Hz Mevlana derki : Hayatın imtihanı kağıt kalem ile olmaz. Kul, kul ile sınanır.
Bugünlerde hepimiz bunu yaşıyoruz.
Kim kime yapışırsa.
Birilerini suçlama şemsiyesi ile kendimize eziyet ettiğimizin de farkında değiliz.
Güvenimizi kaybediyoruz ama kaybetme yollarınada, ısrarla hamle üstüne hamle yapıyoruz.
Kimi örnek alıyoruz?
Kimlerin tarihini tekerrür ettiriyoruz?
Size bir ‘Vurgun hikayesi’ aktarayım.
Belleklerde belki bir çağrışım yapar.
Bir gün bir kilisenin kapısında iki dilenci peydah olur. Biri temiz pak yüzlü, diğeri pasaklı, insanların yüzüne bakmaktan kaçındıkları cinsten.
Temiz olanın önünde bir yazı; "Ben yoksul bir Hristiyanım, lütfen yardım edin."
Karanlık suratlı olanın da önünde bir yazı var; "Bütün varlığını kumarda ve zinada kaybetmiş bir Yâ'hudiyim. Paraya ihtiyacım var."
Pazar ayininden çıkanların hepsi, öfkeyle Yâ'hudi dilencinin önünden geçip, Hıristiyan dilenciye sadaka veriyorlar.
Haftalarca böyle sürüp gidiyor bu iş.
Sonunda Papaz Yâ'hudi dilenciye acıyor, yanına yaklaşıp diyor ki;
"Bak, haftalardır avuç açıyorsun burada, tek kuruş sadaka toplayabilmiş değilsin.
Seni gören hiddetleniyor, parayı diğer dilenciye veriyor. Şu önündeki yazıyı kaldırsan, Yâ'hudi olduğunu söylemesen, kumarı ve zinayı falan işe karıştırmasan, üç beş de sen kazanırsın."
Yâ'hudi dilenci gülümsüyor ve diğer dilenciye dönüp şöyle diyor;
"İşittin mi Salomon?
Papaz bize ticaret öğretiyor".
Kendimize dönüp bir bakalım. Bu hikayedeki pasaklılar bizi vuruyor.
Gençlerimizi, ailelerimizi vuruyor.
Milli ve manevi değerlerimizden bi haber hale getiriyor.
Hayatımızın, geleceğimizin, nesillerimizin İstiklal ve istikbalimizi belirleyecek en önemli hayat tarzımız edep ve ahlak üzerine kurulu değil miydi?
Ne oldu?
Namus günahtan özür diliyor.


