Son yıllarda ilçemiz Sarayönü’nde içimizi acıtan bir durumla daha sık karşılaşır olduk: Boşanmalar…
Eskiden bir evin kapısından yükselen duman, o evde hayatın sürdüğünü anlatırdı. Bir sofraya iki tabak konması, bir çocuğun anne ve babasının arasında büyümesi, yaşlıların “Allah bir yastıkta kocatsın” duası, bizim toplumumuzun en kıymetli değerlerindendi. Şimdi ise ne yazık ki bazı yuvalar daha tam ısınmadan soğuyor, bazı sofralar daha bereketini bulmadan dağılıyor.
Elbette her evin derdi kendinedir. Dışarıdan bakarak kimse kimsenin acısını, kırgınlığını, çaresizliğini tam olarak bilemez. Bazen bir evlilik artık taşınamayacak kadar ağır bir yüke dönüşebilir. Kimseye “Ne olursa olsun devam et” demek de doğru değildir. Fakat bugün üzerinde düşünmemiz gereken şey şudur: Biz ne ara bu kadar çabuk vazgeçer olduk?
Bir sözün yarası kapanmadan ikinci söz söyleniyor. Bir kırgınlık onarılmadan gurur araya giriyor. Sabır, anlayış, özür dilemek, alttan almak, konuşmak, dinlemek sanki eski zamanlara ait kelimeler gibi unutuluyor. Oysa evlilik iki kusursuz insanın değil, kusurlarına rağmen birbirini tamamlamaya çalışan iki insanın yolculuğudur.
Sarayönü büyük bir ilçe değil . Burada herkes birbirini tanır, herkesin acısı bir başkasının yüreğine de dokunur. Bir ev dağıldığında sadece iki insan ayrılmış olmaz. Çocukların dünyası ikiye bölünür. Anne babalar yıpranır. Akrabalık bağları zedelenir. Komşuluklar soğur. Bir ailenin çöküşü, aslında toplumun temel taşlarından birinin çatlamasıdır.
Bugün gençlerimize sadece düğün yapmayı değil, yuva kurmayı öğretmeliyiz. Sadece ev eşyası almayı değil, bir ömür aynı evin içinde saygıyı korumayı anlatmalıyız. Kızımıza da oğlumuza da “Haklı çıkmak her zaman kazanmak değildir” diyebilmeliyiz. Çünkü evlilikte bazen en büyük zafer, susulması gereken yerde susmak, özür dilenmesi gereken yerde gururu bırakmaktır.
Büyüklerimize de görev düşüyor. Yangına körükle gitmek değil, su taşımak gerekir. “Boşan gel” demek kolaydır; ama bir çocuğun babasız ya da annesiz büyümesinin içindeki sessiz kırığı kim onaracaktır? Elbette zulüm, şiddet, ağır hakaret, sadakatsizlik gibi durumlarda kimseye sabır adı altında eziyet tavsiye edilemez. Fakat basit kırgınlıkların, geçici öfkelerin, aile büyüklerinin yanlış yönlendirmelerinin bir yuvayı yıkmasına da gönlümüz razı olmamalıdır.
Belki de bugün Sarayönü olarak yeniden düşünmemiz gerekiyor. Nikâh salonlarında atılan imzalar kadar, o imzanın anlamını da konuşmalıyız. Cami kürsülerinde, okul aile toplantılarında, belediye ve sivil toplum çalışmalarında aileyi koruyan, gençleri bilinçlendiren, eşleri birbirini anlamaya çağıran programlara daha çok yer vermeliyiz.
Çünkü aile sadece iki kişinin meselesi değildir. Aile, bir toplumun mayasıdır. O maya bozulursa ekmek kabarmaz, sofra bereketlenmez, çocukların gözündeki güven ışığı eksilir.
Sarayönü’nde her boşanma haberinde içimizden bir parça daha eksiliyor. Dileriz ki kırgınlıklar konuşularak, öfkeler yatışarak, gururlar biraz olsun kenara bırakılarak daha çok yuva kurtulsun. Dileriz ki çocuklar anne ve babalarını aynı sofrada görmenin huzuruyla büyüsün. Dileriz ki “bir yastıkta kocayın” duası yeniden sadece düğünlerde söylenen bir söz değil, yaşanan bir gerçek olsun.
Unutmayalım: Bir yuvayı kurmak yıllar alır, yıkmak bazen bir öfke anına bakar. Ama o enkazın altında çoğu zaman en çok çocukların kalbi kalır.


