Sosyal medyanın gençlik, edep ve insanlık üzerindeki sessiz yıkımı
Eskiden çocuklar sokakta büyürdü. Dizleri kanar, üstleri kirlenir, ama ruhları diri kalırdı. Akşam ezanı okununca eve çağrılır; oyunda sabrı, mahallede saygıyı, büyüklerin yanında edebi öğrenirdi. Şimdi ise çocukların dizleri değil, çoğu zaman ruhları kanıyor.
Bugün sosyal medya, gençlerin elinde masum bir oyuncak gibi duruyor; fakat çoğu zaman sessiz bir esaret kuruyor. Önce zamanı alıyor, sonra dikkati, sonra mahremiyeti, sonra da insanın içindeki o temiz çocukluğu eksiltiyor. Çocuk daha kendini tanımadan başkalarının hayatına bakıyor; genç daha yolunu bulmadan kendini kıyasın ateşine atıyor.
Bir fotoğraf kaç beğeni aldı, hikâyeyi kim gördü, mesaja kim cevap verdi... Ruh hâli artık kalbin derinliğine değil, ekranın rakamlarına bağlanıyor. Oysa insan, Allah’ın yarattığı en kıymetli varlıktır. Bir beğeniyle yücelip bir yorumla yıkılacak kadar ucuz değildir.
Asıl tehlike de burada başlıyor. Genç, ekranda gördüğü sahte hayatlara yetişmeye çalışırken kendi gerçek hayatını kaçırıyor. Ailesiyle sohbeti sıkıcı, kitabı ağır, sabrı gereksiz, mahremiyeti eski moda sanıyor. Edep geri kalmışlık, tevazu eziklik, utanma duygusu cesaretsizlik gibi gösteriliyor. Halbuki insanı insan yapan şey biraz da utanması, ölçülü olması, nefsine “dur” diyebilmesidir.
Bizim inancımızda zaman emanettir, beden emanettir, göz emanettir, kalp emanettir. Ekran başında tüketilen saatler sadece boş vakit değildir; bazen ömürden eksilen berekettir. Göz her görüntüye alışınca kalp de yavaş yavaş duyarsızlaşıyor. Ayıp sıradanlaşıyor, mahremiyet pazara çıkıyor, öfke ve gösteriş normalleşiyor.
Bir zamanlar evin içinde sakınılan sözler, bugün milyonların önünde rahatça söyleniyor. Bir zamanlar aile terbiyesinin koruduğu sınırlar, bugün birkaç saniyelik görüntü uğruna çiğneniyor. Genç, beğenilmek için kendini pazarlamaya; fark edilmek için haddi aşmaya; güçlü görünmek için kalbini sertleştirmeye zorlanıyor. Böylece dışı parlak, içi yorgun bir nesil ortaya çıkıyor.
Elbette teknoloji bütünüyle kötü değildir. Sosyal medya doğru kullanılırsa ilme, hayra, iyiliğe ve güzel söze kapı olabilir. Fakat ölçü kaçınca nimet imtihana dönüşür. Mesele telefonu kullanmak değil; telefonun bizi kullanmaya başlamasıdır. Elimizde tuttuğumuzu sandığımız cihaz, bazen bizi uykumuzdan, ailemizden, duamızdan ve kendi iç sesimizden uzaklaştırıyor.
Bugün ailelere, öğretmenlere ve topluma büyük vazife düşüyor. Gençleri yalnız yasaklarla değil, anlamlı bir hayatla korumalıyız. Evde muhabbet yoksa ekran büyür. Sofrada sohbet yoksa telefon konuşur. Kalpte iman, edep, hedef ve aidiyet yoksa sosyal medya oraya kendi putlarını diker. Çocuğa sadece “telefona bakma” demek yetmez; ona bakmaya değer bir hayat, dinlemeye değer bir söz, tutunmaya değer bir ideal vermek gerekir.
Unutmayalım: Bir nesli kaybetmek, bir ülkenin yarınını kaybetmektir. Çocuklarımız gülmeyi emojiden, sevmeyi mesajdan, değerli olmayı beğeniden öğrenirse; yarın gözümüze bakan ama kalbimize uzak bir nesille karşılaşırız.
Bugün asıl soru şudur:
Çocuklarımız sosyal medyada ne izliyor değil;
sosyal medya çocuklarımızdan ne alıp götürüyor?


