Hepimizin nüfus kağıdı var.
Ülkesi olan, ülkesinin vatandaşı olana tanınması, bilinmesi ve adres bilgileri için nüfus kağıdı verilir.
O zaman nüfus nedir diye sorulsa düşünmeden şu cevap verilir.
Doğduğu yer. Baba ve ana adı, isim ve soyadı ile doğum tarihi nüfustur.
İsim ve soy isim, baba adı, ana adı ve doğum tarihi ile doğum yeri benzerliği olanla vatandaşlık bilgileri karışmaması için bir numara verilir. Ona da TC numarası denir.
Nüfusun yanında bir de nüfuz vardır.
Nüfus kağıdı olanın bir de nüfuzu vardır.
Ama bunun kağıdı yoktur.
Çünkü resmi ve süreli değildir.
O zaman nüfuz nedir diye sorsalar şu cevap verilir.
Bir kişinin veya devletin kendisinin dışındakiler üzerinde etkili olması veya sözünü geçirmesi demektir.
Nüfuz bazen de çevresinde sözü dinlenen, dediğini yaptıran ve hatırı sayılır gücü olan kimseler için kullanılır.
Böyle nüfuzu olan kimseler haksızlık yapmazlar. Adaletten ayrılmazlar. Kayırmacılık yapmazlar, ehil olmayan kişiye sırf benim adamım diye makam vermezler. Fakir fukaranın, garip- gurebanın her daim yardımına koşarlar, bulunduğu yerin veya makamın namusuna leke düşürmezler.
Devletin ve milletin malının mukaddes emanet olduğunu bilirler.
En güzeli.
Bu insanlar hep hayırla yad edilirler.
Şunu unuttuk.
Nüfuz sahibi olabilmesi için insanın ya kamuda makam sahibi olması, ya da piyasada iyi para sahibi olması gerekir.
Şunu da bir kenara not etmekte fayda vardır.
Sülalenin veya ailenin büyüğü vardır. Ancak makamı ve parası yeterli olmadığı için bazen sözü geçmeyebilir.
Oda idareciliktir.
Bir başka konuyu da araya sıkıştıralım.
Okulların yıllık eğitim ve öğretim dönemi sonu yaklaştı.
Tatil heyecanı da başladı.
Bir anekdot paylaşayım.
İmam Malik ( R.a) Mescid-i Nebevî'de hadis dersi verdiği bir gün, Medine'ye daha önce hiç görülmemiş büyük bir filin getirildiği duyulur. Kalabalık halk ve talebeler bu sıradışı hayvanı görmek için dışarı koşarak ders halkasını terk eder. Talebelerden yalnızca Yahya bin Yahya el-Leysî yerinde oturmaya devam eder.İmam Mâlik, neden dışarı çıkmadığını ve daha önce hiç fil görüp görmediğini sorduğunda, talebesinden şu cevabı alır:
"Hayır, görmedim. Ancak ben buraya fil görmeye değil; taa Endülüs'ten (İspanya) İmam Mâlik'i dinlemeye, ondan ilim tahsil etmeye geldim."
Bu adanmışlık karşısında İmam Mâlik talebesini tebrik eder. (Yahya bin Yahya el-Leysî, daha sonraki yıllarda Mâlikî mezhebinin Kuzey Afrika ve Endülüs'te yayılmasını sağlayan en büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden biri olmuştur.)
Yeni dönem için bir tavsiye niteliği taşıyan bu anekdot bize şunu anlatıyor.
Dikkatinizi luzumsuz konulara dağıtmayın. Enerjinizi boşa harcamayın
Seyretmek için öğrenmeyi ihmal etmeyin.


