“KİMSİNİZ YA, SİZ KİMSİNİZ?”

Yayınlanma : 07 Mayıs 2026 01:02
Düzenleme : 07 Mayıs 2026 01:02

Ordu’nun Perşembe yaylasında yapılan maden sondaj çalışmalarına tepki gösteren yöre halkında bir hanımın işletme sahiplerine tepki olarak söylediği şu sözler sosyal medyada ve televizyonlarda gündem oldu. Ne diyordu kadın:

Bu yaylaya sahip çıkacak bir Müslüman yok mu? Bu adamlar nereden gelmişler? Biz onların memleketlerine gidip sularını kesiyor muyuz? Doğasına zarar veriyor muyuz? Allah, Allah tövbe, tövbe yarabbi! Kimsiniz ya siz, kimsiniz? Nedir bu ya? “

O kadar haklı ki; tüm bu yapılanlar, maden uğruna, altın uğruna, kömür uğruna, enerji santralleri uğruna bu güzellikleri yok etmeye değer mi? Memleketimizin en nadide köşelerinde madencilik faaliyetleri uğruna yaşanan manzaralar birbirinin aynı. Yerel halk isyan etse de sesini çok da duyan yok. Mahkeme kararlarına rağmen çalışmaların çoğu devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporları da yetersiz kalıyor. Doğanın güzellikleri, yeşil dokumuz, sulak alanlarımız, zeytinliklerimiz, fındık tarlaları, yaylalar, meralar madencilik faaliyetlerine kurban ediliyor.

Doğal olarak insanlar isyan ediyor: “Kimsiniz ya siz? Ne yapıyorsunuz? Kime sordunuz?”

Aslında her şey yasalara uygun. Mevcut maden yasası öyle bir yasa ki; yeraltındaki zenginlikleri ortaya çıkarmak uğruna her şeyi mubah kılan, maden yatırımcılarının işini kolaylaştıran bir yasa. Bu kapsamda; Devletin güvenlik güçlerini arkasına alan yatırımcıların gözü maalesef hiçbir şeyi görmüyor.

Maden arama ve işletme faaliyetlerinin, ekosisteme, doğal kaynaklara ve insan sağlığına kalıcı zararlar vererek çevreyi tahrip etmesi sürecine “doğa katliamı” denilmektedir. Bu faaliyetler genellikle ormanlık alanların, yeşil dokunun yok edilmesi, tarım topraklarının zarar görmesi,  yeraltı sularının kirlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi telafisi mümkün olmayan ciddi sorunlara yol açmaktadır.

Bu tür faaliyetler, ekonomik getiri sağlama amacı taşısa da, çevreye verdikleri geri dönülemez zararlar nedeniyle – doğa katliamı nedeniyle- sık sık hukuki ve toplumsal tepkilerle karşılaşmaktadır.  Yatırımcı “yapacağım” diyor; yöre halkı “hayır yaptırmam” diyor. Bu haliyle her gün haberlere konu olmaktadır. Tüm bunların bir orta noktası bulunması gerekmiyor mu?

Karadeniz’deki güzelim yaylaların yanı sıra, Kaz dağlarında yapılanlar;  Turgutlu Çaldağı; Muğla ikizköy ve Akbelen; Giresun Dereli, Piraziz, Bulancak,  Artvin Cerrattepe sadece birkaç örnek. Bakalım listelere daha nereler eklenecek?

Pek çok sahada yapılan idari işlemler hukuka aykırı bulunarak iptal edildi. Yürütmeyi durdurma kararları verildi. Sondaj makinesini durdurmaya çalışarak alana giden köylülerin maden şirketlerine karşı haklılığı hukuki olarak da ispatlandı. Ancak ruhsat sahiplerinden pek çoğu bir yolunu bulup çalışmalarına jandarma marifetiyle devam ediyorlar.  Netice de yine işletmeciler kazanıyor.

Buralarda olanlar yörenin asıl sahiplerine oluyor. O bölgede görevli güvenlik güçlerine oluyor. Ne yapsınlar, yasa böyle emrediyor, karşılarındaki savunmasız ve çaresiz halkı uzaklaştırmak da onlara düşüyor. Oralarda jandarma olmak, polis olmak da çok zor, çok.

Elinde baston sağa sola laf yetiştiren Perşembe yaylasındaki teyzenin şu sözlerine verecek cevapları olmadığı için eminim onların da bizim gibi yürekleri sızlıyordur:

“Bu yaylaya sahip çıkacak bir Müslüman yok mu? Bu adamlar nereden gelmişler? Biz onların memleketlerine gidip sularını kesiyor muyuz? Doğasına zarar veriyor muyuz? Kimsiniz ya siz, kimsiniz? Nedir bu ya!” Kalın sağlıcakla.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.