Sabahları beliniz tutuluyorsa dikkat: Omurga romatizmasının sessiz belirtileri göz ardı edilmemeli

SAĞLIK Yayınlanma : 20 Temmuz 2026 13:15 Düzenleme : 20 Temmuz 2026 13:15
Sabahları beliniz tutuluyorsa dikkat: Omurga romatizmasının sessiz belirtileri göz ardı edilmemeli
Sabahları görülen bel ağrısı ve tutukluk, özellikle genç erkeklerde ankilozan spondilit belirtisi olabilir. Erken tanı ve bütüncül tedavi ile hastalığın ilerlemesi durdurulup yaşam kalitesi artırılabilir.

Sabahları uyanırken hissedilen bel ağrısı ve tutukluk, birçok kişi tarafından basit bir zorlanma olarak geçiştirilse de, uzmanlara göre bu belirtiler ciddi bir romatizmal hastalığın erken habercisi olabilir. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, özellikle genç erkeklerde görülen bu durumun, halk arasında 'omurga romatizması' olarak bilinen ankilozan spondilitin önemli bir erken belirtisi olduğunu vurguluyor. Bu kronik iltihaplı hastalığın omurgayı ve leğen kemiği eklemlerini etkilediğini belirten Prof. Dr. Koca, tanıda yaşanan gecikmelerin kalıcı hareket kısıtlılıklarına yol açabileceği konusunda uyarıyor.

ANILAN BELİRTİLER KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Ankilozan spondilit, genellikle 20 ila 40 yaş arasındaki bireylerde, erkeklerde ise daha sık görülmekle birlikte kadınlarda da rastlanabilmektedir. Hastalığın en belirgin erken uyarı işaretleri arasında, sabahları yarım saatten uzun süren tutukluk hissi, dinlenmekle artan ancak hareket edildiğinde azalan bel ağrısı, gece uykudan uyandıran ağrılar ve zamanla gelişen hareket kısıtlılığı yer alıyor. Prof. Dr. Koca, bu tür şikayetlerin üç aydan uzun sürmesi halinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini ifade ediyor. Bel ağrısının sıklıkla kas zorlanması veya bel fıtığı ile karıştırılabildiğini ancak ankilozan spondilitin kendine özgü belirtilerinin erken teşhis için kritik öneme sahip olduğunu ekliyor.

BÜTÜNSEL TEDAVİ YAKLAŞIMI HAYAT KALİTESİNİ ARTIRIYOR

Prof. Dr. İrfan Koca, ankilozan spondilit tedavisinin sadece ilaç kullanımından ibaret olmadığını, kişiye özel planlanan bütüncül bir yaklaşımın hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabileceğini belirtiyor. Bu yaklaşım, düzenli egzersiz, fizik tedavi ve rehabilitasyonu kapsarken, manuel terapi, akupunktur, nöralterapi ve ozon tedavisi gibi tamamlayıcı uygulamalar da tedavi planına entegre edilebiliyor. Beslenme de tedavinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor; rafine şeker ve işlenmiş gıdalardan uzak durulması, doğal ve dengeli beslenmenin benimsenmesi, sebze, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan zengin bir diyetin tercih edilmesi inflamasyonun kontrolü açısından büyük önem taşıyor. İdeal kilonun korunması, sigaranın bırakılması, düzenli uyku ve stres yönetimi gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de bütüncül tedavi yaklaşımının vazgeçilmez bileşenleri arasında yer alıyor. Erken tanı ve doğru tedaviyle hastaların omurga hareketliliğini koruyarak aktif ve kaliteli bir yaşam sürdürmeleri mümkün hale geliyor.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.