Bazı sınıflar vardır; yıllar geçse de yoklaması bitmez.
Defterler kapanır, sıralar değişir, okulun koridorlarında yankılanan ayak sesleri susar. Ama o sınıftan çıkan bazı isimler vardır ki, artık sadece okul arşivlerinde değil, bir milletin kalbinde yaşamaya devam eder.
Sarayönü Lisesi’nin 1980’li yıllardaki 6 Fen sınıfı da benim için işte böyle bir sınıftır.
O yıllarda hepimiz gençtik. Hayatın başındaydık. Gelecek dediğimiz şey, önümüzde uzanan uzun ve bilinmez bir yoldu. Aynı sınıfta ders dinler, aynı tahtaya bakar, aynı teneffüs zilini bekler, aynı öğretmenlerin karşısında heyecanlanırdık. O günlerde kimse kimsenin kaderini bilemezdi.
Kim bilebilirdi ki, o 6 Fen sınıfının içinden bir gün biri gazi, biri şehit olarak milletin hafızasına yazılacaktı?
Gazi Ömer Kula ve Şehit İsmet Önal…
İkisi de Sarayönü’nün evladı.
İkisi de aynı lisenin öğrencisi.
İkisi de aynı sınıfın, aynı gençlik yıllarının, aynı hatıraların insanı.
O günlerde onlar bizim için sadece Ömer’di, İsmet’ti. Sınıf arkadaşımızdı. Belki aynı sırada oturduk, belki aynı deftere baktık, belki aynı sınav telaşını yaşadık. Okul bahçesinde, koridorlarda, ders aralarında sıradan gibi görünen ama yıllar sonra insanın içini titreten hatıralar biriktirdik.
Fakat hayat, bazı insanlara sıradan bir ömür yazmaz.
Ömer Kula, vatan görevi sırasında iki bacağını kaybederek gazilik makamına ulaştı. Bu cümleyi söylemek kolay gibi görünür; ama içinde bir ömürlük acı, sabır, irade ve iman vardır. İnsan iki bacağını kaybedebilir; fakat Ömer bize gösterdi ki, insan duruşunu kaybetmezse hâlâ dimdik ayaktadır.
O, bedeniyle ağır bir bedel ödedi ama ruhuyla yenilmedi. Hayata küsmedi, milletine darılmadı, içine kapanmadı. Aksine, kendi yarasını başkalarına umut yapmayı bildi. Bugün onun adı sadece bir gazilik hikâyesiyle değil; sabırla, metanetle, vatan sevgisiyle ve yeniden ayağa kalkmanın onuruyla anılıyor.
Şehit İsmet Önal ise devletin sessiz ama ağır görevlerinden birini yürütürken şehitlik mertebesine ulaştı. Bazı görevler vardır; görünmez, fazla konuşulmaz, alkışı azdır. Ama devletin bekasında, milletin huzurunda büyük karşılığı vardır. İsmet de böyle bir görevin insanıydı.
Onun adı, artık sadece bir okul arkadaşımızın adı değildir. Onun adı, Türk bayrağına sarılı bir tabutun ağırlığında, bir babanın yüreğinde, bir annenin duasında, bir kardeşin bir ağabeyin ciğerinde , bir evladın eksik kalan hatırasında yaşamaktadır.
İnsanın içini en çok burası sızlatıyor:
Aynı sınıftan iki arkadaş…
Biri gazi, biri şehit…
Biri hayatta dimdik bir vefa abidesi, diğeri toprağın altında ebedî bir emanet.
Sarayönü Lisesi 6 Fen sınıfını bugün düşündüğümde, gözümün önüne sadece bir sınıf gelmiyor. Bir dönemin temiz gençliği geliyor. Tahta başında ders anlatan öğretmenler, sıralarda oturan öğrenciler, teneffüslerdeki sesler, okul bahçesindeki koşuşturmalar geliyor.
Ve o sınıfın içinde iki isim daha belirginleşiyor: Ömer ve İsmet.
O zaman kimse onlara “Gazi Ömer” ya da “Şehit İsmet” demiyordu. Onlar bizim arkadaşımızdı. Bizim sınıfımızın çocuklarıydı. Aynı yaşların, aynı yılların, aynı memleket havasının insanlarıydı.
Ama zaman, bazı isimlerin önüne büyük unvanlar koydu.
Bugün Ömer’in adının başında Gazi yazıyor.
Bugün İsmet’in adının başında Şehit yazıyor.
Bu iki kelime, bu milletin en ağır ve en şerefli iki kelimesidir. Birinin içinde yarım kalan bedenler, diğerinin içinde yarım kalan ömürler vardır. Birinde sabır vardır, diğerinde ebediyet. Birinde yaşayan bir kahramanlık, diğerinde toprağa emanet edilmiş bir yiğitlik vardır.
Biz aynı sınıfta okuyan arkadaşları olarak, yıllar sonra bu iki isme baktığımızda gururla hüzün arasında kalıyoruz. Gurur duyuyoruz; çünkü aynı sıralardan böyle yiğitlerin çıkmış olması büyük bir onurdur. Hüzünleniyoruz; çünkü insan isterdi ki, herkes bugün yine eski günlerdeki gibi yan yana olsun, bir okul hatırası gibi gülümseyerek anılsın.
Ama vatan dediğimiz şey de tam burada anlam kazanıyor.
Vatan bazen bir gazinin kaybettiği bacaklarında,
bazen bir şehidin yarım kalan ömründe,
bazen de yıllar sonra eski bir sınıf arkadaşının boğazına düğümlenen hatırasında saklıdır.
Sarayönü Lisesi 6 Fen sınıfı, belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir sınıftı. Ama bugün geriye dönüp baktığımızda, o sınıfın yoklamasında artık iki büyük unvan var:
Gazi Ömer Kula.
Şehit İsmet Önal.
Bu iki isim, sadece Sarayönü’nün değil, bu milletin de ortak değeridir.
Onları anmak, sadece geçmişi hatırlamak değildir. Onları anmak; vefayı diri tutmak, gençlere örnek göstermek, bu toprakların hangi bedellerle vatan olduğunu unutmamaktır.
Ruhun şad olsun Şehit İsmet Önal.
Allah senden razı olsun Gazi Ömer Kula.
Sarayönü sizi unutmaz.
Sarayönü Lisesi sizi unutmaz.
6 Fen sınıfındaki arkadaşlarınız sizi unutmaz.
Çünkü bazı arkadaşlar mezun olup gitmez.
Bazıları milletin kalbine yazılır.


