ATATÜRK’ÜN ÇEVRE SEVGİSİ

Yayınlanma : 08 Kasım 2025 20:16
Düzenleme : 08 Kasım 2025 20:16

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, 1. Cumhurbaşkanımız, Anafartalar Fatihi, Kurtuluş savaşının Başkumandanı ve tarihe imza atan dünya liderleri arasındaki haklı gururumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 87’inci senesinde rahmetle, saygıyla ve özlemle anıyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı Cuma hutbesinde VEFA İMANDADIR başlığı ile şöyle ifade ediliyordu: “ İnsanı Allah’ın rızasına ulaştıran, dünyada mutluluğa kavuşturan hasletlerden biri de vefadır. Vefa; sevginin, saygının, sadakatin ve fedakârlığın göstergesidir.Ben de kendi uzmanlık alanımda örnek olan, yol açan; en büyük çevrecilerden biri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e olan vefamı, sevgi ve saygımı onun yaşamında var olan çevre duyarlılığı ve çevre sevgisini ortaya koymakla göstermek istiyorum:

Mustafa Kemal’in 1881’de Selanik’te mütevazı bir evde başlayan yaşamı, 57 yıl sonra en verimli çağında Dolmabahçe’de sona erdiğinde tüm ulus mateme boğulmuş, yokluğu hiçbir zaman doldurulamamıştır. Millet olarak, her alanda onun eksikliğini hep duyuyor, hep arıyor ve hep özlemle anıyoruz. Onun kişiliğinde var olan askeri ve siyasi dehasını işin uzmanları bir kez daha ortaya koyacaktır. Ama onun birde pek gündeme gelmeyen çevreci tarafı vardır.

Her ne kadar “Atatürk” adıyla anılan kültür, sanat ve spor eserlerinin sayısı azalsa da aziz milletimiz vefa gösterip daha fazla atasına yaklaşıyor. Biz biliyoruz ki; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı ve yaptıkları büyük Türk milletinin gönlünden asla silinmeyecektir; silmeye de kimsenin gücü yetmeyecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliği, devlet adamlığı ve komutanlığının yanı sıra insan olarak da örnek alınacak vasıflara sahiptir. Kendisinin insani vasıflarından biri de çevreye verdiği önemdir. Onun tabiat sevgisi ve doğaya verdiği önem tüm çevre dostlarına örnek teşkil etmektedir.

Hepimizin ortak geleceği olan çevrenin korunması, doğal varlıkların yaşatılması ancak tabiatın güzelliklerini tanımak ve onları sevmekle başlar. “Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir” anlayışını şiar edilen ulu önder Atatürk’ün doğaya olan düşkünlüğü çocukluk yıllarında başlamıştır. Babasının ölümüyle birlikte annesiyle birlikte yerleştikleri dayısının çiftliğinde yeşilliğe, doğaya, toprağa sevgi duymuştur. Çiftlik hayatı onun doğa ve hayvan sevgisinin temelini oluşturur. Bu konuda Ankara’daki Atatürk orman çiftliği, Yalova’daki yürüyen Köşk ilk akla gelen yaşanmışlarıdır.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Ankara’da bir orman oluşturmak isteyen M. Kemal Atatürk, Ankara Beştepe’de şimdiki Atatürk Orman Çiftliğinin (ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin) bulunduğu sahada ülkenin en büyük   orman çiftliğini kurmuştur. Çiftliğe ilk fidan dikimi sırasında kendisine eşlik eden yabancı elçilerin ve uzmanların “Paşam, bölge toprağı kıraçtır ağaç yetiştirmeye elverişli değildir boşuna çaba harcamayın” sözlerine ve sahanın toprak analiz raporlarının olumsuz olmasına rağmen İşte Atatürk’ün cevabı:

Burası Vatan Toprağıdır, Kaderine Terk Edilemez, Ankara’nın kenarında, hem batak, hem çorak, hem de fena yer. Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip, ıslah edecektir.” demiş ve buranın yeşillendirilmesi ve ihya edilmesi için büyük çaba harcamış, saha yıllarca yeşil kalmıştır. Ayrıca; “Yurt toprağı kutlu olan sensin biz hepimiz senin için fedaiyiz” sözleri bütün çevrecilerin kulağında küpe olmuştur

Yalova’daki “Yürüyen Köşk” ün hikâyesi Atatürk’ün ağaç sevgisinin en güzel örneğidir. 1930 yılında Yalova'daki yazlık köşkünün çatısına değen çınar ağacı dallarından birinin köşkün çatısına değdiği ve kesilmesi gerektiği Mustafa Kemal Atatürk’e bildirilir. Atatürk, ağaç dalının kesilmesi yerine köşkün ileri taşınmasını ister inşaatın temelinin taşınmasını sağlamıştır. İstanbul Belediyesi fen İşlerinden gelen heyetin getirdiği tramvay rayları, binanın temelleri altına yerleştirilir ve bina rayların üzerine oturtulur. Bu yöntemle köşk, 4 metre 80 santim doğuya doğru kaydırılır. Atatürk'ün bizzat katıldığı çalışmalar tamamlandığında ise hem yapı yıkılmaktan hem de çınar kesilmekten kurtulur. Bu tarihten sonra ise iki katlı bina ‘Yürüyen Köşk' olarak anılmaya başlar.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sadece Ankara’da değil tüm yurt satında tarımın ve ormancılığın gelişmesi için hayatı boyunca uğraşı vermiştir. Hatta daha Cumhuriyet ilan edilmeden gerçekleştirilen İzmir’de 1.İktisat Kongresi’nde “Milli Ekonominin Temeli Ziraattır, Fendir” diye başlayan konuşmasında ülkenin geleceğinin ve iktisadi kalkınmanın ziraata ve tarıma önem verilmesiyle mümkün olduğunu belirtmiştir.

 “Yeşili Görmeyen Gözler Renk Zevkinden Yoksun demektir”, anlayışını kalbinde yaşatan Gazi Mustafa Kemal, yaşamının son günlerini geçirdiği Dolmabahçe’de hasta yatağının karşısındaki duvarda bir ormanı ve küçük bir çayırlığı gösteren tablo asıldır. Manevi kızı Afet İnan şöyle anlatıyor:
“Son günlerde, o tabloya uzun uzun bakar ve Afet, oralara gidelim, ağaçlar altında dolaşalım, basit bir hayata kavuşalım. “Son arzum, yeşillik ve ağaçlıktır, fakat yaz kış yeşil duran ağaçlar altında olmaktır, derdi.” Ruhu şad olsun. İnşallah ahirette mekânı yeşilliktir. Kalın sağlıcakla.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.