BİR HEKİMİN HAYATI, BİR ASRIN VİCDANI

Yayınlanma : 29 Ocak 2026 22:14
Düzenleme : 29 Ocak 2026 22:16

Bir portre Dr. Kasım Bataş

 

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağın sınırlarını aşar, bir mesleğin değil bir ahlakın temsilcisi olurlar. Hayatları sadece kişisel bir serüven değil, aynı zamanda bir halkın, bir coğrafyanın ve bir dönemin hikâyesidir. Bugün bahsedeceğim hekim, “hayatı roman olur” denilen insanlardan biridir. Ama bu bir mecaz değil, tarihsel bir hakikattir.

1912 yılında Kuzey Kafkasya’da, Karaçay Türkü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha hayatın başında, insanın omuzlarına zor sığacak kadar ağır bir kader yüklenir. Neredeyse tüm sülalesi, Sibirya’da yaşanan korkunç zulümler sırasında katledilir. Bu sadece bir aile trajedisi değil, bir halkın hafızasına kazınmış büyük bir acıdır. O acının içinden sağ çıkan bu çocuk, hayata küsmez; aksine hayata karşı daha dirençli, daha sorumlu bir duruş geliştirir.

Gençlik yılları Rusya’da geçer. Kömür madenlerinde çalışır; yerin metrelerce altında, karanlıkta ve yokluk içinde. Ama o karanlıkta bile ilme tutunur. Rostov-Don Üniversitesi’nde tıp eğitimi alır. Zor şartlar altında, baskı ve belirsizlik içinde okur. Bu yıllar, onun sadece bir hekim değil; dünya tarihini, siyaseti ve insan ilişkilerini derinlemesine analiz edebilen bir aydın olmasının da temelini atar.

Zulüm ve savaş, onu Rusya’dan koparır. Alman ordusu ile birlikte bu toprakları terk etmek zorunda kalır. Almanya’da Erlangen Tıp Fakültesi’ni bitirerek hekimliğini tamamlar. Ancak onun için diploma, bir hedef değil; insanlığa hizmetin aracıdır. Hayatı boyunca da bu anlayıştan hiç sapmaz.

Yolu bu kez Pakistan’a düşer. Pakistan Ordusu’nda tabip albay olarak görev yapar. Sadece hastanelerde değil, askeri disiplinin ve savaş şartlarının içinde de sorumluluk alır. Bununla yetinmez; savaş pilotu eğitimi alır. Gökyüzünde ve yeryüzünde, insan hayatının sorumluluğunu taşır. Cesaret, disiplin ve fedakârlık onun hayatının sıradan kavramlarıdır.

Ama kalbinin bir köşesinde hiç dinmeyen bir özlem vardır: Türkiye. Bu özlem, bir görev yeri tercihi değil; köklerin çağrısıdır. Ve bir gün, Pakistan’daki görevini bırakarak Türkiye’ye gelir. Konya’ya yerleşir, burada evlenir ve bu topraklara gerçekten ait olur.

Üç dil bilen, dünya tarihine ve siyasetine hâkim, güçlü bir muhakeme yeteneğine sahip bir hekimdir. Fakat onu özel kılan bilgi birikimi değil; bu bilgiyi kullanma biçimidir. Bölge insanının hastalıklarını tanır, yoksulluğunu bilir, çaresizliğini görür. Parayla, pulla işi olmaz. Çoğu zaman hastasının ilacını kendi ecza dolabından karşılar. Hekimliği bir kazanç kapısı değil, bir emanet olarak görür.

Karda kışta, kilometrelerce yolu at arabasıyla aşarak hasta muayenesine giden bir meslek sevdalısıdır. Konforu değil, sorumluluğu seçer. Onun için hekimlik, hastanenin kapısından çıkınca bitmez; hayatın tam ortasında devam eder.

Babam ve İhsan amca, ilçenin sağlık sorunlarıyla sadece görev gereği değil, vicdanen ilgilenen iki güzel insandı. İnsanların derdini dinlediler, çare aradılar, çoğu zaman görünmeden yük taşıdılar. Bu ilçede pek çok insan, onların emeğiyle hayata tutundu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu sadece bir doktorun hayatı değildir. Bu, zulümden ilme, sürgünden vatana, yoksulluktan insanlığa uzanan bir ahlak yolculuğudur.

Kasım amcamıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Mekânları cennet olsun.

İsimleri, bu topraklarda iyilikle, vicdanla ve insanlıkla anılmaya devam etsin.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.