Çatalhöyük arkeoloğu James Mellaart'ın sahtekarlığı üzerine!
Bilim doğruluk; bilim insanında dürüstlük ister..
Yoksa dünyanın en meşhur arkeoloğunun durumuna düşmek var!
İki gün önce Bölümümüz öğretim üyelerinden Prof.Dr. Mustafa Demirci telefonla arayıp;”Hocam müsaitseniz Fransa’dan ARTE TV’den sizinle Çatalhöyük hakkında görüşmek isterler” demişti. Ben de “Dersim var ama dersimden önce boş saatte bir saat konuşabilirim” dedim ve apar topar okula koştum.
TV’nin programcıları ile biraz doğal ortama uymak için Kampüs’ümüzün yüksek bir tepesinden Konya Ovasını görecek bir yerde konuşlandık, uzaklarda Çatalhöyük’ün varlığını hayal ettik. Ancak sorular bana yöneltince işin rengi farklıydı, daha çok sorular Mellaart’ın sahtekarlıkları üzerineydi.
Neyse ki Mellaart’ın Dorak Hazineleri, sahte bir kopya olan Luvi Kitabesi ve de Çatalhöyük’le ilgili bazı iddialardan haberdardık.. Dilimiz döndüğünce bir şeyler söylemeye çalıştık. Ancak Mellaart’ın biliminden çok sahtekarlığının dile gelmesi içimi acıttı, onun adına üzüldüm.. Demek ki yanlışları “Tarih Affetmez”.
Onlara Heinrich Schliemann’ın Priamus'un Hazinesi olduğuna inandığı Priamus'tan bin yıl daha eski olan Truva'nın İlk Tunç Çağına ait hazineyi Almanya'ya kaçırması örneğini anlattım; bu da ikinci bir Truva’daki Priamus’un Hazinesinin(?) kaçırılması öyküsü gibiydi çünkü.. Truva'nın Hazinesi yıllar sonrası Rusya'da bulunmuştur.
Berlin'den de Ruslar 2. Dünya savaşı Berlin'i işgal ederken çalmışlar, Moskova'daki Puşkin Müzesinde sergilemektedirler. Umarım Dorak Hazinesi Mellaart'ın hayal ürünü değilse bir gün çıkar! Ancak kendisi hakkında "patolojik bir sahtekar" gibi makaleler yazılan Mellaart gerçekten böyle bir hazine ile karşılaştı mı?
James Mellaart Anadolu’da Mersin Yumuktepe’de J. Garstang’ın asistanı olarak çalışmalarına başlamış daha sonra Orta Anadolu ve İç Batı Anadolu’da arkeolojik yüzey araştırmaları ve kazılar yapmıştır.
1950-1960’lı yıllarda Denizli Beycesultan, Burdur Hacılar ve Konya Çatalhöyük’le bilim dünyasının gündemine oturmuştur. Özellikle Çatalhöyük dünya arkeoloji literatürüne ilk kent olup olmaması hususunda başlıca tartışma konularından biri olmuştur.
Bu tartışmalar Konya ve çevresinin dünya tarih öncesinin dikkatinin çekilmesine yol açmıştır. Ne varki 1960’larda Mellaart’ın yayımladığı Dorak Hazinesi’ni kimde ve nerede olduğunu belgelemeyesi onu bir sahtekar hırsız konumuna sokmuştur.
Bu nedenle ülkeye girmesi yasaklanmış Çatalhöyük kazıları da 30 yıllık bir sessizliğe bürünmüştür. 1993 yılında bölgeye gelen Ian Hodder 1996’da kazıları tekrar başlatmıştır..
Buradaki kazılar birkaç yönetim değişimine karşın sürdürülmektedir. Ancak Mellaart’ın Dorak hazinesi ile başlayan kuralsızlığı diğer alanlarda yaptığı çalışmaların da sorgulanmasına neden olmuştur.
Dileğimiz Dünya Arkeoloji literatürüne altın harflerle kazınmış UNESCO Dünya Kültür mirası daimi listesinde bulunan Çatalhöyük’ümüz şöhretine gölge düşürmemesidir.
Bilim egolardan arınmayı gerektirir ayrıca, bana sordular “ Hocam bütün bunları Mellaart egosu için mi, yaptı?”
Ne diyebilirdim ki egosuz insan olur mu, olmaz kuşkusuz?!
Asıl mesele egomuzu kontrol edebilmek!
Yani kontrolsüz güç değildir!
Kontrolü kaybedince de güç zehirlenmesine uğrarız.
Yoksa söylendiği gibi o "Patolojik bir sahtekar" mı?
Sanırım Mellaart’ın hırsları bazı şeyleri abartmasına yol açmış! Ancak bize Çatalhöyük kadar Dorak’la öğrettiği bir şey daha oldu, belgesiz yazmayacaksın, bu bilimde karşılıksız çek gibidir!


