi sorunlara rağmen, stratejik ve kararlı adımlarla Türkiye’nin su geleceğini güvence altına almak mümkündür. Çözüm yolu üç temel stratejiden geçmektedir:

Tek Yetki, Hızlı Karar: Yeni Su Kanunu Kurumsal karmaşayı sonlandırmak için ilk ve en acil adım, 2012’den beri bekleyen “Su Kanunu”nun bir an önce yasalaşmasıdır.

Bu kanun, suyla ilgili tüm planlama, yönetim ve yatırım yetkilerini tek bir çatı altında toplamalıdır. AFAD modelinde olduğu gibi hızlı karar alabilen ve etkin bir şekilde uygulayabilen bir “Devlet Su İşleri Başkanlığı” yapısı, bu karmaşayı çözmenin anahtarı olabilir.

Modernleşme Şart: Altyapı Rehabilitasyonu ve Teknolojik Sulama Suyu tarlaya kayıpsız ulaştırmak birincil hedef olmalıdır. Bunun için eski sulama şebekeleri ve kanallar hızla yenilenmelidir.

Daha da önemlisi, suyun büyük kısmının israf olduğu geleneksel yüzey (salma) sulama yerine, doğrudan bitki köküne su veren yağmurlama ve damla sulama gibi modern ve teknolojik sistemlere geçiş devlet teşvikleriyle hızlandırılmalıdır.

Temel hedef, “Sulama Randımanını” acilen %70 seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Ayrıca hızla gelişen yenilenebilir enerji kaynaklarının tarımsal sulamada kullanılması rehabilite edilecek sulama yatırımlarında verimliliği arttıracaktır.

Stratejik Planlama: Havza Bazında Yönetim ve Ürün Deseni Bu, pasif ve reaktif bir model olan “Elimizdeki suya göre ne ekiyorsak odur” anlayışından, proaktif ve stratejik bir model olan “Ülkenin ihtiyacı olan stratejik ürünleri nerede en verimli şekilde yetiştirebiliriz ve suyu oraya nasıl ulaştırırız?” vizyonuna geçmektir.

Klasik anlayışın ötesine geçerek, “TARIMA GÖRE SU” tedarikini sağlayacak stratejik bir planlama yapılmalıdır. Bu yaklaşım, suyun bol olduğu havzalardan suyun kısıtlı olduğu tarım havzalarına su transferi gibi büyük devlet projelerini cesurca ele almayı gerektirir.

Aynı zamanda, devlet destekleme politikaları, su potansiyeli yüksek olan bölgelerde su isteği fazla olan stratejik ürünlerin (örneğin mısır, pamuk) yetiştirilmesini teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

SU KANUNU BİR AN ÖNCE ÇIKARILMALI

Türkiye, su yönetimi konusunda kritik bir yol ayrımındadır. Mevcut altyapısal, kurumsal ve iklimsel sorunlar, ülkenin gıda güvenliği ve ekonomik refahı için somut bir risk oluşturmaktadır. Ancak bu tablo, umutsuz olmak için bir neden değildir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin su geleceği, yeni barajlar veya kanallar inşa etmekten çok, öncelikle suyu yöneten kurumsal yapıyı ve stratejik vizyonu inşa etmekle güvence altına alınacaktır. “Su Kanunu” olmadan yapılacak her altyapı yatırımı, temeli olmayan bir binaya kat çıkmaya benzeyecektir.

Tarımsal varlığımızın farkına vararak tarıma ve tarımcıya fırsat verilmesi durumunda tarım camiası olarak ülkemize ekonomik, sosyal anlamda beklenenden çok daha fazla katkı yapacağımız inancındayım.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.