AMBARIN ANAHTARINA SAHİP ÇIKALIM

Yayınlanma : 14 Mayıs 2026 10:43
Düzenleme : 14 Mayıs 2026 10:44

Dünya Çiftçiler Günü (14 Mayıs) nedeniyle 12 Mayıs’ta Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen programa katılan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, burada yaptığı konuşmada çiftçilerimize hitaben:Şu gerçeği artık herkes kabul ediyor. Su stresi ve iklim krizinin yanı sıra son dönemde patlak veren salgın, sıcak savaş ve çatışmalar da gıda arz güvenliğinin önemini tescillemiştir. Son dönemde 'gıda milliyetçiliği' denilen kavramın küresel ölçekte yaygınlık kazandığını görüyoruz. Türkiye olarak hamdolsun tüm bunlara karşı tedbirlerimizi önceden aldık. 'AMBARIN ANAHTARI KİMDEYSE GÜÇ ONDADIR' diyerek planlamamızı bu gerçeklere göre yaptık. Bir taraftan dengeli dış politikamızla etrafımızı saran ateş çemberinden ülkemizi ve milletimizi korurken, diğer taraftan 86 milyon vatandaşımızın gıda emniyetini sorunsuz şekilde sağlamayı başardık.” Sözleri ile tarımsal üretim adına umutlandık.

Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı’nın programda yaptığı konuşmada söylediği “Tarımın ne kadar stratejik bir alan olduğunu tüm dünyanın artık çok daha net görmektedir. Savaşlar, salgınlar, iklim değişikliği ve su krizleri, bir kez daha göstermiştir ki ülkelerin en büyük gücü üretim kabiliyetidir. Biz de bu bilinçle hareket ediyoruz."  İfadeleri de bizleri sevindirdi. Ne kadar doğru bir tespit, umarız söylenenler eyleme de yansır; umarız uygulamada da tarımsal üretime daha fazla önem verilir. Toprağın bereketi sadece toprağa düşen yağmurla değil, doğru planlamayla, güçlü desteklerle ve sürdürülebilir üretimle mümkün olduğunu bilinci tüm ilgili kurum ve kuruluşlarda yaygınlaşır.

Öte yandan son yıllarda çiftçi para kazanamadığı için tarlasındaki ürünü söküp bir daha ekmemek üzere toprağını terk ettiği gerçeği ortada. Bazı çiftçiler toprağına küserek kırsal alandan şehirlere göç etmeye başladı. Sonuçta tarımsal faaliyetlerle uğraşanların sayısı gün geçtikçe azalıyor. Tarımsal üretim azalıyor. Azalan tarım ürünlerine ulaşımında ortaya çıkan hayat pahalılığını önlemek adına hükümetin en kolay yaptığı şey; tarım ürünleri ithalatını kolaylaştırmak ve ithal buğday, mercimek nohut ve fasulye ile idare etmek çare mi? Bu durumun sürdürülebilirliği mümkün mü?

Türkiye’de nüfusun artması, buna karşılık toplam tarım alanları miktarının azalması sonucu kişi başına düşen tarım alanı miktarı da azalmaktadır. TÜİK verilerine göre; 2000’de 26,4 milyon hektar büyüklüğünde olan ekilebilir tarım alanları 2022 yılına gelindiğinde 23,1 milyon hektara geriledi. Tarım alanlarımızın neredeyse yüzde 13’lük kısmı azaldı. Artan nüfusa rağmen çiftçi sayısı da azaldı.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerine göre 2002 yılında Türkiye’de yaklaşık 2,6 milyon çiftçi varken, bu rakam 2025 yılı sonu itibarıyla 2,3 milyona kadar geriledi. Tabii bu rakama sadece tarımsal yardım desteğinden faydalanmak için ailecek kayıt yaptıran değişik meslek sahipleri de dâhildir. Gerçekte çiftçilikle uğraşan sayısı daha azdır. Çiftçilik yaşı 58’e dayandı. Gençlerde çiftçilik yapmıyor.

Bütün bunlara rağmen;  ülkemiz tarım alanları varlığı ve tarım çalışanlarının kapasitesi doğru yönetilir ve sürdürülebilir plan ve projelerle desteklenirse kendi kendine yetmeye devam edeceği gibi dünya gıda güvenliğinde söz sahibi ülke olma potansiyeline sahiptir. Yeter ki doğru tarım politikaları uygulansın, tarıma ve çiftçiye gerekli önem ve değer verilsin.

Birleşmiş Milletler Raporu (2020) uyarıyor: Dünyada her geçen gün açlık çeken insan sayısı artarken ve kötü beslenme giderek yaygınlaşırken 2030 yılı itibariyle Sıfır Açlık Hedefine ulaşmak mümkün olmayabilir. Onun için ülkeler gıda güvenliği sorununu milli güvenlik meselesi olarak görmeli ve tedbir almalıdır. Yani bir ülke kendine yeterli enerji-su -gıda üretmeli; tarımsal faaliyetleri ihmal etmemelidir. Buna Türkiye’de dâhildir.

Bizlerde gıda ambarlarını dolduran üretimin gücünü, ambarın anahtarını elinde bulunduran tarım çalışanlarına, tarlayı ekip diken, hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimize sahip çıkmalıyız. Ambarların anahtarının başkalarına geçmesine izin vermemeliyiz. Yarın çok geç olmadan. Kalın sağlıcakla.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.