İklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir dönem başlıyor: Karbon ayak izini diğer binalara göre yüzde 85 ila 90 oranında azaltabilen pasif binalar, sıfır enerjili bina hedefine ulaşmada kritik bir köprü görevi görüyor.
PASİF BİNALARIN YÜKSELEN ÖNEMİ
Her yıl 8 Kasım'da kutlanan Dünya Şehircilik Günü, şehirlerin iklim değişikliği ve hızlı kentleşme gibi etkenler nedeniyle karşı karşıya kaldığı sosyal, ekonomik ve çevresel dengesizliklere dikkat çekiyor. Hava kirliliğindeki artış, su kaynaklarının azalması ve yeşil alanların kaybı gibi çevresel riskleri en aza indirmek için binaların iklime duyarlı inşa edilmesi büyük önem taşıyor. Bu noktada, yüksek konforu düşük enerji tüketimiyle sağlayan pasif binalar, iyi tasarım, kaliteli işçilik, üstün yalıtım ve gelişmiş havalandırma sistemleriyle öne çıkıyor. Solo Tasarım ve Danışmanlık kurucusu, mimar ve pasif bina tasarımcısı Esra Aydınoğlu, pasif binaların bir inşaat tekniğinden ziyade bir performans standardını temsil ettiğini vurguluyor. Aydınoğlu, doğru planlama ve titiz uygulama ile bu binalarda enerji ihtiyacının minimuma indirildiğini belirtiyor. Kışın insan vücut ısısının bile odanın ısısını korumaya katkı sağlayabildiği bu binalarda, verimli ısıtma sistemleri ve yüksek iç hava kalitesi ile konfor sağlanıyor. Yaz aylarında da iklimlendirme ihtiyacının büyük ölçüde ortadan kalktığına dikkat çeken Aydınoğlu, pasif bina standardının yerel iklim koşullarına göre uyarlanarak dünyanın her yerinde uygulanabileceğini ekliyor.
YENİ STANDARTLAR VE PASİF BİNA FARKI
Türk Standardları Enstitüsü'nün (TSE) 'TS 825 Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standardı'na göre, 31 Mart 2025 öncesi yapılan binalarda enerji tüketimi metrekarede yıllık 120-150 kilovat saat iken, 1 Nisan 2025 sonrası bu rakam 70-90 kilovat saate düşecek. Ancak pasif binalar, kesintisiz ve üstün yalıtımlı kabukları sayesinde enerjiyi maksimum düzeyde koruyarak metrekarede yıllık yalnızca 15 kilovat saat tüketimle fark yaratıyor. Mevcut binalar da EnerPHit standardına göre yenilenebilir ve karbon ayak izi önemli ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede alerjik astım ve küfe bağlı hastalıklar engellenirken, iç mekan konforu ve yaşam kalitesi artıyor.
GELECEK NESİLLERE TEMİZ BİR DÜNYA
Aydınoğlu, pasif binaların iklim değişikliğiyle mücadelede atılacak adımların en somut örneklerinden biri olduğunu belirtiyor. Tüketim alışkanlıklarını değiştirerek ve pasif binalarda yaşayarak, çalışarak veya üreterek karbon ayak izini yüzde 85-90 oranında azaltmanın mümkün olduğunu vurgulayan Aydınoğlu, fosil yakıt kullanımını düşürme ve bu düşük enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan karşılama şansına sahip olunduğunu ifade ediyor. Türkiye'nin pasif bina kavramıyla 2011 yılında tanıştığını da sözlerine ekleyen Aydınoğlu, evrensel tasarımın ve düşük karbon anlayışının şehir vizyonunun merkezinde yer alması gerektiğini dile getiriyor.








